31 Aralık 2010 Cuma

Kedi Canınızı Sizi!

Geçen yıl aynen şöyle, karamsar bir yazı yazmışım. 2010 benim için biraz sancılı geçti zaten, ama sen bu ruh hali ile girersen o yıldan pek bir şey beklememek lazım. Ama hayatım ağustos ayından itibaren bambaşka bir yönde ilerlemeye başladı. Yani ilk sekiz ayı tambi felaketken, sonrası rüya gibiydi. Kariyer anlamında yepyeni adımlarım oldu. Asla yapamam dediğim öğretmenliğe adım attım, hatta çok sevdim. Bana "ingilisce örtmenim" diyen nerdeyse 75 tane minik girdi hayatıma. Ne kadar canım sıkkın olsa da tüm sıkıntımı alıp götürdüler.

Ey Min-el Aşk dedim yine yola devam ederken... Bana " su perisi" diyen, her güne daha umutlu, daha mutlu, daha enerjik olarak başlamamı sağlayan biri oldu hayatımda. Canımın sıkılmasına bile fırsat vermeyen, karşıma geçip bazen 31 yaşında bir adam gibi konuştu, bazen de 18'lik bir genç gibi benimle dans etti. "Aşk" kelimesine bambaşka bir anlam kattı, ezberlerimi bozdurdu bana.

Onun dışında geçen yıl o karamsar yazıyı yazan kız gitti, yerine sadece hayattan keyif almak isteyen biri geldi. Hayata daha pozitif bakmaya başladı, bazen evrenden torpili olduğunu düşündü, ama sonra vazgeçti ve en güzel torpilleri kendine yaptı, geçti.

Onun dışındaki herşey zaten hep aynıydı, en sevdiğim arkadaşlarım, ailem.. Hep yanımdaydılar, hepte olmaya devam edecekler.

Hayatımda eksilenler, hayatıma eklenenlerle yepyeni bir yıl başlıyor. Tek öğrendiğim şeyse ne yaparsan yap kendine yapıyorsun. Başrol sana ait, sen ne oynamak istersen o sahneleniyor hayatında. Yardımcı oyuncular, gelip geçici konular sadece bir süre oturup kendini dinlemeni sağlıyor.

O zaman ;


Mutlu Nuran hepinize Mutlu Yıllar Diliyor, bu da yeni yıl hediyeniz :)



23 Aralık 2010 Perşembe

Bu Konudaki Fikrim Gerçekten Mühim.

Beni yakından tanıyanlar bilir diyeceğim ama yakından tanımayıp blogtan tanıyanlar da bilir ki ben tambi krem manyağıyımdır. Her duş sonrası, birazdan kırkpınardaki güreşlere katılacakmış gibi özenle kremlenirim. El kremi, yüz kremi, vücut kremi, ayak kremi hepsi ayrı ayrıdır. Bunların hepsinin sebebi "Türkiye Çöl Olmasın" afişindeki kurak topraktan daha kurak olan cildimdir. Önceleri tamamen ihtiyaçtan olan kremlerle ilişkim zamanla bir çılgınlığa döndü. Krem almak, denemek, yeni nemlendiriciler keşfetmek ben de ayakkabı gören kadın tribi yaratmaya başladı.

Övünmek gibi olmasın ama piyasadaki kremlerden denemediğim kalmamıştır sanırım. İsmini hiç duymadığınız kremlerden popüler kremlere kadar denemediğim krem kalmamıştır sanırım. Blogumda da kremlerle ilişkimi baya bir detaylandırmıştım zaten daha önce. Bugüne kadar en memnun kaldığım krem Bebe markasının Holiday Skin kremi olmuştur. Kötü bir kokusu olmasına rağmen muhteşem bir nemlendirme gücü vardır ve sonrasında cildiniz ipek gibi olur. Daha da üstüne geçeni görmedim bugüne kadar.

O kadar Bebe diyorum ama adamlar al bu kremi doya doya kullan demiyorlar. Türkiye'de de bulunmadığı için temin etmek baya zor oluyor. Neyse konumuz bu değil zaten.


