28 Nisan 2010 Çarşamba

Forever 21


Forever 21'i Hande'nin bu dişi yakarışında duymuştum. Dün bi girip bakıyım dedim, süper şeyler var. 2 ayakkabı, 1 elbise ve 1 gözlük attım sepete ama bir sorun var. Ayakkabı numarasında kararsızım. Normalde 37 numara giyiyorum, sadece Onitsukalarım 37,5. Şimdi şöyle bir içler dışlar çarpı mı yapın, Türkiye'de 37-37,5 giyen Nora Forever 21'de kaç giyer? Ekran başında İsmail Türüt gibi terliyorum, bir el atıverin, ha?

P.S: fotografta Hande'nin yakarış postundan arak. Böyle de dürüst bir insanım.

27 Nisan 2010 Salı

Arkayı Dörtleyelim.

Omzumdaki dövmeme bir yenisini ekledim. Omzuma değil ama. Yenisini bileğime ekledim. O zaman bu cümleyi en baştan kurmalıyım. Omzumdaki dövmeye ek bir dövmeyi bileğime yaptırdım. Evet, böylesi daha iyi.



Geçen yıl İzmir'de Clean Ink Tattoo'da yaptırdığım, omzumdaki yıldız dövmelerini de düzelttirdim. Bu sefer Bodrum'da Ink Tattoo'da yaptırdım. Dükkan bizim sayılır, Zeynep'lerin. Benim ismimi verin yeter yani. Bu halini daha çok begendim. Ablam " ne o keko gibi her yanın dövme" dedi, ben de ona "skandal" dedim.


Bence keko olmadı. Bilakis, bi saniye, bilakis süper oldu. İlk defa bilakis diyorum, heyecanımı maruz görün.

Neyse, dini ve resmi bayramların şu an en hoşuma giden yanı resmen resmi tatil olması, önümüzdeki 2 yıl 23 Nisan hafta sonuna denk geliyor, herkes sıgınaklara.

Bu arada benim ve anemin hiç unutamadığı bir 23 nisan anımız vardır. İlkokuldayım, çünkü mavi önlüğüm vardı, 23 Nisan'a katılıyoruz. Annem katılmıyor ben katılıyorum. Nasıl ve neden hatırlamıyorum, inadımdan olabilir, sabah hazırlanamamış olabilirim, herşey olabilir. Mavi önlüğün altına kırmızı tayt giymişim. Tek giyen benim. Herkeste beyaz dantelli çoraplar. Neden kırmızı tayt ve neden o gün, onu da hatırlamıyorum. Resmen binlerce çocugun arasında seçiliyorum. "Melabağğ Canım" gibiyim. Annemi hatırlamıyorum ama teyzemin şokunu hatırlıyorum. Annen seni nasıl böyle yolladı diyor, ama annem mi yolladı onu da hatırlamıyorum.

Allahım ilkokul benim için resmen karanlık bir geçmiş, her açışımda embsil bir anım çıkıyor. Neyseki geçen yıllar bana çok iyi davranmış, gitmiş o embesillik, yada gitmemiş mi? Hemen bir tarama yapalım böyle bir anım var mı?

Bu arada dün bir video izledim, Zeynep sayesinde. Bodrum'da 23 Nisan şenliği. 6 yaşındaki veletler tango yapıyor, ama küçük kız partnerine trip attığı için tangoyu bırakıyor. Resmen kızın büyüyünce ne olacağını gördüm o videoda. Hayatı boyunca bir erkeğe hayatı zindan edecek.



Dövmeden girip trip atan veletten çıkabilecek tek insan benim.Öperim.

15 Nisan 2010 Perşembe

Ferdi Nedir Beni Sana Bağlayan?

