26 Şubat 2012 Pazar

Köfte Deyip Geçme, Önemli Bence.

Evde çok köfte yapan biri değilimdir ben, genelde dışarıda yerim. Damak tadımında öyle mükemmel olduğunu söyleyemem. Yandan yemiş bir Vedat Milor gibidir daha çok. Yıllarrr yıllar önce Kemeraltında keşfettiğimiz bir köfteci vardı, ismi Köfteci Mehmet. Kesin bahsetmişimdir daha önce. Ama tabi hafızam eskisi gibi değil. Hafızamın düşük kayıt yeteneği ve ultra üşengeçliğim birleşince geriye dönüp bakmadım ve yazmaya başladım.

Neyse bu köfteci salaşlığın başkanı resmen. Ama öyle bir köfte yapıyor ki efsane. Bu zamana kadar oraya birini götürüp, köftesini beğenmediğini görmedim. Ama ben görmeyeli baya popülerleşmiş, 15-20 dk sıra bekledik, ve bir çiftle beraber oturup yemek yedik. Fiyatlara gelince 2 porsiyon köfte ve piyaza 12 tl verdik, bedava yani.

Şimdi siz yerini de sorarsınız. Kızlarağası Han Kapısına sırtınızı verin, soldaki ilk araya girin, gidin gidin gidin, şükrü bey'in yeri var kahveci, onu görünce sola dönün, sağ yapın, o sokağın sonunda, köfteci mehmet, köfteci mehmet giderken sağda dönerken solda.


Hadi canlarım benim.

21 Şubat 2012 Salı

I Want That One.

I want that one.




18 Şubat 2012 Cumartesi

Bunun Yaşlılığı da Var.

Bundan 5 yıl önce, cuma gecesi yanılıp yenilip 00.30'da yatsam, 300 fil tepse yine de sabah 8.30'da kalkmazdım. İşim olsa bile kalkmazdım. Şimdi işim gücüm yok, sabahın 8.30'da açtım gözleri. Ve ilk aklıma gelen ne oldu biliyor musunuz? Kalkayım da buzdolabını temizleyeyim?

26 yaşında, hayatının baharında, akıllı ve güzel ki bakın bunlar genelde bir arada olmaz, esprili bir kadının aklına cumartesi sabahı neden buzdolabı gelir? Resmen yaşlanma işareti. Bence o kadar krem vs. çıkaracaklarına buna çare bulsunlar. Gencecik insanların aklına buzdolabı gelmesin. İçimin kırışıklıkları artmış resmen.

Bu arada bir ingilizce öğretmeni olarak "vs."'yi İngilizce-Türkçe farketmeden "vesaire" diye okumama ne diyorsunuz?

Şu an bunları yazarken aklımın hala buzdolabında olması kaç puan gençler? Gençliğimde buzdolabının önüne sadece aşk acısı çektiğimde yanaşırdım. İçim geçmiş lan, duyun feryadımı. Bir yudum gençlik ateşi bağışlayın bana. Beni ararsanız buzdolabının önündeyim. çüsbismorgın.


8 Şubat 2012 Çarşamba

Wefoundlove.

Havalar sadece kıçımızı, başımızı değil, benim resmen ruhumu da dondurdu. İnsanın hiç bir şey için enerjisi olmaz mı? Olmaz. Neyse artık şikayet etmeyeceğim. Ettikçe sevgili Mikail veriyor soğuğu.

Bu yukarıdaki cümleleri yazdım ya, sonra tıkandım. Bildiğin tıkandım. Ne dicektim bilmedim. Bugün farkına vardım ki, aslında hep farkındaydım ama sanki bugün onayını alınca bir arkadaşımdan daha parlak bir aydınlanma oldu gibi geldi bana, ben hiçbir zaman ciddi bir insan olamayacağım. Enseye şap popoya parmak durumları o kadar seviyorum ki tutamıyorum kendimi. Ama kendimi böyle sevdim ben, ilk görüşte hem de.

Bugün yakın bir erkek arkadaşımla arkadaşlığımızın 6. yılını kutladık. Yemek yedik, kahve içip dedikodu yaptık. Komikti cidden. İnsan hep sevgilisi ile mi yıldönümü kutlar, dii mi?

Ben gittikçe Rihanna'yı sevmeye başladım. Çok önemli bir açıklamadır bu. Kaçırmayın bebeklerim. Hepiniz benim bebeğimsiniz biliyorsunuz di mi?

Flash Tv'de bir program var, parmaklıklar ardında diye. Cidden kameranın önüne parmaklık koymuşlar, ardından çekiyorlar. Mesela ben otursam sabahtan akşama türlü madde kullansam, o kafaya ulaşamam. Anca tuz ruhu falan içmem lazım.

Tuz ruhu demişken, dişlerini çamaşır suyuyla silen bir tanıdığımız vardı bizim. Tartar için benimde arada tuz ruhu kullanasım gelmiyor değil. Bir gargara tüm dertlerime çare olur diye düşünüyorum.

Off bunları yazarken bakıyorum ne kadar sıkıcı bir hayatım var. Acaba ben de mi moda blogger'ı olsam, ojeli parmak, kombin falan çeksem?


1 Şubat 2012 Çarşamba

Lapa Lapa Değil Laps Laps Yağıyor Kar.

Kış, kar ve soğuk triosundan ölümüne nefret ettiğimi söylemiş miydim? Haziran ayında doğan bir yaz çocuğu olarak, yaz aylarının, denizin, güneşin başımın üstünde yeri vardır. Ama kış? İzmir bu yüzden yaşayabileceğim tek yer sanırım. Yıllardır lapa lapa yağan kar görmemiştim. Anladım ki görmemem daha hayırlı olmuş. Görünce çünkü "yehuuu kar yağıyor" diye zıplayıp, ayaklarımı havada birbirine vurmadım. Gayet herşeyden nefret eden şirin gibi yüzümü buruşturup " nefret ediyorum kardan" dedim. Karı, buzu seveni de anlamıyorum. Milyon para verip kayak merkezine akın eden zihniyeti çözemedim hala. İnsan üşümek, kayıp kayıp düşmek için neden o kadar para verir ki?

Tatilimi resmen karın, soğuğun başkentlerinde geçirdim. 3 gündür İstanbul'dayım. Kafamı camdan çıkaramadım kar yüzünden. O kadar sıkıldım ki üstümü başımı yırtıcam o kadar. Uçağımı erkene alıp bir an önce İzmir'e dönsem mi? diye düşünmedim değil. Ama İzmir'de tarihi soğuğunu yaşıyormuş. Birileri bana sponsor olsa ve tatilimin kalan 4 gününü Bahamalarda, ne biliyim Miami'de geçirsem, nasıl güzel, nasıl süpersonik olur.

Ya da kış başlarken ayılar gibi uyusam, havalar ısınınca uyansam, hiç fena olmaz. Zaten kış girdi gireli küçük bir ayı gibiyim. Minimum hareket maksimum beslenme.

Küresel ısınma dedikleri de koca bir yalan. Neresi ısınmış bu kürenin. Isınmış küre böyle mi olur? Buz gibi resmen, üşüyoruz reis cCc.

Off içim sıkıldı gene resmen, çünkü kar coştu şu an. Bu aralar, bu aralar dediğim de pazartesiden beri, sürekli şuna gülüyorum. Siz de gülün. Aranızda kar, kış seven varsa benden uzak dursun. Yazı sevenler toplanıp sinerji yaratalım, şu küre ısınsın.