31 Aralık 2010 Cuma
Kedi Canınızı Sizi!
23 Aralık 2010 Perşembe
Bu Konudaki Fikrim Gerçekten Mühim.

15 Aralık 2010 Çarşamba
Give Away, Give Away, Give Away NOW!
Üçüncü Hediyemiz ise aynalı-maynalı şekilli bir lipstik. Kutusunu ters koymasaymışım tambi süper olacakmış, ama idare edin. Scott Barnes'in güzel bir lipstiği kendisi.
Son Hediyemizde, Claire'sten pembe bir çift küpe. Tam pinksatelite tarzı bir iş :)
30 aralık gece 00.00'da hediye dağıtımı biter, ben de balkabağına dönüşürüm benden söylemesi. Bu arada hediye sahibi nasıl bulunacak derseniz "ya şundadır ya bunda" yapacağım. Çok zorlanırsam random.org denen yerden teknik destek alabilirim.
Postumu göbeğimi kaşıyarak ve "ho ho ho" diye gülerek bitiriyorum, Good Luck :)
13 Aralık 2010 Pazartesi
Santa Claus ve Kaset Çanta
2 Aralık 2010 Perşembe
Camino (2008)
Sınıf arkadaşının kuzeni Jesus'a aşık olan Camino, onunla aynı tiyatro oyununda olabilmek için türlü türlü hayaller kurar. Ama bir laf vardır ya " hayat biz onunla ilgili plan yaparken başımıza gelenlerdir" diye, aynen Camino'nun hayatı da böyle gelişme gösterir. Nadir rastlanan bir kansere yakalanan Camino gün geçtikçe kötüye gitmektedir. Kızlarını Tanrı yoluna yönlendirmek için elinden geleni yapan, onları dünyevi zevklerden uzak tutan bir anneye karşılık, kızlarının istediği gibi yaşamasını, her duyguyu tatmalarını isteyen bir babaya sahiptir Camino.

Hasta yatağında büyük acılar cekerken tek düşündüğü Jesus'tur, dayanmasının, iyileşmek istemesinin tek sebebi Külkedisi oyununda Jesus'u prens olarak izlemek, hatta prenses olarak Jesus'a eşlik etmektir.

Camino'nun acıları "İsa seni seviyor" yazan bir postere bakarken rüyasında Jesus'u öperek son bulur.
İspanyol yapımı Camino, 1985 yılında 14 yaşında kanserden ölen Alexia González-Barros'un gerçek yaşam hikayesidir. Kendisine azize ünvanı verilen Camino, bu dünyadan en çok istediği duyguyu tadamadan ama Tanrı'nın gözünde " ererek" ayrılmıştır.
Goya Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Aktris ödüllerini alan bu film sonuna kadar hak etmiştir. Filmde Camino'yu Nerea Camacho canlandırmıştır. Kızın oyunculuğu gerçekten çok iyidir.
İnanç ve yobazlık arasında gayet ince bir çizgi vardır ve filmde bu ince çizginin üzerinde durmaktadır.
Ben filmi çok begendim, son 5 dk. sı filmin müthişti. Ölmek üzere olan bir kız, onu azize ilan etmek için toplanmış bir sürü palyaço, kavuşamadığı aşkı Jesus ve ona hiçbir faydası olmayan, dualarını duymayan, acı çektiğinde yanında olmayan İsa.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Masallağğğ Masallaaağğ.

