30 Temmuz 2009 Perşembe

Adnan Şenses Gibi Ceketi Belime Koyarım, Kimse Beni Durduramaz.

Kendimi eve gitmiş, üzerimi değiştirmiş, 2.80 uzanmış TV izlerken hayal ediyorum şu an, tek tesellimsin bebeğim.

28 Temmuz 2009 Salı

Güneş Çarpması

Bağlama sesi olarak "My Heart Will Go On" azalarak bitsin. Geçen yıl gittiğim salonda Ken'e benzeyen uzun saçlı, şişmiş bir çocuk vardı, adı da Kaya'ydı, nedense aklıma geldi. Dün Koton'da gözümün önünde hırsızlık oldu, güneş gözlüğünü çaldılar bir kadının, güneş gözlüğü ya, 5 ytl'ye almayanı dövüyorlar. Gene alışveriş canavarına yenildim, bir pantolon bir de çanta aldım, Söz bir dahaki ay hiç bir şey almayacağım. Hani demiştim ya İzmir'de sauna etkisi yaratacağız hafta sonu diye, yarattık, bir daha tövbe dinimiz amin. Olm herkes evleniyor valla, nedir biri bedava beyaz eşya falan mı dağıttı? Pinksatelite'ın eblek ifadelerini seviyorum. Fabrika yolları taştan, turşular çıkardı beni baştan. Bazı bloglarda okuduğum kıyafetleri, aksesuarları yeniden yaratma işine bende girişeyim dedim, Mango'dan aldığım Mango yeşili bir pantolonum vardı, paçaları kısa geliyordu artık, onu kesip şort yapayım dedim, kıyamadım. Bana göre değilmiş bu projeler. Pussycat Dolls nedir sizin olayınız hala çözemedim ama takipteyim. İçimdeki fotoğraf aşkı tekrardan canlandı dün akşam, artık özgün çalışmalara imza atmalıyım diye düşünmekteyim. İzmir'in çok sıcak olduğunu hatta Adana'dan bile sıcak olduğunu söylemiş miydim? İzmir gerçekten sıcak. Arabadan önce galiba klima almalıyım. I need you Klima, more than ever. Bebeğimsin. Ofiste sebili tam yanıma koydular, sandalyemden kalkmama bile gerek kalmadı artık, bütün gün camış gibi su içiyorum. Ben eskiden çayı da çok içerdim, şimdi günde 2 kere çay içiyorum, sabah bitki çayı, öğleden sonra yeşil çay, hepinizden çok yaşayacağım. Güreşe gider gibi krem kullanıyorum. 400 ml Krem bana 1 ay yetmiyor ki vücut, yüz, el ve ayak kremlerim ayrı. Hepinizden geç buruşacağım. Saçım için entele aldım, bakalım faydasını görecek miyim? Ben hıyarım diyene tuz istermisin diye koşuyorum, ama hala kilo veremedim, sırrımı bilemedim. Sibel Can yeni bir diyet listesi ile karşımızdaymış, yerinde olsam artık çıkıp şok diyet bilmem ne gibi açıklamalar.yapmam azıcık utanırım. Burger King'in Sarımsaklı Mayonezine bayılıyorum, go Tiger. Facbookta tüm arkadaşlarımın resimleri birbirine karışıyor, Eldemmiğ'nin sayfasında kadın fotografları falan çıkıyor, korkuyorum Eldemmiğğğ.