Bugün size Vaseline'in losyonlarından bahsedeceğim. Yaklaşık 1 ay önce FikriMühim'de kampanyalarını görüp bir krem delisi olarak katılmıştım. Benim kafamdaki vaselin pembe, yağlı bir kremdi. Çocukken sıkça rastlardık kendisine evimizde. Vaseline o yağlı kremin yanına bir de losyon çıkarmaya karar vermiş ve bir kampanya yapmış. Benim için tam yer tam zamanı bir kampanya oldu. Çünkü denediğim ve begenmediğim krem bitmek üzereydi ve ne alacağıma dair kafamda en ufak bir fikir yoktu.

Neredeyse 2 haftadır bu ürünü deniyorum. Bana gelen pakette Aloe Vera ve Essential Moisture ürünleri vardı. Kremlerde benim için en önemli etken kuvvetli nemlendirici olmasıdır. Sonrasında sürdükten sonra yapış yapış bir his bırakmaması ki johnson baby yağlar böyle bir his bırakıyor ve son olarakta kokusu önemlidir.


Vaseline'in -ki adamlar bu işe o süper yağlı kremlerle başladıkları için nemlendirme işini iyi kıvırmışlar - nemlendirmesi 10 üzerinden benden 7 alır. Kokusu da gayet iyi, aslında ben çilek ve benzeri kokuları daha çok seviyorum ama bu da idare eder.

Fiyat-performans açısından bakarsanız 400 ml ürünlerinin fiyatı 12.90 lira, gayet uygun. Ben deneyip memnun kaldığım için, bana gönderilen 5 TL Watson's indirim kuponunu yeni yıl için düzenlediğim give away'de verdim ki başkaları da kullansın ve memnun kalsın diye.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Give Away, Give Away, Give Away NOW!



200. izleyiciyi geçeli baya uzun bir zaman oldu ama ben anca hediye olayına girebildim. Oysaki hediyeler hazırdı uzun zamandır. Ama fotograflarını çekip buraya koymak baya zor oldu. Biliyorsunuz ki çok çok yoğunum :) Malum yeni yılda geliyor, birileri yeni yıla benim hediyelerimle girsinler :)

Katılım şartları :

- Blog izleyicisi olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.


- Bu yazının altına olabilecek en abuk yorumu bırakmak.

- Blog olur, facebook olur, twitter olur, arkadaşınıza, eşinize, dostunuza sms olur, bu hediye dağıtımını, -ayşeeee koş kızzzz hediye varrrr! diye haber vermek.

- Tarık Mengüç'ten Şakşuka Eşliğinde göbek atmak ve bunu belgelemek

Çok basit değil mi :)

Gelelim hediyelerimize, ilk hediyemiz Watsons'tan Vaseline'in 5 TL'lik indirim kuponu. Vaseline'in yeni losyonları hakkında açıklayıcı bir post yazıcam, sıkı durun.



İkinci hediyemiz, Oriflame siyah Kalem Eyelinerı, kendim kullanmıştım, gayet bombastik bir eyeliner.


Üçüncü Hediyemiz ise aynalı-maynalı şekilli bir lipstik. Kutusunu ters koymasaymışım tambi süper olacakmış, ama idare edin. Scott Barnes'in güzel bir lipstiği kendisi.

Son Hediyemizde, Claire'sten pembe bir çift küpe. Tam pinksatelite tarzı bir iş :)


30 aralık gece 00.00'da hediye dağıtımı biter, ben de balkabağına dönüşürüm benden söylemesi. Bu arada hediye sahibi nasıl bulunacak derseniz "ya şundadır ya bunda" yapacağım. Çok zorlanırsam random.org denen yerden teknik destek alabilirim.

Postumu göbeğimi kaşıyarak ve "ho ho ho" diye gülerek bitiriyorum, Good Luck :)


13 Aralık 2010 Pazartesi

Santa Claus ve Kaset Çanta

Bir kaset çanta çekilişi daha başladı. Gökten minnoş yağdığında bana pipinin düştüğü bir dünyada şansım çok az ama kısmet. İnşallah bana çıkar diyorum. Siz de aynısını deyin. Pozitif enerji alanı oluşturalım. Ordan bana minnoş yağsın. Hadi bakalım.

2 Aralık 2010 Perşembe

Camino (2008)

Aşırı dinci annesi tarafından Tanrı'yı ve İsa'yı keşfetmesi için yönlendirilen 14 yaşındaki Camino, tam da olması gerektiği gibi aşkı keşfetmek istemektedir.