26 Kasım 2010 Cuma
Ben Bu Blogun Kısa Şortlu Halini Bilirim.
17 Kasım 2010 Çarşamba
New York'ta 5 Minare



12 Kasım 2010 Cuma
Ekşi Limonata
Ama illa da merak ediyorum, gideyimde bi yemeğe 60-70 tl vereyim, garsonlardan trip yiyeyim diyorsanız gidin görün, Maryln Monroe'lu koltuğu var, o güzel bak :)
11 Kasım 2010 Perşembe
Gives You Hell
Glee Cast - Gives you hell
Then you are the fool, I'm as well, Hope it gives you hell :)
2 Kasım 2010 Salı
Cadılar Bayramınız Mübarek Olsun
Hesionka Death Master dev oragıyla halkı selamlıyor, hepinizle aşağıda görüşücez diyor.
Death Master'la anlaşmaya çalışıyorum, bi 30 yıl daha yaşıyım diyorum ama o da hızlı yaşa genç öl diyor, ne yapsam bilemedim :) Bu arada yine elimde Light bira var, Hesi hemen light biramı getirdi, canım benim <3>
Gece boyunca Wolverine benimle "kostüm partisine kostümsüz gelmiş" diye dalga geçti, kendisini enişteme havale ettim :)
ve karşınızda ben, Çakma Sally Olsen :)
Hemşiresi bol bir geceydi, ölüleri emanet ettik ama hayata döndüremediler.
Gecenin tüm ayrıntıları anlatılacak gibi değildi, dekorasyon ve yemekler harikaydı, herşey cadılar bayramına uygun yapılmıştı, hesionka tambi yetenek canavarı, şeker annesinin ve eşinin destekleri asla yadsınamaz tabiki. Benim favorilerim punch, nahcık parmakla beyin, patlıcanlı dürüm veee göz gibi eti puf <3
Loreathan'ın abisi Cem ve şeker eşi Pelin Punisher ve Ellen Drive olmuşlardı, ikisini de çok sevdik, süperler.
Veeeee en sevdiğim şeyyy, karaoke. Hesionka ile ergenliğimize döndük ve Zombie söyledik, geceye de gönderme yapmış olduk :)
Gecenin en begendiğim kostümleri magara adamı ve kadını Hande ve Ati oldular. Hatta üzerilerinden süper geyikler döndü. Takdire şayan bir başarıyla ödülü kaptılar, oysa ki ödül benim hakkımdı :)

Yüce Rabbim hiç bir şeyi karşılıksız bırakmıyor, kostümümle dalga geçip kalbimi kıran Wolverine'in parmaklarını kırdı çıtır çıtır :)

P.S: diğer yazılanlar için :
26 Ekim 2010 Salı
Glory Box
25 Ekim 2010 Pazartesi
Biraz Evvel Brazzaville Buradaydı.


Şu minnoş bana nasıl abla denir ya?
19 Ekim 2010 Salı
Bir Hareketlenme Oldu Sanki?
- Zeyneple sabah yürüyüşlerine başladık. 45 dk.ya yakın yürüyoruz, sonra da teyzelerin tepesinde komik görüntüler verdiği aletlerde takılıyoruz. Ama gayet iyi görüntüler veriyoruz. Beni çekip facebook'a koymak isteyen bir sevgilim var ama daha o kadar ölmedik :)
- Dün spor sonrası Zeyneple "süperiz, enerjiğiz, tambi aktif sportifiz" diye konusuyorduk, bu sabah ikimizinde ağrımayan tek yeri kulak arkalarıydı, ama durmak yok yola devam diyen badem bıyıklıyız ikimiz de.
- Bu akşam Almanca kursu için bir toplantıya gidiyorum, ortaokuldan beri almanca 2. yabancı dilim. İnsanların İngilizce için "Anlıyorum ama konuşamıyorum" tırt bahanesini ben de almanca için kuruyordum, artık Ich komme aus der Turkei'dan öteye gidebilirim.
- Cumartesi günü İngilizce Öğretmenliği için formasyonumda başlıyor, sabah 9 akşam 7 can mı dayanır? Pek ders asmayı düşünmüyorum diyorum, ama eminim sabahın 7sinde kalkıp asla Buca'ya gitmem, I believe in myself :)
- Bu arada 2 senedir sürekli havuza gitmek için konusuyoruz, ama çokta büyük olmayan popolarımızı kaldıramıyorduk. Bu sefer gazı veren sevgili oldu, bakalım ona da başlıyoruz bu hafta.
- Benimde artık bir Bucket list'im var, biraz sığ ama olsun, hafta hafta hepsini hazırladık, gerçekleştirmek içinde adımları atıyoruz.
- KPDS için çalışmaya da başlamam lazım, hatta bu yazı bitsin oturup 2 test çözeyim.

