29 Eylül 2009 Salı

Bu mu Yani?


dertli_trans, Erkek , 20 , Ankara

Değişememek
Bu bedende yaşamak gerçekten çok zor, hem de kurtulma yolunu çok iyi bildiğin halde uygulayamamak... Belki de en fazla koyan, beklemek zorunda olmak. Ben bir transseksüelim; erkek bedenine hapsolmuş, ruhu kadın olan biri. Cinsiyet değişimi için okulumun bitmesini beklemem gerekiyor. Zaman geçmek bilmiyor ve önüme çıkan engeller, benim en ufak değişikliği bile yapamamama sebebiyet veriyor. Böyle yaşamaktan bıktım. Gerçekten ölmek istiyorum, delilik değil. Mantıklı bir kurtuluş yolu bu...


Dün itiraf.com'da böyle bir itiraf okudum. Bu itiraf doğru mu değil mi bilmiyorum. Umrumda da değil aslında. Sadece çok içim acıdı. Acı da değil aslında, kızgınlık belki de. Nasıl gaddar insanlarız ki bir insanı sırf erkek bedeninde kadın ruhuyla doğdu ( ya da tam tersi ) diye yargılayıp hayatından soğutabiliyoruz. Ölümü düşünmesini sağlıyoruz. Her gün kendi bedeninden ve ruhundan biraz daha nefret etmesini sağlıyoruz.

"Değişememek" itirafının başlığı, aslında tek sorunu kendisi olamaması, olmasına izin verilmemesi.

Hani İslam hoşgörü diniydi, hani "Ne olursan ol gel" diye kapılarımızı tüm insanlar açmıştık. Birileri bazı şeyleri yanlış anladı sanırım. Beş vakit namaz kılıp, oruç tutan ama bir insanın ölümüne sebep olan ya da onun ölümü düşünmesini sağlayan kişi kendine müslüman diyor değil mi? Onu geçin kendine "insan" diyor değil mi?

Umursadığımız şeyin insanların mutluluğu olması gerekmiyor mu peki? Bizi bunun "insan" yapması gerekmiyor mu? Her türlü pisliğin, yalan dolanın, aldatmanın olduğu toplumda tek sorun bir insanın göründüğü gibi hissetmemesi mi yani?

28 Eylül 2009 Pazartesi

2043




Emekli olup Mordoğan'a yerleşmeye karar verdim. Daha önümde 34 yıl olması moralimi bozmamalı değil mi?



Kalbim bildiğin Mordoğan'da kaldı.

25 Eylül 2009 Cuma

Hello Adana Ne Var Ne Yok Orada?

İzmir bebeğim aramıza tanımlanamayan bir soğukluk girdi. Biliyorum sorun sende değil, bende. Sanırım ciddi bir ilişkiye hazır değilim şu an.

6 yıldır ilk defa İzmir'e dönmeyi hiç istemedim. İzmir'e dönmek istemediğime göre daha bombastik bir yere gitmiş olmalıyım di mi? Yoo, Bilecik'teydim.

2 yıl önce okul bitince -hatta bitmeden- İzmir'de okuyan ama başka şehirlerden gelmiş benim gibi arkadaşlarımla tabir-i caizse bir taraflarımızı yırtmıştık burada kalabilmek için.

Ne iş olursa yaparım, nerede olursa otururum, yeter ki burada kalalım diyorduk. Ama kısır İzmir'de iş bulamayan arkadaşlarımın bir çoğu başka yerlere gitmek zorunda kaldı.

Ben şanslı biriydim. Hem güzel bir iş buldum, hem de İzmir'de kalabildim. Bunun mutluluğu bana 1.5 yıl yetti gerçekten. Hiç sorgulamadım hayatımı, şartlarımı. Eğleniyorduk nasıl olsa. Öğrenci evinden beter bir evde de otursam, kenara 3-5 kuruş para atamasam da eğleniyorduk.



İşten çıkınca küçükparkta bir bira iç, arkadaşlarını gör, hafta sonu hava iyiyse bir yerlere git ya da sabahlara kadar bir mekanda eğlen. Bunlar cidden mutlu olmama yetiyordu. İstediğim hayatı yaşuyordum nasıl olsa.

