28 Kasım 2009 Cumartesi

Danalar Firarda

Kaçan dananın arka bacaklarını dizlerinden kesip hayvanı yakalamaya çalışan, can havliyle hayvanın kesik bacaklarının üzerinde koşmasına neden olan adam, o hayvandan daha mı az hayvan sizce?

Bunun adı ne acemilik, ne bilinçsizlik. Bu düpedüz hayvanlık, canilik. Peki bu insanların Tanrı'nın bir buyruğunu yerine getirdikleri için hepimizden çok müslüman olduklarını düşünmeleri ironik değil mi?

27 Kasım 2009 Cuma

Denedik, Galiba Yanılmadık.

Tam 1 yıl önce, bu yazımla blogger dünyasına "dener de yanılmazsak" diye adımımı atmıştım. Dededik, galiba yanılmadık. Her gün yüzünü görmediğim ama hayatları, zevkleri hakkında bilgi sahibi olduğum yeni insanlarla tanıştım. Ben şu an Nuran Aşure için iyi ki doğmuş diyorum.

Mutlu Yıllar Nuran The Birthday Girl.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Yarın çalışanlara buradan nanik yapıp anne kucağıma doğru yola çıkıyorum. Ben giderken ağır bir şarkı çalıyor ve sahne buğulanıyor.

24 Kasım 2009 Salı

GötSaç Nuran

Kuaförlerin hepsinden nefret ediyorum. Ne saçının rengini beğenirler ne şeklini. Kendi kuaförün dışında başka bir kuaföre gitsen hemen kuaförüne saydırır. Uçlarından al dersin küt yapıp Küçük Besleme gibi atar seni sokağa.

Kuaför konusunda çok bahtsız bir insanım. Kuaförde 5 saat geçirdikten sonra yavruağzı saçlar sokağa çıkmak zorunda kalan bir insanım ben. Zaten hayatta en nefret ettiğim şey saçımla oynanmasıdır. O yüzden kuaförler bana hiç iç açıcı gelmez. Ama saç rengimi değiştirmeyi seviyorum. Fark ettiyseniz saç modelimi demedim, diyemedim. Çünkü saç modelim son 6 yıldır aynı. Neden?

Saçım uzamıyor. Bildiğin saçım omuzlarıma inmeyeli yıllar oldu. Neden bende rapunzel olamıyorum. Neden insanlar benim hakkımda -götsaç Nuran mı? haa bildim gibi yorumlar yapmıyor. Neden ha neden?
Madem blogum bir kadınlar hamamı, bir gün moduna girdi ki benim bunda hiçbir suçum yok, deyin bana bakayım ben nasıl götsaç bir insan olurum.

Rapunzel gibi sevdiceğime pencereden saçlarımı uzatırım. Sevdiceğim sağlıklı saçlarıma vurulur ve saçını ne ile yıkadın prensesim der.

Evet bu konuda ciddiyim, sevgilim bana hep prensesim der. Hep değil aslında. Yani gerekli uyarıları yaptığımda der. Der ama.

Postiş falan demeyin bana, kalbinizi kırarım. Kendi saçım olsun. Arkamdan -peruklu Nuran mı? falan demesinler.
Biraz daha kek?

Dikkat Enfeksiyon Çıkabilir.

Haftasonu nasıl ortamların balını yiyeceğimi, konserden konsere akacağımı ballandıra ballandıra anlatmıştım ya, kesin birinizin nazarı değdi. Hepinizi tek tek sorgulatmayın, kim "ah" ettiyse çıksın delikanlı gibi söylesin.

Filmlerdeki gibi etraf buğulansın ve biz cuma gününe dönelim. Buğulandı mı? Hah tamam.