Kadınların kuaförlerine bağlılıkları konusunda çok karikatür görmüşsünüzdür, skeç mkeç izlemişsinizdir. Kuaför denen duygusal yaratık başka bir kuaföre gidersen anlar ve trip atar. Sevgiliden beterdir. Seni kaybetmemek için bin takla atar, sarı sana gitmez diyenlerin aksine "tam süper olacak" diye sana gizliden gaffur kurları yapar. Uzatıyorum dediğin saçını kuşa çevirse de seni öyle bir pohpohlar ki bir daha ki aynayla karşılaşmana kadar "ben dönyanın en gözel garısıyam" diye gezersin.

Buraya kadar herşey normal değil mi? Hepinizin böyle bir kuaförü var değil mi? Tik.
Yaklaşık 5 senedir aynı kuaföre gidiyorum. 5 yıl boyunca saçımı 1 kere istediğim renk yaptı. O da ilk gidişimde. Bakır olsun dedim saçım, yavruağzı yaptı, katlı keselim dedim, düz kesti. Uzatıyorum dedim kuşa çevirdi. Düz fön istedim sünnet annesi yapıp çıkardı beni. Bir keresinde 6 saat dükkanında hapsetti. Defalarca saçımı boyadı. Yavruağzı-pembe-turuncu arasında bir renkle saldı beni sokaklara. Bir keresinde bölüm başkanımız Ayşe Hanım "çok vahşi olmuşsun" dedi. Gerçekten vahşiydim.
Tüm bunlara rağmen 5 yıldır ayak alışkanlığı ona gidiyorum. Evet mallığın, denyologun en büyük kısmı bende. Ama alışmış kudurmuşta beter, napiyim.


Geçenlerde fön çektirmeye gittim, kahkül kessene bana dedim. Şimdi kesemem Ahmet keser sonra dedi. Hadi dedim neyse.
Dün akşam gittim, saçlarım şekilsiz bi şekil verelim dedim, kalsın böyle dokunma dedi. Uçlarına balyaj yapalım dedim. Sonra yaparız dedi.


Yüzüne bir şey diyemedim. Ama olm mal mısın? Hangimiz müşteriyiz lan? Benim o dükkadan dönyanın en gözel garısı olarak çıkmam gerekmiyor mu? Korkuyorum yakında "bıyıkları almayalım uzasın" diceksin diye.


Ferdi,


14 Nisan 2010 Çarşamba

Bebek Kafası

Yet 50 mm lens aldı, resmen çocuklar gibi şeniz. Eylemlerimiz devam edecek.






13 Nisan 2010 Salı

Kite Runner (2007)

There is a way to be good again.



Babası, hizmetkarları Ali ve onun oğlu, aynı zamanda en yakın arkadaşı Hasan ile Afganistan'da yaşayan Emircan'ın tek isteği babası tarafından sevilmek ve kabul görmektir. Öyle ki sırf bu yüzden Hasan'ın istismar edilmesine göz yumar. Ama bu gerçek onu yıllarca rahat bırakmaz. Afganistan'a Ruslar girdiğinde ülkeyi terk ederek Amerika'ya yerleşirler. Ama bir gün gelen bir telefon Emircan'ı gerçeklerle yüzleşmeye ve Hasan'a olan borcunu ödemeye Afgaistan'a çağırmaktadır.


Khaled Hosseini'nin aynı ismi taşıyan kitabından sinemaya aktarılan Uçurtma Avcısı bence diğer tüm kitaptan aktarma filmler gibi başarısızdır. Edebiyatın gücü karşısında görsel sanatlar yine yetersiz kalmıştır. Ben kendi adıma kitabı çok beğenerek okumuştum, ama filminde " bitse de gitsek" moduna girdim.

Başrollerinde Khalid Abdalla, Atossa Leoni ve Homayoun Ershadi'nin oynadığı filmi Marc Foster yönetmiş.




Afgan kökenli 2 kişinin İngilizce konuşmaları (Bikaç sahnede, belki de bir sahnede) çok komikti. Kitaptaki bazı vurucu sözler direk aktarılmıştı ama kitapta o olayların altyapısı anlatıldıgı için neden o sözün kullanıldığını anlıyorsunuz ama filmde aynı durum olmamıştı.

Merak eden varsa kesinlikle kitabını okusun, kitabı şiddetle tavsiyedir, filmini de yok ben üşenirim kitabını okumaya diyenler okusun. Zira üniversitede bu taktiği kullandığımız kitaplar oluyordu, ama birebir aktarılmadığı için patlayabliyorduk :) Neyse ki sınava bu konu dahil değil.




12 Nisan 2010 Pazartesi

70+35

4 kişi 70+35'i devirince resmen bujilerimiz meme yaptı dün gece. Kalitesiz uyku, baş dönmesi, mide bulantısı, soğuk terler+ pazartesi. Resmen Mortal Combat


Bu arada öpüjeeeeeeem.


9 Nisan 2010 Cuma

Up (2009)


Ölen karısının en büyük isteği bir zamanlar Charles Muntz isimli bir kaşifin keşfettiği Cennet Şelalesini bulmak ve şelalenin tepesinde yaşamak olan Carl Fredricksen, evine bağladığı binlerce balonla evini uçan eve döndürür. Şanslı mıdır yoksa tam aksi mi bilemez ama bu gezisinde ona Vahşi Doğa Kaşifi olmak isteyen Russel eşlik edecektir.

Animasyonları çok seviyorum, Up'ı ayrı bir sevdim, çünkü Russel çok şeker, izledikçe yanaklarını sıkası geliyor insanın. Eğer siz de animasyon seviyorsanız, kesinlikle hatta şiddetle tavsiye ediyorum :)

P.S: Russel'ın aynısından var; bence benim olsun bu. (Special thanks to Loreathan)

7 Nisan 2010 Çarşamba

Tavuk Döner 1 TL

Yaş 25'e günbegün yaklaşırken öğrenciliğime, o bomboş, nerde akşam orda sabah günlere özlemim gittikçe artıyor. Sürekli o günlere ait komik anılar dönüyor hafızamın karanlık odalarında. Şeytan dürtüyor "çok geç kalmış sayılmazsın" diye, melek tartaklıyor " yaşın geldi annen dedi onun gibi evlenmen gerek" aslında bunu melek değil Nil Karaibrahimgil söylüyor, ama burda şair meleğe bu görevi veriyor.

Etrafımda "okula gidiyorum", "sınavım var" diyenleri içten iç kıskanıyorum, "inşallah geçersin o dersten de hemen iş hayatına atılırsın, 9-6 bir insana dönüşürsün, hatta ne 9-6'sı mesaili bir insana dönüşürsün" diye beddualar ediyorum.

Sonra o günlere tek başıma dönmenin nasıl manasız olacağını düşünüyorum. İlkokulda tuvalete gitmek için izin alırken arkadaşları için de izin isteyenler gibi " öğretmenin çağrı ve özlem de gelebilir mi" diye onları da yanımda o zamanlara götürmek istiyorum.

Çağrıyla yine o eski evde oturmuşuz, her gece dışarı çıkmayı uyuşturucu bağımlılığı gibi zararlı görüp, "hayır edriyin bunu yenmeliyiz" diye ellerimiz titreye titreye konuşuyoruz. Sonra biri ortaya bir bahane atıyor ve yine kendimizi dışarıda buluyoruz. Tanımadığımız insanlara sardırıyoruz bütün gece.


Özlem'in saç yıkamaya üşenip kahküllerini yıkamasını bekliyoruz. Küçükparkta oturup çekirdek çitliyoruz. Biri gelip " arkadaşım çok mu aktif sportif gözüküyorum, gidin buradan" diyor. Biz çekirdek çitliyoruz. Bira şişesi arabanın camında patlayınca gitmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Sabh kahvaltıda tavuk ciğeri yiyoruz. Evin küçük çocugu gibi bakkal ihalesi yine bana kalıyor, çokonat isteniyorsa çikolatalı gofret, ruffles isteniyorsa lays alıyorum bir daha market ihalesine kalmamak için. Ama kurtuluş yok.