Ama zaman insanı ters yüz edebiliyor, fikirlerini alıp yerine yeller bırakabiliyor. Zaman mutlu olduğum küçük şeyleri benden almaya başladı. Biraz erken de olsa.

Sanırım elimdeki el yapımı gitarı satıp cillop gibi bir gitar alma vakti geldi de geçiyor bile.

İzmir bebeğim ilişkimize bir süre ara mı versek??

24 Eylül 2009 Perşembe

O Sandero Benim :)

http://www.busanderosenin.com/photodetail.aspx?pid=3089


Bir tıkla Nuran Aşure kardeşiniz araba sahibi olabilir, hepinizi pikniğe götürürüm söz.

23 Eylül 2009 Çarşamba

13.07.2008

Elimde bir şişe su.
Annem başucuna yavaşça dök diyor. Mezar taşı kadar soğuk hava. Mezar taşından daha soğuk olansa ben ve hislerim.
İçimden ve yüzümden geçen hiçbir düşünce yok. Yavaşça suyu döküyorum. Gözümün önüne bir yıl öncesi geliyor.
Ananem aynen buradaki gibi yatıyor. Çok zayıf. Aynen buradaki gibi durgun ve soğuk. Teyzem "ananene su içirmek ister misin" diye soruyor. "Yapamam" diyorum. "Yapamam".
Herşey çok yoğun. Gözyaşları...
Masadaki su dolu bardağı alıyorum. İçinde bir çay kaşığı var. Su ısınmış.
"Anane su içmek istermisin" diyorum. Belli belirsiz kafasını sallıyor.
Yavaşça kaşıkla ağzına su döküyorum. Kana kana içmek istediği belli. Ama zor.
Su içiriyorum aynen dün başucuna su döktüğüm gibi. Yavaş yavaş.

Mezarlıkları hiç sevmedğim kanaatine varıyorum. Bir daha gitmemek üzere çıkıyorum.

21 Eylül 2009 Pazartesi

BAYRAM ŞEKERİ

Bu ucuz şeker için tıklayınız :))

19 Eylül 2009 Cumartesi

Home Simit Home :)




Marlene'den arak :)

18 Eylül 2009 Cuma

Feridun Düzağaç Gözlüğü Olmak ya da Olmamak.

"Bayramda yağmur yağmasının sebebi gereksiz yere yağmur duası eden cemaat ve tarikatlardır. Bayramda alt katlarda oturan akraba ve tanıdıklarınıza ziyarete gitmeyin. Üst katlarda oturanları tercih edin." Bunu da gördüm ya ölsem de gam yemem artık.

C. Garipoğlu sucuk ekmek istemiş avukatından, dürüm istese daha bizden imajı verebilirdi bence, ama sucuk ekmek olmamış be Cem.

Dün akşam ATV teslim olma olayının canlandırmasını yapmış, sucuk ekmek olayına kadar, off medya tambi fantastik.


Unutmamak demişken yolculuk yastığımı asla unutmamalıyım. Zaten uyuyamıyorum, o olmazsa tambi eziyet oluyor yolculuk. Yalnız unutmamak hiç dememişim onu farkettim.

23,25 yıllık annem hala telefonda " Gökçen? Gökşen? " ikilemine düşüyor ya, daha ne diyim ben.

Balık tutmaya bayılan bir erkek arkadaşa sahibim. Yazın haftasonları bir yerlere gittiğimizde adamı göremiyorum. Elinde bir olta, kafasında tırt bir şapka, bütün gün balık tutuyor. Peki süper zeki ben ne yaptım? Doğum gününde ona bir olta aldım. Seneye tatile sanırım yalnız çıkarım.

Teoride Amerika'yı karış karış biliyorum, pratikte sınıfta kalıyorum. Hayat bir tek bana mı ters?

17 Eylül 2009 Perşembe

Ağalar İstanbul Ne Tarafta?

- Kızım o kıyafetle dışarı mı çıkılır, yollu mu olcan başımıza?

Anne burası İstanbul.


- O takılarla dışarı çıkarsan 1 metre gitmeden kapkaça uğrarsın?

Anne burası İstanbul.

- Oğlum ne bu halin esrarkeşler gibi?

Anne burası İstanbul.

Benim Şuralarda Bir Külahım Olacak?