Sakin'in sahnesini cidden merak ediyordum. Gayet iyilerdi. Efes Blues olmasına rağmen bar doluydu. Ayrıca Efes Light'a laf eden Pembe'ye sigara konusunda katılıyorum. RTE bence kedi olalı tek bir fare tuttu o da bu sigara olayı. Ter kokusunu saymazsak mis gibi temiz hava var mekanlarda. Bence en kısa zamanda kapalı alanlarda terlemeyi de yasaklasınlar. Ayrıca Efes Light'a her dönem laf atan dahili ve harici düşmanlarımız olabilir, bu bizi yıldırmasın. Toplamda 81 kalori, hafif bir tat, limonla içilebilme özelliği, ergonomik yapısı, daha başka ne arayabiliriz bir içki de. - Pembe Naber?-

Neyse. Pazar günü ise geçen yıl size muhteşem bedavalığından bahsettiğim Efes Blues Festivali vardı. Sırasıyla sahnede Ray Schinnery, Terry Evans & Band ve Shemekia Copeland vardı. Ray amca bildiğiniz bayılttı beni. Geniş omuzlu ve saten gömlekli Terry Evans süperdi. Shemakia Copeland ise en iyisiydi. Gecen sene de Sherrie Williams çok iyiydi. Demek ki Blues konusunda kadınlar gayet başarılı :)
P.S: O geceye ait hiç bir fotograf koymak istemiyorum çünkü hepsinde kare surat çıktım, bu da sizin nazarınız kanımca :)



Her şey kulağa süper geliyor değil mi? Zaten öyleydi de pazar gece 03.00'a kadar. Sancıyla uyandım. Tuvalette acılar içinde kıvrandım. Doktor sistit dedi ama bildiğin idrar yolu enfeksiyonu. Neden ve nasıl oldugu konusunda hiç bir bilgim yok ama dün azap gibi bir gündü.

Her sefanın bir cefası, her gülün bir dikeni vardır demeyin. Kim buna sebep olduysa ona şöyle seslenmek istiyorum:


- Seni bulacaaaam Kadın.

20 Kasım 2009 Cuma

Sert Kalın.

Kitabın kenarına "bağır taşı" diye taş koyup "şimdi sen gidecen ya cehennemin dibine git" diye kitap çıkaranın ben çok afedersiniz ama ağzını yüzünü dağıtırım. Bir de " gidecen" ne olm. Kitap yazıyorsun msnde arkadaşınla konuşmuyorsun. Bağır taşıymış, ben o taşla kafasını gözünü yararım o adamın.

Cezmi Ersöz'ün vardı bir kitabı " İçime gir ama sigaranı söndürme". Şimdi insanlar "Allahım nasıl bir laf o öyle" gibi triplere girebilir. Öyle değil aslında bildiğin erotik, müstehcen hatta +18 bir başlık. Sigara seksüel bir öğedir mesela. Fallik obje. Fallik ne 40 saat açıklatmayın bana. Araştırın, armut piş ağzıma düş, yok öyle. 4 sene okudum olm ben bunun için. Neyse. Sigara burda penise gönderme yapıyor. Yani diyor ki " içime gir, - şair adama sesleniyor burda- ama halvet olmayalım" diyor. Adam bariz bir şekilde "sevişelim ama kaza kurşunlarını engelleyelim " diyor. İnsanlar da " Cezmi Ersöz çok romantik kızım" diye kendinden geçiyor. Cezmi Ersöz'ün romantikliği meme görene kadar kimse bilmiyor. memepopomemepopoerrörerrör Kitap demişken dün BoBiler.org'ta şöyle bi'şey gördüm, bakım bakıp tüm gün güldüm ( Kafiyeyi kes)

Aslında bu yazıma başlarken aklımda başka bi'şey yazmak vardı ama brainstorm böyle bi'şey sanırım.

Burn Night Zoom - Mazhar Merhaba- bu akşam Sakin konserindeyiz Alsancak'ta. Adamlarla ilk tanıştığımızda biraz kafa göz yarmıştım. "Sarı lale mi ne bir onu dinledim" demiştim, Onur "zaten o bizim şarkımız değil MFÖ'nün" demişti. Bugün deri koltuğumu da alıp gideceğim, sahnenin karşısına ters oturacağım, tam konser başlamadan dönüp "hatırlar mısınız genç, gururlu ve hiç sizi dinlememiş bir kız vardı" diyeceğim. Ceplerine bir 20 tl sıkıştırıp " çal şimdi" diyeceğim ve uzaklara dalacağım.