- Bu arada 2. anaokuluma da dün başladım. Resmi olarak ilk öğretmenlik deneyimim bu. Geçen hafta ilk anaokulunda 5/6 yas ve 3/4 yaşa derse girdim. 5/6 yaş süperdi, sözümü dinlediler, derste eğlendiler. Ama 3/4 yaş beni hayattan soğuttu. Çok komikler ama, enerjileri tavan veletlerin. Dünkü okulda otorite problemi yaşadım, ders saatlerim kısaydı, çocuklar çok yaramazdı.
Öğrenciler ile aramda çok garip muhabbetler dönüyor, yanlarında gülemiyorum ama aklıma geldikçe evde kopuyorum. Çocuğa diyorum ki " Berk hadi ingilizce merhaba de bize", Berk bana " İngilizce merhaba diyor" :), güler misin ağlar mısın.
Kim ilk söyleyecek diyorum, hevesle parmağını gözüme sokuyor eleman, örtmenim ben ben diye, hadi sen söyle diyorum, omuz silkip söylemicem ben diyor. Naparsın buna :)
Dün bir çocuk çişe gitmek için izin istedi, iyi git dedim, gelmiş bana pantolonumun düğmesini açın diyor :) Açtım, gitti çişe, geldi kaparmısınız diyor ama elemanın göbekten kapanmıyor düğme.
Çok komikler çok, gerçekten eğleniyorum :) Ben günde 1.5 saat katlanıyorum ama bu gürültüye, tüm gün olsa şimdiden intihar notu bile bırakmadan asmıştım kendimi :)
- Bu arada yeni nesil ebeveynler çocugumuzun adı ilginç olsun diye bokunu çıkarmışlar, çocuklar isimlerini söyleyemiyor :)
- Bu arada Hesionka ve Loreathan'in malikanesindeki Cadılar Bayramı partisine gitmek istiyorum, bu Cuma'ya kadar beklediğim bir haber var, gelsin hemen biletimi alıcam, Hello Kitty olmak istiyorum, ama gecen yıldan çalıntı bir fikrimde yok değil :)
18 Ekim 2010 Pazartesi
Herkes Kendi Koyununun Bacaklarından Sorumlu
Ama bugün anladığım şey benim ve beklediklerimin aslında çok yerinde olduguydu. Kim, hangi hakla daha azıyla yetinmemi isteyebilirdi ki benden?
Yaşanan herşeyin bir bedeli olur. O bedeli ödemeden yoluna devam etmek otobana para ödemeden girmek gibidir ve muhakkak birileri plakanı tespit eder. Ve sonunda polisle muhattap olursun, er ya da geç cezanı çekersin. Tüm bunlardan muaf olmak için yapılması gereken tek şey yavaş yavaş ilerlemek, iç yolculuğunu yapmak, tüm bedelleri bir alışveriş-bir fiş edasıyla ödeyip yoluna devam etmektir.
Benim iç yolculuğum çok öncelerde başlamıştı. Hayatımda yerinden oynayan taşlar vardı. 3.1 olmasa da 2.8 ile sallanmak yetti oynayan taşların yerinden kalkmasına. Mucizeler beklemedim mesela, bir sabah uyanıp başkasının hayatını yaşamak gibi. Mucizeleri aşıp gerçeklere inanınca herşey yerine oturuyor zaten.
Yavaş ama emin, güzel şeylerin gelmesine izin verdim başıma, hatta pozitif enerji falan diyenlere bile inanıp hepsini ben çektim hayatıma.
Duygularımla hareket ettiğim için kendimi suçladığım her günü tersine çeviriyorum. "Ben buyum" cümlesini ayna karşısında o kadar çok tekrarlıyorum ki kendime bu günlerde, ve tekrarladıkça kendimi daha çok seviyorum.
Ve aynada benim gördüğüm kızı sevecek insanlarla dolduruyorum hayatımı. Kimseyi değiştiremezsin, kimse içinde değişmemelisin diyordu bir yazıda.
Kimse için değişmiyorum, sadece kendim için daha da güzelleşiyorum.
Haa şimdi bunları okuyup anlamlandıramayabilirsiniz. Ama benim için o kadar anlamlı ki şu an yaşadıklarım, hissettiklerim, siz de ilin istedim.
Hayat rahat güzel, rahat insanlarla güzel.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Zilleri Takıp Çıkı Çıkı Yapma Zamanı.

8 Eylül 2010 Çarşamba
Minareden Atlarım, Eee Sonra?

3 Eylül 2010 Cuma
Brothers (2009)


30 Ağustos 2010 Pazartesi
Aşkın Ömrü Kaç Yıl Demiştiniz?

24 Ağustos 2010 Salı
15 Ağustos 2010 Pazar
Küresel Isınmanın Tek Sebebi Emre Altuğ'dur.
- Şapkalı -a'sı olmayan ve üzerine basa basa "ithalat" ( şapkasız -a ile okuyun) diyen bir adamın çok zengin olması haksızlık değil de nedir söyleyin bana?
- Benim gönlüm zengin diye de bir züğürt tesellisi var ki insanoğlunun embesilliğinin nadide örneklerindendir. Yemişim o gönlü ben.
- Ben yine İstanbul'dayım minnoş izleyicilerim. Ama hala beni buraya taşınmaya ikna edemediniz. O zaman bunu yapmazsam ölürüm. " İstanbul'da yaşanmaz arkadaş". Klişe timi beni ararsa cumaya gittim gelicem.