- Cem Garipoğlu 197 gün sonra kırmızı alarmla yurt dışında aranmasına rağmen Bahçelievler'de bulundu, daha doğrusu teslim oldu. "Çember daralttık, yok çayda çıra oynadık, elim sende dedik, önüm arkam saklanmayan ebe" gibi açıklamalar yapan emniyet teşkilatının burnunun ucunu göremediği için sizce de utanması gerekmiyor mu?

- Peki 17 yaşında birindeki şiddet eğiliminin bu denli güçlü olmasına ne diyorsunuz? Ohayuhhattadahaneler dedim ben.

- Konuşcak saha güzel bir şey bulamadım mı? Galiba Evet

- www.markafoni.com diye bir site var, referansla üye oluyorsunuz. Bir çok markanın indirimleri oluyor. Ve alışverişi sadece belli bir süre yapabiliyorsunuz. Bugün indirime Tommy Hilfiger girmişti. Bir babeti gözüme kestirdim, bakalım.

- Sevgilim dün gece ayağını burktu, hayvan gibi şişti, evde yatıyor şimdi. Burdan ona acil şifalar diliyorum.

- Dün alışverişe gittik Forum Bornova'ya. Ne zaman alışveriş modum on olsa hiçbirşey alamadan dönüyorum. Tek alabildiğim Body Shop fondoten. Pehhh.

- Türkiye-Slovenya maçı "tambi montla sıç" maçıydı. Adamlar sadece 3!lük çalıştı, biz ise serbest atışları bile kaçırdık. Olm Udrich sakın çıkma karşıma, pislik.

- Turkcell 3g reklamlarından sonra Hidayet Türkoğlu size de çok itici gelmiyor mu? Hele o dansı yok mu? Fuckthesystem.

- Efes Light'ı limonlu deneyin, süper oluyor.

- Dogo Skinz'in laptop ve iphone için birbirinden güzel stickerları Markafoni'de sadece 14.90 tl, kaçırmayın derim.



- Donut nasıl tırt bir şeydir yahu, hele donut diye telaffuz edenler.

- Jaggermeister. İki kere içtim hayatımda, ikisinde de tek hatırladığım " in the beginning there was darkness"

- Absinth vs. Jaggermeister.

- İçki kültürüne giriş dersine devamsızlık yapan bir grup denyo arkadaşım ve denyo ben bir gecede sırasıyla Jaggermeister, absinth, tekila ve bira içmiştik. Yaklaşık 3-4 saat filmi yakmıştım.

- En son birinin kremine el koyduğumda artık arsızlaştığımı kabul ettim, bebeğim krem. Çantamda uslu uslu yatıyor. I love krem, her türlü.

- Artık evime gitmek istiyorum, cumartesi gününün hayali ile yanıp tutuşuyorum. Hem annemi, hem babamı ben evimi özledim.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Errör Veriyor Sistem.

Hayvan besleyenlerin besledikleri hayvanı çiftleştircek hayvan bulmaları, çiftleşene kadar aşamaları izlemeleri anne-babaların çocuklarını evlendirmesine benzemiyor mu? Neyse ki son aşamayı anne-babalar görmek istemiyor.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Buradan Bir Atlı Geçti Mi?

Bugünlerde kendimi baya çirkin hissediyorum. Mazhar çıkar şimdi " zaten çirkinsin ehehe" der biliyorum. Ama inanmayın blog halkı. Bildiğin ay parçasıyım ben. Doğal güzelliğim civar kentlerde dillere destandır. Bu yüzden makyajsız gezmem. Makyaj dediysemde abartı bir şey değil. Allık, kalem falan.



Aldığım kalemlerin genelde markasına değil rengine ve kalıcılığına bakarım. Çok yumuşak kalem sevmem. Emily markası bu konuda tek geçtiklerimdendir. Bir gün gözüm düşerse hiç şaşırmam heralde.




Fondoten olarak Body Shop'un Marula Yağlı Nemlendiricili fondotenini kullanıyorum. Geçen yıl Nisan gibi almıştım, daha yeni bitiyor. Çok memnunum kendisinden. Hemen gidip yenisini alacağım.