Pazar Akşamı ise Efes Blues'a gidiyoruz. Davetiyeli gece ki bu içkisinden yemeğine herşeyin bedava olması anlamına geliyor. Call me Kıpti.

Henry & June'u buldum bu arada, ama onu hediye edeceğim birine. Çünkü sıcak banyosuyu bana alacak ondan.

Alsancak'ta Erbil Süel'in sokağından girince ileride solda bir sahaf var. İlki değil ama ikincisi. Hatta adı Kenar Kitabevi. Ordan 3 tane kitap aldım. Henry ve June, Aşkın Celladı ( bunu ortaokulda okumuştum ama tekrar okumak istediğim için aldım) ve Cuma ( Robinson Cruose ve Cuma üzerinden Doğu-Batı karşılaştırması ile ilgili bir kitapmış, kitapçı tavsiye etti, kırmadım aldım) Bu 3 kitaba sadece 18 tl verdim, hepsi gıcır gıcır, yepyeni.

Ayrıca Alsancak'ta Can Yücel Sokak'ta Arya Kitabevi isimli bir sahaf daha açıldı, sahibi bir arkadaşımın arkadaşı. Bir uğrayın, tüm kitaplar yepyeni 2. el olmasına rağmen.

Bende sahaf olmak istiyorum bu arada. Fular takıp, pipo içmek istiyorum. Bütün gün dükkanda oturup entel sohbetler yapmak istiyorum. Arada " hahaha" diye nazikçe gülmek istiyorum.

İstiyorum. Ciddiyim.

XoXo (ÖpSarÖpSar)

Nuran The Fularlı Kız

19 Kasım 2009 Perşembe

ıgnorance ıs blıss

Birkaç blogta okuduğum ve bir kaç arkadaştan da duyduğum Flashforward dizisine başladım. Dizi tüm insanların 2 dakika 17 saniye bayılmaları ve bu bayılma esnasında gördükleri gelecekten görüntüler üzerine.



Hepimiz gelecekte başımıza ne geleceğini, nerede, kiminle olacağımızı merak ediyoruz. Ama diziye başladıktan sonra aklıma gelen tek şey "Ignorance is bliss" oldu.

Henry and June






Anais Nin
'in 1931-1932 yılları arasında kaleme aldığı günlüklerinin derlemesi Henry and June. Henry Miller ve sevgilisi June ile Anais Nin'in ilişkilerini anlatıyor. Kitapta biraz Vicky Cristina Barcelona havası sezdim ben. Bu kitabı Miski'ye hediye ettim. Şimdi arıyorum bulamıyorum. Sanırım basımı yapılmıyormuş. Gören, duyan, bilen bana haber versin. Bu kitabı istiyorum.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Angelica.

Kanser sebebi bu şarkı.

17 Kasım 2009 Salı

Bütün dizilerde, filmlerde kadınlar sabah yataktan tanrıça gibi kalkarken, benim geceden elektriğe verilmiş apartman teyzesi gibi kalkmam reva mı?

16 Kasım 2009 Pazartesi

Trivial Pursuit


Delirmiş gibi Trivial Pursuit oynuyoruz kaç haftadır. Allah sonumuzu hayır etsin diyorum.


13 Kasım 2009 Cuma

Le le le sakine.


Karar verdim, 100. izleyicimi Adana'ya götürüp şırdan ısmarlayacağım, yapacağım bunu evet. Şalgama karışmam benden söylemesi.

Adanalıyık Allahın Adamıyık.


Saçlarımı bu renge boyatıp, böyle kestirmeye karar verdim. Peki bunun Adana'yla ne ilgisi var?

Bilmem.

p.s: bence ben bu kıza benziyorum, di mi lan?

12 Kasım 2009 Perşembe

Moda Blogları, Dağılın lan?

bu ay geçim sıkıntısı çekmemin, açlık sınırının altına düşmemin tek sebebi şu moda blogları. Gidin başka yerde oynayın lan :/

11 Kasım 2009 Çarşamba

Ergen gibi kız.