- Siyah ve beyaz dışında tüm insanların renkleri algılayışının farklı olması garip değil mi? Mesela bana füme deseniz aklıma gelen renk büyük ihtimal sizin aklınıza gelmez. Bu derin tespiti sizinle paylaşmak istedim.
- Bugün bir kitap aradım Taksim'de. İngilizce bir kitap. Bütün kitapçılara girip İngilizce adını söyledim, neredeyse %80'i Türkçesini çıkardı. Mesela biri size gelip bir kitabın İngilizce ismini söylese neden Türkçe'sini almak istesin ki. Bi düşünün bunu.
- Yazın insanlara değmekten nefret ediyorum. Bildiğin yapışıcaz ve bizi bir daha ölüm bile ayıramayacak diye çok korkuyorum. Tüm bunların sebebi Ablam'dır. Ben birine yapışırsam suçluyu çok uzaklarda aramayın.
- Ablam demişken pis diye otobüsün dur ikazına yüzük parmağının ucuyla basan bir kişilik kendisi. Tanışmanızı çok isterim :)
- Kanalları gezerken ne zaman Flash TV'ye denk gelsem, konsomatris tipli kadınlar Ankara Havası oynuyor, bir pavyon şarkıcısı şarkı söylüyor oluyor. Konsepti değiştirip pavyona mı döndüler diye merak etmiyorum değil.
- Şu Dünya'da en kıskandığım insanın ağzını ölümüne şapırdatan Vedat Milor olması ne acımasız.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Delini Öpebilirsin.

31 Temmuz 2010 Cumartesi
Merhaba Canım.
1 Temmuz 2010 Perşembe
Metroseksüel Rakı
Bir çok rakı seven kişi bu değişimi yadsıyordur. Rakı benim de sevdiğim içkilerdendir. Mezesiz, muhabbetsiz rakının ağladığına inananlardanım. Ama çarşamba akşamı Hilton'un 55. yıl davetinde Efe Rakı'nın Yaş Üzüm Kokteyllerinden ikisini denedim. Beğenebileceğimi düşünmediğim içinde rakı olan bu kokteyllere bayıldım. Denediğim kokteyller Rakito ( İsminden de anlaşılacağı üzere Mojitonun Rakılı muadili) ve Efe Mandarindi.
Rakı içmeyi sevmeyen insanlar için süper alternatifler aslında. Hem bu kokteyllerde diğer içkilerin yarattığı acımtrak tat yok. İçimi gayet rahat. İsimleri ve tarifleri pek duyulmadığı daha doğrusu yayılmadığı için bir bara gidip " Hey Barmen bana bir bira yanımdaki fıstığa bir rakito" demek imkansız şu an.
Ama evde barmen moduna sokacağınız eş ya da arkadaşlarla bu fanteziyi gerçekleştirebilirsiniz. Ama bu eş ya da arkadaş size "bana rakito verme bana rakito yapmasını öğret" derse yapacağınız şey belli.
Sadece siz sevgili seyircilerimle paylaşacağım çok gizli formülleri alıp bu barmensel tiplere vermeniz yeterli. Yapıp beni de çağırırsanız ala (a'lar yumuşak yalnız).
Şu yazıdan sonra Vedat Milor'dan tek eksiğimin bedava yemek içmek ve sonsuz ağız şapırdatması olduğunu siz de düşünmüyor musunuz?
Efe Rakito
1 kadeh Efe Yaş Üzüm Rakısı (5 cl)
Misket limonu
1 tatlı kaşığı esmer şeker
5-6 adet nane yaprağı
Soda
Kırık buz
Dikine kesilmiş yarım limonu ( yeşil limon ) ince ince dilimleyin. Uzun bir bardağa önce limon dilimlerini koyup üstüne 5-6 taze nane yaprağı ekleyin. 1 tatlı kaşığı esmer şekeri birkaç damla sodayla havanda iyice ezip, bardaktaki limonlara ekleyin. Bardağı kırık buzla doldurup üstüne 5-6 cl Efe Yaş Üzüm Rakısı ekleyin, soğuk soda ilave edin.
Efe Mandarino
1 kadeh Efe Yaş Üzüm (5 cl)
2 adet mandalina
1 cl limon suyu,
1 kaşık toz şeker
2 adet mandalinanın kabuğunu soyarak suyunu sıkın. Bir mandalinanın kabuğunu 1\4’ünü sıktığınız mandalina suyu ile blendırda karıştırın. Karışıma 1cl limon ve 1 kaşık toz şekeri ekledikten sonra tekrar blendırda karıştırın ve süzün. 5 cl Efe Yaş Üzüm Rakısı ile hazırladığınız mandalina karışımını shakerda salladıktan sonra geniş ağızlı, ayaklı bir kokteyl bardağı ile servis edebilirsiniz.