Eskiden daha çok kalem kullanırdım, hele ergen tribine girdiğimde simsiyah gözlerle dolaşırdım. Şimdilerde tercihim eye-liner. Hem daha kalıcı, hem de akıp bulaşmıyor. Marka tercihim ise maybeline. Ama gecen ay indirimden oriflame'in eyeliner'ını aldım daha kullanmaya başlamadım.




Rimel konusunda bir türlü dikiş tutturamamıştım. Ablam ne alırsa onu kullanırdım. 3-4 ay önce3 kendime ilk defa rimel aldım, tabi ki o da maybeline. (Maybe it's Maybeline). The colossal vlome express adı. Bundan da inanılmaz memnunum. Toparlanma yapmıyor, kirpikleri hacimli ve güzel gösteriyor. Güya indirimden almıştım ama. Başka dükkanda daha ucuza görünce gözümden bir yaş damlamadı değil.



Gözaltılarım genetik kodumun yanlışlığından dolayı hep mor olduğundan kendimi bildim bileli göz altı kapatıcısı kullanırım. Genelde Stick olanları tercih ederdim. Ama onlarda hep toplanma yapıyordu. Rimel ve eyeliner aldığım gün Maybelineci kızın gazıyla Maybelline Dream Mousse concealer'ı da aldım. Bundan da çok memnunum. Gün boyu kalıcılığını koruyor. Nisan-Mayıs gibi almıştım, daha 2 ay gider. Şiddetle tavsiye ederim.

Allıkla pek aram yok aslında. Çünkü kireç gibi bembeyaz yüzü çok seviyorum. Evde dandik flormar toplu allığım var gerektiğinde onu kullanıyorum. Bir de ev arkadaşımın İsviçre'den getirdiği H&M'in parıltılı allığı var, arada gaza gelip onu da kullanıyorum.



Ruj olarak genelde parlatıcı kullanıyorum. Ama gecenlerde turuncu ruj almaya gittiğim mağazadan kullanmıyorum diye ev arkadaşıma verdiğim rujun aynısını alıp çıktım. Ama çok ucuzdu. Bir de yeni aldığım Oriflame'in Giordani Gloss Supreme Absolute Red'ini kullanıyorum, süper bişi.

Tüm bunları neden yazdım bilmiyorum. Size neyse :)

Just Make-Up :)

Aysun Kayacı Master'ını tamamlayana kadar Türkiye'ye geri dönmeyecekmiş, göz göre göre bir beyin göçü yaşanıyor. Yetkililerden buna bir dur demelerini istiyorum.

Yetkili demişken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın A4 kağıda keçeli kalemle çizilmiş sel görüntüsüyle açıklama yapmasına ne diyorsunuz? Ohayuhhattadahaneler dedim ben.

"Gökyüzü delindi sanki" cümlesini milenyumda kurmayalım artık. Bırakın bu kocakarı deyimlerini allasen.

Bodyshop'ta 2 al 1 öde kampanyası varmış, sevinçliyiz hepimiz, yaşasın Body Shop'umuz.

İngilizce telaffuzu en güzel kelime sizce ne? Bence Fiancé. Pek İngilizce sayılmaz ama olsun.



Liseden yakın bir arkadaşım Bilecik'te "KahveRengi" isimli bir cafe açıyor, Bilecik için bir nimet bence bu. Bayramda ordayım, bir kahveye bekleriz.

Bayram tatilinin daha uzun olmasını istiyorum. Annemi özledim.

Kavak Yelleri deyimi yerindeyse uşak aşçıya, aşçı bahçevana sonra herkes uşağa gibi olmuş.

Siz de Reha Muhtar'ın yakında patlayacağını düşünmüyor musunuz?

Farmville cidden canımı sıkıyor, gökdelenleri, trafiği, metropolü özledim resmen.

11 Eylül 2009 Cuma

Köprüaltı Cam Cam Öpsün Seni Zeki Amcam


Durumum aynen bu :


10 Eylül 2009 Perşembe

The Gathering

5 dk önce Anneke'nin grubu tamamen terk ettiğini öğrendim. Bir damla gözyaşım sel olur aktı. Anneke nasıl yaptın bunu bize haa?

Saturnine eşliğinde ağlıyorum şimdi.

You don't have to preach, you don't have to love me.