- Dün facebookta herkes Atatürk fotografı koydu, Atatürk fanı oldu, Atatürk'ü seven 1.000.000 kişi bulurum gruplarına üye oldu. İçimden "Allah belanızı versin" demek geldi. İçimden dedim zaten.

- Tokio Hotel'in basçısı çok güzel ya. Çocuğu her gördüğümde ergen olup fotografını duvarıma asasım geliyor.

- Düşünüyorum da öğrenciyken çeviri yapmadım hiç, işim gücüm var dışarı çeviri yapıyorum. Herkes gider mersine, benim yolum yol değil.

- Türkçe-İngilizce çeviri cidden zor. İngilizce-Türkçe'yi gözüm kapalı yaparım ama iş Türkçe-İngilizce'ye gelince parmak arasından bakmıyormuş gibi yapıp bakmam gerekebilir.

- Hani demiştim ya bu yazımda , hayatımda hep bir bara gidip "her zamankinden" demek istiyorum diye. 2 yıldır bi-fiil gittiğimiz Birazz'da denedik geçen akşam ve dün akşam. İlk önce Natik'e sordum " sana gelip "her zamankinden" desem ne getirirsin diye, adam "nescafe" dedi. Soda-limon dese bir derece, adam cidden nescafe dedi. Aynı soruyu dün gece Miko'ya sorduk, adam direk "Efes Light" dedi ve gönlümün birincisi oldu. Artık Miko'ya "herzamankinden" diyebilirim.

- Yemeğe gittiğimiz yerdeki eleman bana "Hadise'ye çok benziyorsunuz" dedi, kendimden nefret ettim.

- 18 Aralık'ta izne çıkıyorum, çocuklar gibi şenim. Anneli günler diliyorum kendime.

- İzne gittiğimde estetik için doktorla da görüşeceğim. Tabi önce anneme çok minnoş olmam lazım, yoksa her an veto edebilir.

-Atatürk grubu artmaya gitmiş, 10.000.000 kişi arıyormuş, yar bana bir eğlence.

- Hayatı boyunca hiç küfretmemiş insan var mıdır? Bence yoktur, varsa da kendine insan demesin lütfen.

- Çirkin çocuk diye bişi var ve tehlikeli bence.

Öperim

Nuran the Hadise'ye benzeyen Girl.


10 Kasım 2009 Salı

F*ck your fashion

I really support you guy. F*ck ugg boots, f*ck your fashion.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Yumurtaya Can veren Rabbim bana da çeviri veriyor.

Ne zaman ay sonunu denk getiremiceksem mucvizevi şekilde çeviri geliyor, biliyorum Allah'ım en çok beni seviyorsun. Peygamberlik konusunu açmıcam bir daha.

Good Morning Guys


Herkese benden çay, Şakir'e yok.

5 Kasım 2009 Perşembe

Salute The Flu.

Grip ve nezle arasında nasıl bir fark var hala anlamadım. Neyse ikisinin arasında bir yerlerdeyim şu an. Civciv çıkacak kuş çıkacak gibi. Bekliyorum.

Where is Mommy and soup?

4 Kasım 2009 Çarşamba

Ağan emmin her bir yerine, kırmızı kınalar yaksın

Yıllarca Sezen Aksu'nun "Onu Alma Beni Al" şarkısının "Ağan emmin her bir yerine, kırmızı kınalar yaksın" sözünü " alem mühim her bir yerine kırmızı kınalar yaksın" anlamışım. Kaybolan yıllarıma acıyorum şu an. Neyse konumuz bu değil.

Dün gece uyumak için debelenirken, evet uyuyamıyorum, -Zeynep selam kuzum- ( Zeynep ortalama 2 yazımdan birinde adının geçtiğini söylüyor, ortalamayı yükseltmek için artık her yazımda bir kere alakasız da olsa Zeynep diyeceğim) ne diyordum, hah debelenmek, aklıma bu zamana kadar unutamadığım ve çok utandığım olaylar geldi. Kimisi benim denyoluğumdandı, kimisi de başkalarının. Sonra kendime bir Top 5 Ashamed List yaptım.