Yılbaşı 3-2-1'ine yetişeceğiz diye koşa koşa Ooze'a gidiyoruz. Sonra annesini kaybeden çocuk gib Özlem sahneden Çağrı'yı arıyor. "Biz arkadaşımızı kaybettik" diyoruz kel adama. Kafamız o kadar güzel ki o kadar olur.

"Şahinnnn" diye cımbız isteyen, ev kız doluyken "sizde kalıcam" diye tutturan komşuya bağırıyoruz. "Şahin sen gay misin" diyoruz, kızıyor. Ama Şahin çok gay açıklamalar yapıyor.

Şahin'e "yaza evleniyorum" diyorum, o da beni, vazgeçirmeye çalışıyor ama evlenmiyorum, hatta ortada bir aday bile yok. Sadece "Çağrı'nın sesi çok güzel, sana bir şarkı söylesin mi?" geyiğimizi yapamadığımız için Şahin'e sarıyoruz.

Eski günlere dönsem diyorum, herşey yine yerli yerinde olsa, çağrı-özlem burada olsa, şahin'e bile razıyım. Gelsin cımbızı da aynası da benden.

Allahım galiba beni bu havalar mahvetti.

6 Nisan 2010 Salı

The Hurt Locker (2008)

War is a drug.


Amerika'nın Irak'a müdahelesinde görev yapan Amerikan askerleri sağ salim geri dönebilmek için gün saymaktadırlar. Her an ölümle burun buruna yaşamaktadırlar. Bomba uzmanları bomblı bir saldırıda ölünce yerine gözü kara, fazlasıyla cahil cesaretine sahip James gelir. Bir kısım askerler bir an önce ölmeden oradan kurtulmak için dua ederken James bu oyunun hiç bitmemesini ister gibi hayatına devam etmektedir. Sokakta gezen herkesin potansiyel suçlu, her arabanın, insanın, çantanın vs. bomba oldugu bir yerde ölümle kedi-fare oyunu oynamaktadırlar.

Film 6 dalda Oscar ödülüne layık görüldü. Görsellik açısından bazı sahneleri gerçekten çok iyiydi. Ama onun dışında çok harika bir film değildi. Konu olarak durduğu yer çok flu bence. Savaş o kadar garip bir şey ki kimin haklı oldugunu, hangi tarafa üzülmen gerektiğini çözemiyorsun. Çünkü hangi taraftan bakarsan o taraf sana haklı gözüküyor. Amerika Irak'a zorla girdiği halde, binlerce masum insanı keyiflerince öldürdükleri halde orada evine sağ salim dönmek isteyen, yaptığı işi ulvi bir iş gibi gören Amerikan Askerlerine üzülüyorsun.


Ama bir yanda da ülkelerine zorla girilmiş, evleri, düzenleri dağıtılmış ve kendince haklı bir savunmaya girişmiş Irak halkı var. Onların taaında bakarsan onları haklı buluyorsun. Dediğim gibi savaş tam ortada duran ve her iki tarafa da eşit uzaklıkta bulunan bir şey.

Filmin sonu filmin en başında yazan "war is a drug" cümlesini anlatan cinsten güzel ve beklenmedik bir sondu.

Ama akşam anladım ki bu tarz filmler benim ruhumu sıkıyor, bitse de gitsek etkisi yaratıyor. Merak edenler izlesinler, sonuçta o kadar oscar aldı :)

5 Nisan 2010 Pazartesi

Shutter Island (2010)

Someone is missing




Zindan Adası'ndaki Ashecliffe Hastanesi'nden kaçan bir kadını bulmak için gönderilen dedektif Edward Daniels aslında adaya bu dosya için değil daha kişisel bir neden için gelmiştir. Adaya geldikten sonra gördüğü halüsinasyonlar ve baş ağrıları artmaya başlamıştır. Adada olanları çözmek için gelmiştir ama çözeceği şey kendi hayatıdır.


Yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı geleneksel olarak başrolünde Leonardo DiCaprio'nun oynadığı film bir kısım gerilim barındırıyor. Çok begendiğimi söyleyemem. Sonu tahmine çok açık bir son olmuş. En son Scorsese'nin Departed (köstebek) filmini izlemiştim. Vayy bu son iyi olmuş dediğimiz yerde son olmamış, bir kaç sonla bitmişti film. Onu sevmiştim. Aslında son olayında biraz suyu çıkmıştı filmin ama neyse. Bunda da benzer birşey vardı sonunda, ama pek tutmadı bence, yani beni.


Bu arada üniversitedeyken 2. dünya savaşından etkilenen bir çok yazarın eserlerini incelemiştik. Post-war travma ile reality'den nasıl koptuklarını, gelgitler yaşadıklarını görmüştük. Filmde Leonardo'nun Nazi kampına dair anılarına flashbacklerle yer yerilmişti. Ordan Leonardo da bir numara oldugunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Anlayamıyorsanız bu çok fena bir spoiler. Ama artık bir önemi yok.

Film boyunca gerilimi arttırmak adına oldugunu düşündüğüm Eraser Head'de de var olan garip bir ses vardı. Eraser Head'deki tamam daha fazlaydı. Ama vardı. Gerim gerim gerdi, sinirlerimi bozdu resmen.


Merak eden varsa izlesin, ama bence sinemada izlemeye değecek bir film değil. Korsan'a da Hayır dediğimiz için DVD'sini bekliyoruz, değil mi?


2 Nisan 2010 Cuma

Şekspir Müzikali "7"

28. kez düzenlenen İzmir Tiyatro Festivali dahilinde dün gece Haluk Bilginer'in oynadığı "7" Şekspir Müzikaline gittik. Büyüleyiciydi. Haluk Bilginer'in sesi de oyunculuğu kadar güzeldi. Haluk Bilginer'e eşlik eden EkşiSözlük'ta Soykarı dedikleri 4 tane soytarının performansları Haluk Bilginer'i biraz gölgede bıraktı gibi. Tüm düzenlemeler, müzik, sözler, replikler harikaydı. Fotograf çekmeye çalıştım ama uzaydan izlediğimiz için müzikali makinenin zoom'u bile işe yaramadı. Ama video çekebildim. Yüzlerine nur inmiş görüntüsü dediğim gibi aramızda ışık yılı fark olmasından :)
Bu akşam ve yarın akşam İzmir Bayraklı Tepekule Kongre Merkezi'nde yine oynayacak. Biletler tükenmiş diyolar, ama salondaki boş yerleri gelen olmayınca dolduruyorlar. Kesinlikle gidip şansınızı deneyin.

Normalde tam 40 tl'ye oynayan oyun sanırım Tiyatro Festivali dahilinde 7,5 lira. Tepekule Kongre Merkezi nerede? diyenlere de giderken sağda dönerken solda.


Video için tık tık.


Daha fazla bilgi için: Oyun Atölyesi

1 Nisan 2010 Perşembe

İzmir Blogger Buluşması Vol. II

Buluştuk, eğlendik, konuştuk, dedikodu yaptık, diyet yaptık, geyik yaptık, salata yedik, light bira içtik, bloggerları çekiştirdik, eğlendik demiş miydim? Ama çok eğlendik. Valla bakın.


Gutuvonka

Gutuvonka, Nora Ashira, Doorstepping

Bizden sıkılıp delikten kaçmaya çalışan Doorstepping

Gecenin fotografı bu kesinlikle.

Aphraell, Pinksatelite, Matissera



Çok konuştuk, çok acıktılar :)







Appharel'in kepekli tost yediğine bakmayın sakın. Kalori manyağı oldu dün gece :)



Diyete devam :)




P.S: Esinspiration ve Mati'nin arkadaşı ben de hiç fotografınız yok :( Çok özürr..