Evleniyoruz, Mutluyuz ( Kültür Ve Doğa)

Mahallenin bıçkın delikanlısı Kültür çeşmeye su almaya giden güzeller güzeli Doğa'yı gördüğü an aşık olur. O gün kendi kendine bir yemin eder, Doğa benim olacak vurucam kırbacı diye. Yok o başka bir hikayeydi. Kültür Doğa'nın aşkıyla yanıp tutuşmaktadır, gözü ondan başka hiçbirşeyi görmez. Kara sevda dedikleri daha ne olabilir ki?

Kültür konuyu "ebeveyn"lerine açar ve ellerinde çiçek ve çikolata ile Doğa'yı istemeye giderler. Doğa'nın zalim babası " davul bile dengi dengine" der. Doğa ile Kültür'ün aşkına karşı çıkar. Ama ağzı laf yapan Kültür Doğa'ya çok iyi bakacağına söz verir ve Doğa'yla evlenir. 40 gün 40 gece sürer düğünleri. Cicim ayları içinde Kültür Doğa'ya çok iyi bakar, bir dediğini iki etmez, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz. Kültür'ün işleri çok iyi gitmektedir. Ev, araba, yat, kat ne isterse almıştır, cepleri para yüzünden pantolonunun en çabuk eskiyen yerleri olmuştur. Bu mal mülk Kültürü çok değiştirir. Artık eve geç gelmeye, Doğa'ya kötü davranmaya başlar. Zaman zaman şiddet uyguladığı bile olur. Kültür'e göre bu evin efendisi kim Doğa'nın görmesi gerekmektedir. Doğa tüm bu olanlara sabreder. Çünkü tüm farklılıklarına rağmen Kültür'le mutlu olduklarını ve birbirlerini sevdiklerini düşünür. Ama Kültür çoktan uruspulara gitmeye başlamıştır.

Tüm bunlar Doğa'nın canına tak eder. Kültür'ün tüm elde ettiklerini, evliliklerini bir bir yok edip, Kültür'ü sıfır noktasına götürür. Kültür herşeye yeniden başlamak zorunda kalır. Yat, kat deyimi yerindeyse Kültür'e monte olmuştur. Son sözü söyleyen Doğa'nın babası olur " Davul bile dengi dengine"



Tüm bu hikayeyi neden mi anlattım? Dün İstanbul ve çevresinde biten bir Kültür - Doğa evliliğine daha şahit olduk. Kültür'ün didinip çalışıp yıllardır edindiklerini Doğa aldı gitti. Kültür'ü sıfırdan başlamak zorunda biraktı tekrar. 30 Kişi de bu evliliğin kurbanları oldu, Kültür ve Doğa'nın sokakta kalan çocukları gibi.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Cep Delik Cepken Delik Ayrıca SaykoDelik

Bir düğüne iştirak edip, "mutluluklar" diyemeden bitti koskoca yaz. Hüznüm gözlerimden okunuyor.

Bayramlarda Yastık Altına Konan Yeni Kıyafetler Gibi Hissetmek...

Bloguma Fulya'nın büyük sabır ve yardımıyla yeni bir şekil verdim. Kendimi arefe günü bayramı bekleyen heyecanlı çocuklar gibi hissediyorum. "Kendime yeni bir ben lazım" gibi lirik bir durum bu. Nasılım?

Aldığım deri ceketi giymeme havalar izin vermiyor, sanırım vermesini de istemiyorum. Bu tarz kapalı havaları sevmiyorum sanırım. En azından ofisteyken sevmiyorum. Evde olsam, pikenin altında, film ya da dizi izlesem, bir elimde sıcacık limonlu çayım. Herşeye limon sıktığımı daha önce söylemiştim değil mi?

Eğer siyah çay pala bıyıksa, yeşil çay kesinlikle damat traşı. Aynı şekilde spor ayakkabı pasif cimnastikse, topuklu ayakkabı kesinlikle aerobik.Şu topuklu ayakkabılara nasıl alışılır bilmiyorum.

09.09.09 Bu tarihte ya evlenilir, ya doğum yapılır ya da kıyamet kopar. Ziyan olmasın güzelim tarih.

Biri bana bu yazdıklarımı sağa-sola yasladığım ya da ortaladığım sekmeler nasıl geri gelir onu söylesin. Şu an ekrana böyle bakıyorum.




Facebook'a sevdiceğimle fotograflarımı koyup albüm ismini her an "My Lover" yapabilirim, yaparım bilirsin.

Portfolyo konumu "Gece ve Işık" olarak değiştirdim, retro malesef metro oldu. Retro diye çektiğim portre fotografta Gotik oldu. What a weird I am.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Taze Kan Aranıyor İşte Karambol.

1 haftadır çılgınlar gibi True Blood izliyorum. Vampirlerin topluma karıştığı, True Blood denen sentetik kanla beslenebildiği, hakları, temsilcileri olduğu bir dizi. Alt metninde Amerikan idiot'larının, siyahların, kilisenin, kadınların, erkeklerin eleştirildiği, ince ince dokundurulduğu bir dizi. Üst metinde ise sadece bir vampir dizisi. Başrollerinde Anna Paquin ( sözlükte baktım bu kadını herkes beğeniyor, bence tam embesil) Alexander Skarsgard <3( Bu ismi aklınızda tutun) ve Stephen Moyer var. Hiçbirini daha önce duymamıştım şahsen. Dizi Sookie Stackhouse diye bir kitaptan uyarlama-ymış-.



Sookie Stackhouse bu yukarıdaki şahsiyet, insanların düşüncelerini okuyabilen, bir vampirle çıkıp adama " bu bizim ilk barışma seksimiz" diyebilen tambi denyo kendisi. Gıcık bir pozitifliği var. Ayrıca dişleri ayrık ve çirkin. Sevmiyorum Sookie seni, kötü bir vampri kanını son damlasına kadar içse, afiyet olsun der geçerim.



Bu yakışıklı abimiz William Compton, ama biz ona kısaca Bill diyoruz. Sookie'ye aşık, insan gibi vampir olmaya çalışan, asimileye hazır, kendi halinde, true blood içip evinde takılmayı seven bir vampir. Yaklaşık 140 yaşında. İşi gücü Sookie embesilinin poposunu toplamak. Çok karizmatik ve iyimser bir vampir. Bugün gelsin istesin babamdan vampir falan demez damat diye kabul ederiz. Bizden biri gibi.




Stackhouse ailesinin diğer embesili Tambi troublemaker. Bu güzelim vampirleri sevmiyor, sürekli başına bela açıyor. Bizde kendisini ve kız kardeşini sevmiyoruz, go hell, yeah diyoruz.




Ve gelelim 5. bölge şerifi Vampir Eric'e. Bebeğim oldu daha ilk günden. 1976 model İsveç malı kendisi. İsmini bile duymadığım bir yığın filmde oynamış, filmlerini indirme listesine aldım. Eğer vampirler bu adam gibiyse kanımı memnuniyetle süzebilirler. Çok cool kendisi, arada bir İsveççe konusuyor, senin ağzını yerim ben diyesi geliyor insanın. Lady Gaga'da bu güzeliğin farkına varmış ve Alexander'ı "Papparazzi" klibinde oynatmış, bebeğim benim.





Alexander acaba yeni filmim " Alexander'la tabutta röveşata"da oynar mı? Ha Alex?

4 Eylül 2009 Cuma

Yedek Kulübesinden Jübile Olmak

Futbol yaşamını yedek kulübesinde geçiren ve jübilesini de tırt pasta ve gazozla orada yapan tipler gibi hissediyorum şu an. Halkla İlişkiler sektörü yumurtlayan tavuğu kaçırdı an itibariyle. ( Ne yumurtluyorsam) Bedava yiyecekleri turşulardan, soslardan oldu 90 teyzeleri.

Bölüme 5 kişi alıp beni 7. yedek yapmaları nasıl bir absürdlüktür. O 5 kişi kayıt yaptırmayacakta, yedeklerden de 2 kişi gelmeyecek ve ben bölüme kayıt yaptıracağım. Ölme eşeğim ölme. Bence ilk 5 dışında kalan tüm adayları yedek yaptılar. Kalbimiz kırılmasın diye. Hani yeni kardeşiniz olur da kıskanmayın diye size de tırt hediyelerden alırlar ya, aynı durum.

Çokta fifi demek istiyorum ( bir damla yaş gözden süzülür:).

Neyse dünden beri sevdiceği -acaba sana ne aldım? diye tribe sokuyorum. Arada unutuyor, veriyorum fitili bende. Çok eğlenceli.

True Blood 1. sezonu bitirdim. I'm fall in love with a wampire. Tanıştırayım bu Eric, gerçek ismi Alexander Skarsgaard. Alex, insanmısın lan sen? Kendimi odasına Teoman posteri asan ergen gibi hissediyorum. Eve gidip biraz Eric'i düşüneyim yatağımda yüz üstü yatarak. Sonra da arkadaşlarımı arayıp onlara biraz Eric'ten bahsederim.

Evde bildiğiniz "ben vampir oldum" diye tribe giriyorum. Kendime gidip o plastik kanser yaptığı söylenen vampir dişlerinden alıcam. Sonra da Eric'e bir mektup yazayım, vampir dişli fotografımı da arasına koyarım.

Sevdiceğim bil bakalım sana ne aldım??

Bu kadar alakasız bir blog yazdığım için kendimi tebrik ediyorum, cidden bujilerim meme yapmış, nerde benim zımparam?

3 Eylül 2009 Perşembe

Sallan Yuvarlan


Yüksek Lisans mülakatından çıktım, kafam çok yüksek, ama her an düşebilir. Hemen merak edenler için toparlıyorum.

İçeride 4 tane 90'lardan kalma teyze vardı. Tipler sanki 10 yıl önce odada unutulmuş gibiydi. Tozları üzerlerinde. 9.00'da başlaması gereken mülakat 10.30'da başladı ve ben 11.15 civarı 9. kişi olarak içeri girdim.

Gökşen mi Gökçen mi geyiği oldu ki doğduğumdan beri aşinayım. Ablam Gökçen, ben Gökşen diye gereksiz bir giriş yaptım, - aaa ablana sevgiler o zaman dedi bir kadın. Hava bir anda cıvıdı, güldük, tam bir çayınızı içerim diyecektim Sarışın kadın bana -Neden Halkla İlişkiler? dedi. Çok bombastik bir cevap verdim, hepsi birbirine bakıp onayladı. Bebeğim dicektim kiminle dans ediyorsun sen.

Sonra -Mitos nedir? diye sordu. Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü mezunu bir insanın aklına önce ne gelir bu soruyu duyunca? Mit, Zeus, Athena, Yunan falan değil mi? Benim kafam başka türlü çalıştığı için aklıma ilk Mitoz bölünme geldi :) Nasıl geldi bende anlamadım. Hemen toparladım kendimi, anlattım mit budur, şudur diye. Buraya da check dedik ve 90'ların saç kraliçesi bir teyzeye döndük.

Bana -Deneysel Halkla İlişkiler nedir? dedi. Benim şu anki sıçışımın kuramıdır diyecektim ki hemen bir manevra ile teyzeye yuvarlak, politik cevaplar verdim. Pek yemedi ama en azından bilmiyorum, öğrenmeye geldim gibi klişelere boğulmadım.

Son sorum - Sosyal iletişim ne zaman kişilerarası iletişime döner? idi. Salladım, nokta atışı olmasa da saçmalarım değmiştir konunun bir yerine. Gayet güle oynaya çıktık. Öptüm hepsini, bilsem size bir iki turşu getirirdim, ay bana da gelin kız nooolur dedim ve çıktım. Bakalım başka 5 çayında buluşabilecek miyiz bu 90'lar teyzeleri ile.

Ayrıca dün İzmir Enternasyonel Fuarı'nı ziyaret ettik. Kelimenin tam Manası ile "osurup osurup ipe dizmişler". Dünya mutfakları kısmı en merak ettiğim kısımdı. Çin mutfağında bizden bıyıklı amcaların olması, Fas mutfağında mersin tantunisi yazması ve Etiyopya mutfağına zayıf bir Etiyopyalıyı koymaları beni bu kısmın tırtlığına inandırdı. Rumeli Mutfağında "şaka boku" gibi bir şey vardı, bütün iştahımı kaçırdı.

Şimdi gidip bir orta kahve içeceğim, dua edin de beni yüksek lisansa alsınlar, yoksa düşük kafam hiç çekilmez.

XoXo

The Nuran Girl.