5 Numara:

Daha önce anlatmıştım diye hatırlıyorum. Denyoluğumun tavan yaptığı bir hadise. Akçay'a tatile gidicem. Sanırım ortaokulda falanım. Tüm gece onu mu götürsem, bunu mu diye valiz hazırlamışım ve sabahta kargalarla olan randevum nedeniyle erkenden kalkmışım. Algı denen şey benim için gaz ve toz bulutundan önceki dünya gibi. Babam beni otobüse bırakıyor arabayla. Dönüp bana "otobüste ikram verirlerse sakın alma" dedi. Adamcağız kızını düşünüyor, biz "tanımadığın insanlardan şeker alma jenerasyonuyuz" çünkü. Benden bomba cevap geliyor :

- İkram vermiyorlar, top kek veriyorlar ki :)

(foto) Babamın bakışını hala unutamıyorum :) "bennerdehatayaptım" bakışı.

4 Numara:

Aynı gün yine, otobüse bindik, Akçay'a doğru gidiyoruz. Şansımıza Trabzondan gelen lazla dolu bir otobüs denk geldi. En önde yerimizi aldık, " güneş hızla yükseliyordu güneye giderken" diye takılıyoruz. Yol uzun tabi. Herkes öğlen uykusuna yattı. Ben koridor tarafında oturuyorum. Yanımda ablamın arkadaşı var muhabbet ediyoruz. Üzerimde tang top var. Yan koltukta da yaşlı bir teyze oturuyor. Şeytan üçgeni resmen. Muhabbetimizin ortasında "şraaaaaaak" diye bir ses geldi. Bütün otobüs uyandı, herkes ne oldu diye bakınıyor etrafına. Benim gözlerim faltaşı, (foto) teyzeye bakakaldım. Bu minnoş teyze tut sen benim askımı çek-bırak. Tam ortaokul ergen hareketi. Ama öyle tutmuş ki teyze sanki mancınıkla düşman püskürtüyor. Ve sonrasında beni daha da dumur eden şu cümleyi kuruyor:

Kızım sen böyle üşümüyor musun??? WTF??? (Teyze WTF demiyor, yanlış olmasın)

3 Numara:

Lisedeyim, İstanbul'a ablamı ziyarete gittim. Ablam TRT'de staj yapıyor o zaman. Akşam iş çıkışı Beşiktaşta buluşalım dedik. Tam da böyle ergenlik mi genç kızlık mı dönemindeyim. Öyle bir hormon salgılıyorum ki resmen kulaklarımdan fışkırıyor. Neyse ablamın iş çıkışına doğru ben giyindim ve Beşiktaş'taki çaycıya gittim. Aldığım ama pek giymediğim beyaz bir pantolonum vardı, onu giymiştim o gün de. Çok kalabalık oldugu için arka masalarda bir yere oturduk. Elemanlar yer (foto) boşalırsa ön taraflara alırız sizi dedi ve bir yer boşaldı. Kalktık biz tam deniz kenarındaki masaya oturacağız ki öyle bir dalga geldi ki, sadece ce sadece beni!! tepeden tırnağa ıslattı. Başka kimseye zararı olmadı. Sadece ben ıslandım. Beyaz pantolonumda ıslandı. Beyaz şeylerin ıslandığında ne gibi reaksiyonlar gösterdiğini bilirsiniz. Bildiğin şeffaflaşır. Akşamüzeri bir de. Kurumamda o saatten sonra. Biraz oturduk ama pantolonum hala şeffaf. Ablam " bak şimdi kalkıcaz, kimse sana bakmıyormuş gibi düşün, için gözükmüyor gibi" diye telkinlerde bulundu ama nafile. Ergenim olm ben, bildiğin " hayat acımasız, çok çirkinim" diye geziyorum. Ama yapacak bir şey yoktu, kalktım. Başım dik kalabalığın arasından geçtim, gittim. Arkamda "gördüm gördüm" diye bağıran olmadı neyse ki.