24 Temmuz 2009 Cuma

Turşucu

Turşu işinden sonra çiftlik işine de el attım, deli gibi farmville oynuyorum, Allahtan kendime akıl fikir rica ediyorum. Kurs hocamız bana "turşucu" diyor, Call me Turşucu :). 1.69 boyundayım, 100 kiloyum, atletik yapıdayım, rus gülle takımından atletik vücudumdan dolayı ihraç edildim, haftada 1 sakal traşı oluyorum, guess who am I? Düzenli olarak Deniz Restaurant'a gitmeye başladım, gitmeyenlerle ilişkimi gözden geçirmeye karar verdim. Efe Sarı Zeybek içtim ilk defa, hey güzel Allahım yumurtaya can verirken yanında nelere de el atmışsın dedim, yüzüm gözüm atmaya başladı, hayırdır inşallah. Platform topuk ayakkabı almaya karar verdim, ama çok geç kaldım, içimdeki alışveriş canavarı bir cinayete kurban gitti. Damacanayla ilişkisi olan adam var, vay halimize, dama-cananım :). Yarın sayısal bana çıkarsa ilk işim Karaburundan yazlık almak olacak, dua edin bana, hepiniz gelirsiniz kalmaya. Recep İvedik izliyorum, evet ne var? Hayat gerçekten çılgın tesadüflerle dolu. Münevver Karabulut cinayeti hala çözülemedi, vay bizim kalıbımıza, vay saçma sapan açıklamalar yapan büyükbaşlara, vay ölüyü rezil eden medyaya. Micheal Jackson öldü, adamın ölüsü resmen yerde kaldı, 1 hafta gömülemedi, ölünün ardından konuşmak günahtır. İtalyan tipi Turşu, seni sevdim adamım. Süper bir şortum oldu, yuppiii. Bu hafta sonu İzmir'de kalıp sauna etkisi yaratmaya, yada yaratılmışını kullanmaya karar verdik, gazamız mübarek ola. What's Eating Gilbert Grape izleyin, süper, hem bakın mazhar ne demiş. Henry and June okuyorum, Anais Nin kafası diye bir şey olmalı bence.

Sepet sepet yumurta
Sakın Beni Unutma
Unutursan Küserim
e-mailini Spamlerim.


Xoxo

Nuran The Turşucu.



20 Temmuz 2009 Pazartesi

Buradaki Çocukların Kaderini Kim Yazıyor?

- Peki abi, ya bir gün bir çatışmada karşı karşıya gelirsek, o zaman ne olacak?
- Sen ölürsen şehit olacaksın, ben ölürsem terörist olacağım.


"Güneşi Gördüm" (2009) Mahsun Kırmızıgül'ün 2. sinema filmi. Bir sınır köyünde yaşayan iki ailenin hayatlarının tam ortasındaki terörden kaçmaya zorlanmasının ve bambaşka bir teröre itilmesinin hikayesi Güneşi Gördüm.
O kadar bilindik bir hikaye ki anlatılan, ne anlamakta ne anlatmakta zorluk çekiyorsunuz.

Kardeşi kardeşe düşman eden, insanları köklerinden koparıp bambaşka yerler ve hayatlara savuran terörün hikayesi.

Filmintek kusuru Mahsun Kırmızıgül'ün hala acemiliğini atamamış olmasıdır. Birden çok dramla konuyu biraz dağıtmış aslında. Ama asıl işlenen ya da algılanan tamamen ötekileştirmedir.

Filmin kadrosu gayet sağlam, galiba iyi bir iş çıkmasının en büyük nedeni bu.

Bir çok insanın " gözyaşlarımı tutamadım" dediği Güneşi Gördüm gerçek hayatlara, gerçek dramlara dokunduğu için bu kadar acıklı, bu kadar iç acıtıcı...

Eleştirinin bu kadar açık ve cüretkar yapılması gerçekten hoşuma gitti, 12 eylülden teröre, İnsan haklarından, eşcinselliğe bir çok konuya değinilmiş ve hepsinin eleştirisi açık açık çekinmeden yapılmış filmde.

Silahlardan, çatışmalardan kaçan 2 ailenin kendi dünyaları dışında paramparça olmasının hikayesi aslında bu film.

Bu filme bir şans verin derim.


14 Temmuz 2009 Salı

Aşk Şeriatı

'Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allah'tır, mezhebi de..."

Pembe kapaklı, üzerinde kalp olan ve ismi "Aşk" olan bir kitaptan nasıl bir konu beklersiniz? Ya 2 gencin hazin aşk öyküsünü anlatır dersiniz ya da bir kara sevdayı.



Ama öyle olmuyor bu kitapta. Kapağına, ismine bakıp önyargı ile "bu nedir? Elif Şafak nasıl böyle bir kitap çıkardı?" dediğim "Aşk" kitabını dün bitirdim.

“Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.” (sf.96)

Sonunu merak ettiğiniz için hem bir an önce bitsin hem de hiç bitmesin istediğiniz kitaplar vardır ya, Aşk gerçekten öyle bir kitap.

40 yaşındaki Yahudi, bugüne kadar kendine koyduğu sınırlar içinde yaşamış, kendinden çok etrafındakilere "aşık" olmuş, onlar için çabalamış Ella Rubinstein'in ve 40 kuralını hayatın her anında tekrarlayan, meczub, fahişe, dilenci demeden her insanı "aşkla" seven Şems'in, hayatına beklemediği anda farklı bir yön veren ve ilahi aşkın yanında gerçek aşkı da bulan Aziz Z. Zahara ve "Ne olursan ol yine gel" diyen ama bu aşamaya gelene kadar kendini tamamlaması, ruhunun diğer yarısını bularak ilahi yolda eksiksiz devam etmesi gereken Mevlana'nın öyküsü bu.

Şems ve Mevlana 1200'lerde, Ella ve Aziz 2000'lerde yaşıyor, hepsinin yolu Aşkla kesişiyor, Aşkla ruhları tamamlanıyor.

Şems 40. kuralında; "Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur..." diyor.

İlahi aşkı da bulsan, semavi aşkı da bulsan hepsi senin olman gereken insan olmana yardım edecek diyor, bununla "ne olursan ol gel" diyebileceksin, başkası kadar kendini de seveceksin, aşık olacaksın, tamamlanacaksın.

“On Dokuzuncu Kural: Başkalarında saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin hâlde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.” (sf.176)

Bu basit kapağın, bu basit başlığın altında yatanlar tüm bakış açınızı değitirebiliyor, nefsinizi nasıl terbiye edeceğinizi anlıyorsunuz, kadın-erkek, iyi-kötü, zengin-fakir, tüm ayrımlar ortadan kalkıyor, yaratılanı seviyorsunuz en az yaradan kadar.

Mesnevi'nin, Mevlana'nın, Sema'nın kapıları yavaşça açılıyor önünüzde, bambaşka bir dünya, bambaşka bir alem.

İnanç aşkla sorgulanıyor, yıllarca ayırmaktan gurur duyduğumuz tüm kavramlar aşkla bütün haline geliyor.

“Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarımı. ‘Aman sakın kendini’ diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘Bırak kendini, ko gitsin!’
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!”
(sf.95)



13 Temmuz 2009 Pazartesi

This is the Life...


Haftasonu evde pineklemek zorunda kalan ya da çalışan insanlara inat olsun diye klavyenin tuşlarına basmıyorum şu an. Gerçekten.

Foça'yı Seryattin'nin naneli şeker kutusundan ibaret olarak bildiğim ve gördüğüm için tüm Foça Halkından ve Foça Severlerden özür diliyorum.

Karaburunla kapışıyor Foça kalbimdeki yer için.

Seryattin Annen seviyordu dimi misafir ağırlamayı?

3 Temmuz 2009 Cuma

Yerleşik Hayat ve Kadınlar.

Düşünüyorum da eğer kadınlar yaratılmamış olsaydı erkeklerin aklına yerleşik hayata geçmek asla gelmezdi. O mağara senin bu orman benim gezerlerdi. Ama kadınlardaki düzen, sabit kalma, dantel, tüp örtüsü gibi özellikler kesinlikle yerleşik hayata geçmek istemelerinin en büyük sebebidir. Düşünsenize kadının biri " ah be bu tüp örtüsünü ördüm ama yerleşik hayata geçmeden koycak yerim yok" diye geçirmiş içinden ve gaza gelen insanoğlu çalışmaları başlatmış. Önce evi yapmış, odalar mutfak falan. Sonra tüpü koymuş, kadın örtüyü örtmüş ve bir devir kapanmış resmen. İnsanoğlu mobil hayattan kurtulup stabil hale gelmiş.

Getirileri olmamış mı dersiniz? Hemen olmuş. Evlilik kurumu da kesinlikle yerleşik hayata bağlantılı olarak ortaya çıkmış kanımca. Madem ev var, tüp var, danteller falan neden evlenmiyoruz? Hem bak süper kelime oyunu da çıkıyor bundan!

Peki durum şimdi ne? Adamlar asırlarca yerleşik hayata geçmek için uğraşmış ama nafile. Postmodern dünya hepsini alaşağı etmiş. Çalışan kadın, evde az vakit, dantel yok, tüp var örtüsü yok, evde yemek yapılmaz, temizlik ayda yılda bir.


Çalışan kadın (eşit değildir) yerleşik hayat.

Emeğe saygı demek istiyorum ama diyemiyorum. Zor geliyor yerleşik hayata geçmek.

Kadere isyanım var ulen.