Sınıf arkadaşının kuzeni Jesus'a aşık olan Camino, onunla aynı tiyatro oyununda olabilmek için türlü türlü hayaller kurar. Ama bir laf vardır ya " hayat biz onunla ilgili plan yaparken başımıza gelenlerdir" diye, aynen Camino'nun hayatı da böyle gelişme gösterir. Nadir rastlanan bir kansere yakalanan Camino gün geçtikçe kötüye gitmektedir. Kızlarını Tanrı yoluna yönlendirmek için elinden geleni yapan, onları dünyevi zevklerden uzak tutan bir anneye karşılık, kızlarının istediği gibi yaşamasını, her duyguyu tatmalarını isteyen bir babaya sahiptir Camino.


Hasta yatağında büyük acılar cekerken tek düşündüğü Jesus'tur, dayanmasının, iyileşmek istemesinin tek sebebi Külkedisi oyununda Jesus'u prens olarak izlemek, hatta prenses olarak Jesus'a eşlik etmektir.

Camino'nun acıları "İsa seni seviyor" yazan bir postere bakarken rüyasında Jesus'u öperek son bulur.

İspanyol yapımı Camino, 1985 yılında 14 yaşında kanserden ölen Alexia González-Barros'un gerçek yaşam hikayesidir. Kendisine azize ünvanı verilen Camino, bu dünyadan en çok istediği duyguyu tadamadan ama Tanrı'nın gözünde " ererek" ayrılmıştır.

Goya Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Aktris ödüllerini alan bu film sonuna kadar hak etmiştir. Filmde Camino'yu Nerea Camacho canlandırmıştır. Kızın oyunculuğu gerçekten çok iyidir.

İnanç ve yobazlık arasında gayet ince bir çizgi vardır ve filmde bu ince çizginin üzerinde durmaktadır.

Ben filmi çok begendim, son 5 dk. sı filmin müthişti. Ölmek üzere olan bir kız, onu azize ilan etmek için toplanmış bir sürü palyaço, kavuşamadığı aşkı Jesus ve ona hiçbir faydası olmayan, dualarını duymayan, acı çektiğinde yanında olmayan İsa.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Masallağğğ Masallaaağğ.

- Çok büyük fanı değilim ama deli gibi sahlep içmek istiyorum. Daha doğrusu, bir battaniye alıp, süper manzaralı bir yere gidip ki burayı biliyorum ama söylemem, sevgilime sarılıp sahlep içmek istiyorum. Yani neymiş sadece sahlep içmek değilmiş amaç.


- Bugün Hesionka'dan aldığım "biscuit" kolyemi taktım okula giderken, çocuklar bayıldılar, ders sonundaki teletubbiesler gibi sarılma ritüelimizde hepsi kolyeye ellediler gerçek mi diye, hatta aralarından 1-2 tane ısırmak isteyen bile oldu. (biyolojik saatim sus!)


- Pazar günü KPDS var, KPSS'deki çalıntı soru skandalından sonra OSYM adayları don-atlet sınava alma gibi bir uygulama başlatmış, çanta, takı, saat vs. herşey yasak, hatta kemerli tokalı kıyafet giymeyin bile diyor devlet. Sorular sanki sınav salonlarında dağıtıldı anasını satayım. Biz mi öküzüz devlet mi anlamadım.


- Konsere gitmek istiyorum, ama Orphaned Land konserine, 15 Aralıkta İstanbul'a geliyorlar, ve ben bir kez daha konserine gidemiyorum.


- Bu aralar metal damarım kabardı çok fena. Metal cidden ölmemiş bilader.


- Yılbaşı planları başladı mı? Biz de başladı, geçen yılki efsanevi Bodrum turundan sonra çıtamız çok yukarılarda, ama kadromuz çok sağlam, sayfiye yerleri bizi bekleyin yine. ( sayfiye?)


- Bir gün bana görücü gelirse shot tekila vericem kahve yerine. Ona göre gelin beni istemeye.


- allahım sen beni bir gün " çocugunuz zeki ama çalışmıyor" yalanını söylemek zorunda bırakma.


- 59.9 kiloyum, bu ne biri bana acıklasın, 60 desem çok 59 desem az, düz hesap 55 diyim de olsun bence.


- Bu arada biz yarın buluşuyoruz, duyan duymayan kalmasın.


Öperim.


Nuran the şişman hırsı olan kız.