2 Numara:

Bu denyoluğun cidden denyoluktur ama. Bir numarayı hak ediyor ama bir numaraya kendi denyoluğumu koymak istemedim. İşe yeni girdiğim dönemler. Ofiste din muhabbeti açıldı. Karşımda da koyu bir dinci oldugunu öğrendiğim patronun damadı var. Karşımda derken adam fiziksel olarak karşımda değil sadece, düşünce olarakta karşı karşıyayız. Ben aşırı dincilerin yobaz oldugundan girdim, dinde modernleşmeden çıktım. Adam bana ayetlerden alıntılarla geliyor, ama ben hiç çakmıyorum durumu. Ofis bir anda boşaldı, herkes uzaklaştı, biz hala konusuyoruz. "Ne olacak olm düşünce özgürlüğü" diye de içimden geçiriyorum. Sanırım Allahın sevdiği kuluyum ki ben" bu yobazları yakacaksın kordonda" falan demeden bir şekilde konu kapandı. Akşam eve gidicem, herkese iyi akşamlar diliyorum. Müdürüm gülerek beni yanına çağırdı, istersen pek din muhabbeti yapma damatferit'le dedi. O an 100 mumluk bir şimşek çaktı gözlerimde. Işık göründü bana, karşıdan bir el " gel gel" yapıyordu ki aslında bana "nah" yapıyormuş onu farkettim. Adamın gözünün içine bakarak "ehiehi yobazsın olm sen" demiştim. Patavat nerdesin bebeğim. ( foto )



1 Numara:

Bu denyoluğum yine bir tatil dönemine ait. Lise 1'in yazındayız ve ben yine Akçay'dayım. Sanırım biri bana tatil deyince aklım başımdan gidiyor, çünkü istatistikler tüm denyolukların tatil zamanı yapıldığını gösteriyor. Neyse. Hormonlarım çoşumcu izdüşümler içinde yine. İstiyorum ki herkes beni beğensin, Afrodit gibi parmak uçlarında plajda gezeyim. Ama gelin görün ki ergenlikten çoşmuş ve kendine gelememiş cüssem bildiğiniz Afrodit Banu Alkan tadında. Siz deyin 70 ben diyim 75 kiloyum. Aslında benim kemiklerim iri ama neyse. Plajda da genç ve kulaklarından testesteron fışkıran bir erkek grubu var. Kenardan kenardan kesişiyoruz. (foto)
Biz denizdeyken onlarda denize girdiler. Sulu ve saçma deniz oyunlarıyla eğleniyoruz biz. Kardeşim miydi başka biri miydi net değil, beni sırtına aldı suda. Yanımızdan gecen testesteronlu erkek grubundan birinin yorumu beni resmen denizler altında 20bin fersaha mahkum etti.




-Olm bu kız şişman!! (WTF again!!!)

Ne şişmanı denyo, benim kemiklerim iri, diyemedim. Düğümlendi tüm küfürler boğazıma. O kadar testesteron bile benim kemiklerimin iri olduğunu farketmesini sağlayamamıştı. "Şişman, şişman, şişman,şişman" Kafamda sadece bu sözler yankılanıyordu. Bir grup şişman kadın da kafamın içinde dans ediyordu.

Eve gidip tüm gece Burhan Çaçan'dan "oy tombulum"u dinleyerek ağlamıştım o gün.

Şişmanmış, ben sana denyo diyor muyum. Pislik.

3 Kasım 2009 Salı

Dark Ages

"Yılmazı meseneden silecesin ha Ayşa" ararken bakın ne buldum. Mikrofon sevdam var. evet.




Videonuın sonunda biri "şarkı söyle" diyor, bende söylüyorum. Cidden.

Ben Minnoş'a Minnoş demem Minnoş Benim Olmayınca...

Issız Adam anne karnında bir hafta daha kazara fazladan kalsaymış, kesinlikle saç doğarmış. Neymiş mavi bir telaşmış, böyle de tırt bir replik var mıdır?

Sevgilime "minnoş" demeye bayılıyorum. Sinir katsayısındaki artış sinir uçlarına baskı yaptığu için o da bayılıyor. Ayılana gazoz, bayılana limon, yuvarlanıp gidiyoruz.

İzmir Kısa Film Festivali bugün başladı. Gösterimler Türk-Amerikan Derneği ve Yaşar Üniversitesi'nde yapılacak.

Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Matrix'i benim gibi izlemeyen insan sayısı çığ gibi büyüyor, desteğinize minnettarım. Buraların tek cahili ben değilmişim :)

Turşu sezonunun yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Yani 6 aylık kış uykusuna yatmamıza az kaldı. Wake me up when May ends. Tümünü Yasla

"May" diye bir film vardı, izleyen var mı? Yok mu? İzleyin bence.

Bence ben uzun saç fetişisti olabilirim. Yani bir kontrol ettirmem lazım. Ama kadın değil erkek. Fetişistler kadın-erkek ayırımı yapıyor mu ki? Mesela ayak fetişistiyim desem erkek ayağı mı anlarsınız kadın ayağı mı? Ya da unisex mi? Allah ne verdiyse yani. Merak ettim bak.

Facebookta gerçek ismimi kullanmaya başladım. O günden beri tanımadığım insanlardan mesajlar alıyorum. Çok mu havalı bir ismim var olm?


Üniversite'de 4 tane Zeynep vardı bizim sınıfta. 2 tanesi de msn listemde. Biri yakın arkadaşım Zeynep. Ne zaman Zeynep'e bişi sölicek olsam diğer Zeynep'e yazıyordum. Ben de diğer Zeynep'in ismini Zeynep Kemal olarak değiştirdim. O günden beri çok rahatım.

Benim ismim Gökşen, ablamın ismi Gökçen. Bir gün ablama "benim çocuğum olursa Gökçen koyayım, sen de Gökşen koy" demiştim, hayır tabi ki demişti, çok net. Bir aile geleneği olabilirdi isimlerimiz.

Aslında iyi ki "hayır" demiş. Ömrüm boyunca kimse ismimi düzgün söyleyemedi, bu acıyı onun çocuguna da yaşatamam.

Bence tek kötü huyum yemeği hızlı yiyip, içecekleri hızlı içmemdir. Onun dışında maşallahım var.

I can't get no sleep.

Öptüm sizi minnoşlar.

XoXo

Nuran The perfect girl.


2 Kasım 2009 Pazartesi

kay ıslak güvertelerinde bütün güzel kadınların.

Müslüman alemi bir "Halloween"i daha geride bıraktı. Pub'taki parti Boombox'takini fena tokatlardı. Ama hiçbirşey tüm gece sıkılmamı engellemedi. Uça uça eve geri döndük. Kış saati uygulamam başladı. Daha da 6 ay dışarı çıkmam. İzmir ölümcül soğuklarını yaşıyor bu arada. Her sabah aç karnına pekmez yeme mevsimi bu benim için. Domuz giribi paranoyası gittikçe büyüyor. Dünkü kadar gazete okudugumu hatırlamıyorum herhalde. Tüm köşe yazarları, haberler, ekler. Sorun söyliyim? Genetiği değiştirilmiş gıdalara karşıyım bu arada. Siz de karşıysanız gelin yamacıma. Teoman'ın en güzel albümü "o" dur, aksini iddia edenle ilişkimi gözden geçirebilirim. Eskiden, ortaokul falan, gazete ve dergilerden Teoman'ın resimlerini keserdim, ilk göz ağrım kendisi. Bildiğin ergen hali. Barlarda güneş gözlüğü takmak istiyorum, ışık gözlerimi rahatsız ediyor. Dün gece hiç uyuyamadım, çok suratsızım bugün. Cuma günü de çok suratsızdım. İnşallah mesajım doğru yerlere gidiyordur. Sıcak şarap mevsimi battaniyenin dolaptan çıkmasıyla açılmıştır. "Dolaptan çıkma" eşcinsel jargonunda " eşcinsel oldugunu kabul etme" anlamında kullanılır. Benim battaniyenin dolaptan çıkması apayrı ama, yanlış olmasın. Soba yakan bir cafe olsa, kesin giderim. Varsa söyleyin ya da sonsuza kadar susun. Halloween demiştim di mi?
İzmir'den halloween görüntüleri :



















and the oscar goes to: