31 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Yıl Daha Bitti ve Ben Hala -de'leri Ayırmayı Bilmiyorum.

Işıkla ve sevgiykedsnwjhegbdcx.... diyemedim ya la?





28 Aralık 2012 Cuma

Selahattin Abi, Ben Zerrin.

331 kişi izledi, okudu ama 1 kişilik deva katılım oldu. Yorumlara Zerrin bana ulaş demiştim, ama Zerrin'den ses çıkmadı. Ama hakkı saklıdır bende. Zerrin, ben Selahattin abin, sen çaldır ben ararım.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Gel Santa Gel.


Genelde çekilişleri yayınlamam ama bunu tuttum dostum, bana çıkarsa daha da tutarım, öyle de çıkarcı bir insanım.

http://hepsisatista.blogspot.com/2012/12/2cekilisim-itibariyle-baslyorrrrr.html

16 Aralık 2012 Pazar

Bir Santa Claus Değilim Ama.

333. izleyicime kavuştuğumda bir give away yapacağımı söylemiştim, hatta üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. Ben pek yazmadığımdan mıdır yoksa insanların beni artık eskisi gibi çekici bulmadığından mıdır nedir seyirci sayım 331'de takıldı kaldı. Daha fazla bekleyemedim ben de. Herkes oje, parfüm vs veriyor hediye olarak. Ben daha farklı bir yeni yıl hediyesi vermek istedim size. Daha önce bu yazımda size Tiyatro 4 ve oyunları Ben, Feuerbach'tan bahsetmiştim. Benim izlerken büyük keyif aldığım bu oyunu sizin de izlemenizi istiyorum. Bu yüzden size yeni yıl hediyesi olarak Tiyatro 4'ün 27 Aralık'ta Fransız Kültür'deki oyununa 2 kişilik bilet hediye ediyorum. Öncelikle ve maalesef ki biletleri İzmir'de yaşayan birine hediye etmem gerekiyor. O yüzden diğerleri adına üzgünüm. Ama bakarsınız Tiyatro 4 turne kapsamında yaşadığınız şehre gelir, o zaman siz de izleme şansı elde edersiniz. 

Bu işi blog yazısı altına yorum bırakmaktan biraz daha eğlenceli hale getirmek istiyorum. Tiyatro 4, kurulduğundan bu yana ortalıkta bir soru dolanıyor. Neden “4” ? Cevabı ise henüz kimse bilmiyor. Bileti alıp oyunu izlemeye gidecek kişi, bu soruya en ilginç cevabı verecek kişi olacak. 

Bu mini ödüllü oyunumuz 25 aralık gecesi bitecek, 26 aralık'ta şanslı kişiyi açıklayacağım ve 27 aralık'ta iyi ki gitmişim diyeceği oyunu izleyecek. 

Ayrıca Tiyatro 4'ün facebook ve twitter adresini takibe alanlar ekstra gönlümüzde yer, gözümüzde puan kazanacaktır :)

Soruya en doğru yanıtı verebilmeniz için www.tiyatro4.com 'u ziyaret edebilirsiniz. 



Haydi bakalım kim yeni yıla ışıl ışıl bir kültür mantarı olarak girecek :)


21 Kasım 2012 Çarşamba

Evlilik Dosyası

Evlenecek olan tüm bloggerlar evlilik hazırlıklarından bahsediyorlar. Ben de kendi kendime dedim ki " blogger'lık var mı? var var, evlilik var mı? var var, ne duruyorsun? Ne yapayım? Evlilik dosyası açsana, evlilik dosyası açsana. Şimdi bu kendi kendine konuşmalarım pek hoş değil farkındayım, klinik vak'a bile çıkar bunun altından. Ama şimdilik akıl sağlığım orta çizgilerde seyretmekte.

Evlilik dosyasında gelinlikten, ev eşyalarına, yemek takımından ütüye kadar geniş bir skalada kafanızı ütülemek istiyorum. Buyrun listem aşağıda:

Gelinlik: yok
Ütü: yok
Mutfak eşyaları:yok
Ev Eşyaları : hiç bir fikrim yok
Düdüklü tencere: 2 marka adı öğrendim, ama ortada bi'şey yok.
Çift kişilik nevresim takımı: hiç yok.

Dosya açıldığı gibi kendi kendine kapandı gördüğünüz üzere. Görsel olarak size aldığım şeylerin fotografını göstermek isterdim ama zırnık almadım henüz. Ben tek hazırlığı Haziran ayında bi taraflarım tutuştuğu zaman nasıl kendimi sakinleştireceğim konusunda yapıyorum. O zamana kadar azimle birinin gelip, buyrun bu eviniz, dayadık döşedik, bu gelinliğin, bu organizasyonunuz, buyrun evlenin demesi üzerine yoğunlaşıcam.

See you at the bitter end.

XoXo

Nuran the kınalı gelin

 

11 Kasım 2012 Pazar

Tiyatro 4 ve Ben, Feuerbach.

Bornova Büyükşehir Belediye Tiyatrosundan daha önce defalarca bahsetmiştim. Çok iyi oyuncular sayesinde çıkan çok güzel oyunlar izlemiştim. Belediye tiyatroları dışında, İzmirli herhangi bir tiyatro oluşumu var mı inanın bilmiyorum. İlk ve tek bildiğim şu an Tiyatro 4. BBŞT'den oyunculuğuna hayran olduğum Kağan Uluca ve bu hayatta sanata katkı verebilmek için olduğuna inandığım Derya Efe Tiyatro 4'ün kurucularından.

Aylardır harıl harıl yeni oyunları Ben, Feuerbach için çalışıyorlar. Oyun 15 Kasım Perşembe akşamı ilk defa Fransız Kültür sahnesinde izleyicisiyle buluşacak. Tiyatro 4'ün ve bu oyunun özel ve benim bildiğim kadarıyla ilk olduğu durum ise gösterimlerini bir bar sahnesinde de yapacak olmaları. Daha önce hiç bar sahnesinde bir oyun izlememiştim. Perşembe günü ilk gösterimine gidecek olsam da, sonraki haftalarda bar performanslarına da kesinlikle gideceğim. 

İzmir'in tiyatro konusunda çok aktif olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden de bu tarz topluluklara, oluşumlara destek verilmesi gerektiği inancındayım.

İzmir'de yaşayanlar perşembe akşamı bir maniniz yoksa gelin birlikte tiyatroya gidelim?



6 Kasım 2012 Salı

Strange is Relative

Bu kadar zaman sonra blogu açıp bunu yazmalıyım dedirten şey tabi ki de gönlümüzün prensi Johnny Depp. Tim Burton'ın son filmi -en azından benim bildiğim son filmi- Dark Shadows. En bilmeyen adama sorsanız, Tim Burton yeni film çekmiş kimler var? diye, direk Johnny Depp ve Helena Bonham Carter der. 

Bu ikiliyi birlikte görmediğimiz bir Burton filmi var mı? Bence yok. Neyse, film sevdiği kadın tarafından lanetlenip vampir olan ve 196 sene sonra kapatıldığı tabuttan çıkarılan Barnabus Collins'i anlatıyor. Hem fantastik hem komik bir film. Biliyorsunuz ki vampirler özel ilgi alanıma giriyor. O yüzden filmi salyalarımı akıtarak izledim. Imdb'de 6.4 vermişler filme, bunu yapanlara halt etmişsiniz diyerek kaçıyorum. Şunu izlememek olur mu hiç?


6 Ekim 2012 Cumartesi

Dondurucuya At Beni, Yaz Gelince Çıkar

- Güzelim yaz mevsimini bitirdik. Koskoca yaz hiç bir şey yapmadan geldi ve geçti. Üzerimizi örtmeden uyuyamayacağımız günlere geldik ki ben hiç mi hiç haz etmiyorum bu günlerden. Haziran ayında doğan bir insan olarak tambi yaz insanıyım. 12 ay yaz yaşasak aman azıcık hava soğusun demem. Belki de sırf bu yüzden küresel ısınma bana baya sempatik geliyor. Sıcacık bir dünya. 

- Yeni eğitim sisteminde 66 aylık çocuklar okula başlıyor. Bu ay tanımı işi sanki olduğundan fazlaymış gibi gösteriyor. 7 çok geç diye reklamlar vardı bir zamanlar. Evet 7 günümüz çocukları için geç, ama 5,5 da çok erken. Bence 6 çok ideal. Bunu bir düşünün. Diyeceksiniz ki 6 ay ne farkedecek. O kadar çok şey farkediyor ki. Bana güvenin. 6 yaş konusunda yetkililere süslenmek istiyorum.

- Ben normalde çok erkek çocuğu sevmem. Kız çocukları bana daha sevimli geliyor. Ama biliyorum ki benim oğlum olacak. Bir şeyi çok istersen tersi oluyor çünkü. O yüzden bu sene kendimi erkek çocuklarına alıştırmaya başladım. Kızım olursa bir gün adı hazırdı. Ama hiç erkek çocuk düşünmediğimden isim de düşünmemiştim. Hazırlıklı olmak adına anlamını da sevdiğim, bizim için özel bir isim bulduk bir gün oğlumuz olursa diye. Sonra o isimde bir öğrencim oldu ki kendisini her gördüğüm yerde sıkıştırmak istiyorum. Bu kadar sevimli bir çocuk olamaz. O kadar güzel "tiiiçır" diyor ki yerim ben onu. 

- Doğmamış çocuga don biçmek tam olarak bu oluyor değil mi? Yannız kızı olan arkadaşlarım bence dikkatli olsun, benim oğlum diye demiyorum çok çapkın olacak. Aynı zamanda karizmatik olacak. Tüm kızlar benim oğluma hasta olacak. Bence bu cümlelerimden sonra bir oğlumun olmaması için hepiniz dua edin. Yoksa kızların hayatını zindana çevirecek potansiyele sahibim. 

- Gideyim de gelecekteki gelin adaylarıma ne cadılıklar yapıp, ne laflar sokacağımı düşünüp mutlu olayım.

xoXo 

Nuran The Kaynana






16 Ağustos 2012 Perşembe

Crazy.

Crazy diye dinlediğim şarkıların çoğu çok güzelmiş bugün onu fark ettim. Bu aralar yeni takıntım Ornette'in Crazy şarkısı. Kadın dünya çirkini, resmen tipten 7 yıl yer ama şarkı çok güzel.Ben sevdim siz de sevin ama çok sevmeyin.

Bunun dışında neler oluyor hayatta? bir de şu rüya gerçek olsa dersek baya baya yandık. Çünkü Freud'un dudağını uçuklatacak, psikoanalizi dibe vurduracak rüyalarım var. Koskoca 7 haftalık tatilimizin sonuna geldik, koskoca 7 hafta ne yaptın derseniz, gebeşlik dalında altın madalya aldım. Bilecik-Karasu-İstanbul-Çeşme-Foça-Marmaris gezilerini serpiştirdim bu zamana. 

Önümüzde yeni bir 10 günlük İstanbul tatili var, bir de hayırlı bir iş olan kuzen düğünü var. Böyle düğünleri de hiç sevmiyorum ya. Şimdi ben alengirli elbiseleri ya yakın arkadaş düğününde ya da aile düğününde giyerim. Şimdi diyeceksiniz ki sonuçta o da kuzen, kuzen ama sanki bana düşmez gibi geliyor öyle giyinmek. Ne giyicem diye düşünmekten gına geldi. İstemede ne giysem, nişanda ne giysem, kuzenin düğününde ne giysem, işe giderken ne giysem, gece çıkarken ne giysem? Resmen ömür harcıyoruz. En iyisi insanın kendi düğünü, sonuçta ne giysem derdi yok. 

Bu konular cidden beni geriyor. Beni geriyorsa anlatayım siz de gerilin, bence yani. Gerilmek demişken nereden bağlantı kurdum bilmiyorum ama dün fal baktırdık Alsancak'ta. Çocuk bana hayatında kimse yok, 2015'e kadar da evlilik yok dedi. Daha bir sürü salladı. Ama eleman çok komikti, acımadım verdiğim paraya, eğlendim sonuçta. Bence falda 35 yıllık çözüm ortağımız Sevda. Kemeraltı'nda. Giderken sağda dönerken de solda.

Resmen çok sıkıldım şu an, gideyim de azıcık dizi izleyeyim. Öperim mini mini birlerim. 



2 Ağustos 2012 Perşembe

1+3=2

Size hiç sevgilimle nasıl tanıştığımızdan bahsetmiş miydim? Bana bahsetmedim gibi geliyor. Bizimkisi tambi kader ağlarını ördü hikayesi aslında. 2 yıl önce dün tanıştık sevgilimle. Ama 2 yıl önce bundan tam 2 hafta önce kader bizi bir araya getirip tanışmamız için çabalamış ama biz fark etmemişiz. 

P.S: bu yazıyı bu şarkı eşliğinde dinleyin, ben onu dinlerken yazdım çünkü.
http://fizy.com/#s/12j2xx

Yıllardan 2010. Temmuzun ya 17si ya da 18'i. Arkadaşlarımla gece bir yere gitmiştik. İçki olan her mekanda olan denyoluklar bizim de başımıza geldi tabi. Gözlerini dikip bakan bir kaç insan müsveddesi, gerilen sinirler vs. Güvenliğe durumla ilgili şikayetimizi bildirdik. Güvenlik bana 'başkaları da şikayet etti, aldık o arkadaşları eğlenmenize devam edin' dese de kaçmış tatlarla, 'bizden başka kim şikayet eder ki' sorularıyla eve gittik. 

Ayrana boğulmuş, yatay biçimde tam 2 hafta geçti o günden sonra. Bir pazar bir arkadaşımın doğumgününü kutlamak için sürekli gittiğimiz bir yer var oraya gittik, yenildi içildi. Eve gidilmek için erkenden kalkıldı. Malum herkes çalışıyor. Tabi ben çalışmadığım ve evlere sığamadığım için orada gördüğüm başka arkadaşlarımın yanına oturdum. 2 kız-1 erkek oturuyorlardı. Kızların 2 si benim arkadaşım. Elemanı tanımıyorum. Konuşurken elemanla 2 hafta önce aynı mekanda oldugumuz, bizi rahatsız edenleri görüp şikayet ettikleri ortaya çıktı. Kader başlamış mercimekli fırınlı işine bizim haberimiz yok. O zamanlar iş arıyorum, öğretmenlik için. Eleman bana yardımcı olabileceğini söyledi. Tanıdıkları bir yer varmış. Telefonumun şarjı yok, telefonunu alamadım, sen benim numaramı yaz 15-20 dk sonra çaldır beni kaydediyim dedim ve herkes evlerine gitti.

15-20 dk sonra eleman beni aradı, geyik yaptık telefonda. Ertesi gün onun iş yerine yakın bir yerde görüşmem vardı, "yemeği beraber yiyelim mi?" dedi. Hala bir şey anlamayan saf ben, gayet sevecen tavırlarla olur haberleşiriz dedim. Sınava girdim cıktım, konuştuk ve Cine Cafe'de öğle yemeği yedik. Yemekte galiba saflığım biraz azaldı ve benden hoşlandığını anladım. Daha doğrusu gözüme soktu :)

Aynı akşam Bodrum'dan arkadaşlarının geldiğini, Alsancak'ta buluşacaklarını söyledi, illa beni de çağırdı. Eve döndük, telefonda konuşuyoruz, saat 3 olmuş, "bisiklete binelim mi?" dedi. Ben de hızlı gaza gelirim, hadi binelim dedim. O zaman hayatımın bundan sonraki kısmının hep böyle enerji dolu olacağını anlamıştım. 

Bisikletli, tatilli, konserli, tiyatrolu, yemeli, içmeli tam 2 yıl geçti. 1 ağustos 2010'da tanıştığımızdan beri sürekli beraberiz ve daha çok uzun yıllar beraber olmak için adımlamaya başladık.

2 yıldır yaşlanmadığımı, daha da gençleştiğimi hissediyorum. Bütün üşengeçliğimden, tembelliğimden eser kalmadı. Bir adamın tek bir gülüşü bütün günüme, bütün ömrüme yetiyor biliyorum. Hem çocukluğunu hem olgunluğunu ayrı seviyorum ben o elemanın. 

Nuran the gönül kadını.

xOxO

1 Ağustos 2012 Çarşamba

I Kask You.

Her şeyi Twitter'da paylaşınca sanki blog okuyucuları da biliyormuş gibi hissediyor insan. Ama öyle değilmiş. Domgünümde sevgilim bana kırmızı bir bisiklet ve red hot chili peppers konser bileti almıştı. İkisi de çığlıklarla sevindiğim hediyelerdi. RHCP biletlerimiz şimdilik uykudalar, uyanacakları günü, 8 Eylül'ü bekliyorlar. 

Ama sevgili kırmızı bisikletim Hector, ilişkimizin 3. kişisi haline geldi. Uzak kaldığımda sevgilimi ayrı Hector'u ayrı özlüyorum. Bisiklete binmek inanılmaz zevkli. Bir de trafik sorunu olmasa. İzmir'de bisiklet yolları olmadığı için trafikte bisiklet binmek zorunda kalıyoruz. O da inanılmaz tehlikeli olabiliyor. Çünkü şoförler yollar sadece onlarınmış gibi davranıp size gıcık olabiliyor. Böyle konusunca sanki her akşam Urla'ya, Foça'ya gidiyormuşuz, İzmir'i bir ucundan diğerine karışlıyormuşuz gibi hissettiniz di mi? Hahaha yok öyle bişi. Bisikletle anca arkadaşlarımızın evine, Forum Bornova'ya ve Ege Üniversitesi Kampüsü'ne gidebiliyoruz. Ama buralara giderken bile trafiğe maruz kalıyoruz. 

En son sevgilimle bisikletleri bağlayabilmek için kilit aldık ve onları alırken kask alalım araştırıp diye konuştuk. Bugün bizim tanışma yıldönümümüz. Bugün için bir hediye düşünürken aklıma kask geldi. Sevgilimi tanıyanlar tambi metalci, tambi kurukafa aşığı olduğunu bilir. Nette küçük bir araştırmayla kurukafalı kasklar buldum. İzmir'de de yerleri vardı ve hemen gittim aldım. Bisiklet malzemesi almak isteyenler için, Delta Bisiklet, 1. Kordon'da, Liman'dan Alsancak İskeleye yürürken solda.

Kasklarımız inanılmaz güzel. Bu akşam test sürüşüne çıkıyoruz. Çocuk gibi heyecanlıyım. Artık uzun mesafe yolculuklara çıkabiliriz. Uzun mesafe dediğimde Bornova- Karşıyaka olabilir, Bornova- Alsancak olabilir. Eğer yeterli kondüsyona ulaşırsak seneye Foça'ya ya da Urla'ya gidebiliriz :)

Bisiklet candır, bence beni okuyan herkes bisiklet alsın, blog bisiklet etkinliği yaparız.


30 Temmuz 2012 Pazartesi

Marmaris Günlükleri

Geçtiğimiz 3 yaz boyunca tatil için tercihimiz hep Marmaris oldu. İlk gittiğimizde gönülden bağlandım ve kendisiyle ciddi düşünmeye başladım. Ama Marmaris biraz nazlı, pek yüz vermiyor bana. Her sene daha güzelleşiyor, serpiliyor ve beni beğenmiyor. Geleyim burada yaşayayım diyorum, daha zamanın var diyor. 

3 seferde de farklı tatil seçeneklerini değerlendirdik. Tatil skalamız git gide düştü tabi orası ayrı, ama tamamen isteyerek ve bilerekti. 

İlk sene Kervansaray otelde kalmıştık. Otel odaları ve havuzu büyüktü, bir yamacın kenarındaydı ki bu demektir ki otel denize uzaktı. İlk sene yemek ve tur atmak dışında otelden çıkmamıştık. 1 gün arkadaşlarımızla inbüküne gitmiştik, onun dışında forever otel modundaydık. Sezon sonu gittiğimiz için herşey dahil otele o kadar uygun bir fiyat ödedik ki o kadar olur. Otelin yemekleri berbat değil ama mükemmel de değildi. 

Geçen sene ise yıldızı daha düşük ama denize yakın bir otele gittik. Otelin odaları yeterince genişti, havuzu akvaryum kadardı. Ama denize yakın olduğu için hiiiç otelde kalmadık. Gittik denize doyduk. Bir gün özel bir tekne turuna katıldık. Normalde Marmaris'in içinden 1543725272 tane tekne kalkıyor her gün tur için ve genel olarak aynı koylara gidiyor ve fiyatları da 15-25 tl arasında değişiyor. Öğle yemeği içinde bu fiyatın tabi ki. Bizim gittiğimiz daha pahalı bir turdu, öğle yemeği dahildi yine. Diğer turların hiç gitmediği koylara gidiyordu. Survivor'daki gibi denizde yüzdük tüm gün. O kadar güzeldi her yer. 

Bu sene ise konsepti tamamen değiştirip, Çubucak orman kampına gittik bir çift arkadaşımızla. 5 yıldızlı otelden çadıra doğru ibretlik bir öykü oldu bizimkisi. Bu sene de inanılmaz eğlendik. Orman kampı olduğu için gittiğimiz yer geceleri serindi, hiç çadırda öfleyip pöflemedik, sabah 9'a kadar gebeşler gibi uyuyabildim. Şişme yatağımız olduğu için de çok rahat ettik. Bir gün tekrar tekne turuna gittik. Bu sefer klasik tekne turuna çıktık. Müzik olmayan nadir tekne turlarından biriydi. Çok güzel koylara gittik yine. Eğer yolunuz düşerse turun ismi Amazon'du. Sahipleri çok tatlı ve esprili insanlar. 

Seneye balayımız olduğu için büyük ihtimal Marmaris'e gidemeyiz ama ondan sonraki sene için bişi diyemem :)

Marmaris kalp ben demek istiyorum son olarak. 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

İsteMeM Yan Cebime Koy.

Bu dünyada her kör atın kör alıcısı olur. Kör değilim, ee atta değilim, ya da at da değilim bilemedim, ama benim de bir alıcım var Allah'ıma bin şükür. Evde kalacak bu kız, ya da bunu alan gelir kapıya geri bırakır gibi annemin ben bildim bileli endişesi vardı. Benim için çanlar henüz çalmadıysa da acaba mı lan? demekten kendimi alıkoyamadığım zamanlar olmadı değil. Velhasıl kelam (wtf?) bu hafta sonu sevdiceğimin ailesi Allah'ın emri klişesi için Bilecik'e geldiler. Bir söz verdik ki dönemeyiz şu an. Evlilik sandalına binmek üzere iskeleye götüm götüm yanaşmaya başladık bakalım. Allah sonumuzu hayır etsin.

Şimdi bu yazının mottosu, orada bi yerde evde kaldım diyen genç kızlar varsa eğer hiiiiiç canını sıkmasın. Bizim lisenin en çirkin kızı bile evlendi, bizi mi almıcaklar olm. Haa beni ne doktorlar ne mühendisler istedi diye eve gelen teyzelere, eşe dosta sıkamayız, orası ayrı. Çünkü artık öyle gelen mühendis doktor yok. Ama illa bi alanımız oluyor. Evde kalmıyoruz. Sonuçta Demet Akalın o haliyle 3. kez evleniyor, biz mi evlenemicez kızım. 

Yannız evde kaldım diye düşünenler için ben niye dertleniyorsam. Kendi derdinize yanın hahayt fahrenayt.

XoXo

Nuran The Evde KALMAYAN Girl.

21 Haziran 2012 Perşembe

Karatay ve Dukan Hikaye, Artık Olay Nurantay Diyetinde.

Merhaba canlarım. 

Gene bir kilo durumu ve ben karşınızdayım. Nerede o minnoş ben, nerede şimdiki ben. Nasıl oldu anlamadan 3 kilo gelip vücudumun müsait yerlerine yerleşti. Şimdi efenim ben kahve içen biri değilim, cola sevmem, makarna-pilav yemem. Şeker kullanmam. Abur cubur yerim ama sınırlarımı bilirim. Geceyi bırak akşam yemek yemem. Bir öğünde sapıttıysam diğerinde dengelerim. Ultramega bir insanım. Haa üşengecimdir o ayrı. Bunları yemiyorkan ben nasıl kilo alıyorum tontişlerim. Dukan, Karatay, diyet, dikkat etme. Heba edilmiş onca sene var elimde. 

Bundan sonra yeni bir diyete başlıyorum. Yeni diyetimin adı koy poposuna rahvan gitsin. Madem koymayınca bişi olmuyor bir de koyarak deneyelim. 


Nuran the Diyetisyen.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Baya Baya Tesla!

Gün geçmiyor ki Ppllon organizasyon İzmir gecelerini şenlendirmesin, İzmir'e taaaa uzaklardan birilerini getirmesin. Getiriyor işte. Tesla ismine karşı inanılmaz bir sempatim var. Tesla Boy'a da öyle bir sempati besledim ilk günden beri.

Uzun zamandır gece çıkmayarak enerjimi topluyorum ve bu cumartesi yani 05 Mayıs 2012'de Jacksons'ta bu enerjimi sonuna kadar harcamayı planlıyorum. Şu an bonus biriktirmiş biri gibi heyecanlıyım.

Size bu kıyağımı unutmayın, dinleyin bu şarkıyı cumartesiye kadar, cumartesi yazılı yoklama yapıcam.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Süper Kahraman Değiliz Ama Kahraman Olabiliriz.


5 Mayıs, 13:00 -6 Mayıs, 19:00

·

Gelin Siz de Sadece 30 Dakikanızı Ayırarak 3 Kişinin ve yakınlarının hayatına Umut olun...

Mutlu Olalım Projesi ve Ege Üniversitesi Kan Merkezi iş birliğiyle herkesi
05 Mayıs Cumartesi-06 Mayıs Pazar günü kan bağışçısı ve ilik dönor'ü olmaya davet ediyoruz.

... Unutmayın, birgün siz veya en yakınlarınız da kan ve ilik bağışına ihtiyaç duyabilir.

Yer: Ege Üniversitesi Kan Merkezi

Tarih: 05.Mayıs 2012 Cumartesi ve 06.Mayıs 2012 Pazar

Saat: 13:00- 19:00 saatleri arası


Mutlu Olalım Projesi gönülleri sizleri Ege Üniversitesi poliknikleri önünde karşılayıp kan merkezine kadar refakat edeceklerdir.


Tüm merak ettikleriniz için iletişim bilgilerimiz:


mutluolalim@gmail.com
Özlem Şengir: 05554992065

Not: Belirtilen tarihlerde katılamayacaksanız, ilerideki kan ihtiyaçlarında destek olmak üzere bizimle telefon numaranız,mail adresiniz,adınız soyadınız ve kan grubunuzu paylaşırsanız; ihtiyaç halinde tarafınıza geri dönüş yapılacaktır.



Genel Bilgiler


http://www.kanmerkezi.ege.edu.tr/index.php?lid=1&SayfaID=298&cat=details

www.kanmerkezi.ege.edu.tr

www.mutluolalim.com

7 Nisan 2012 Cumartesi

Yetmez Ama "EVET"

Sevgilime sürpriz bir defter hazırlamıştım bir kaç hafta önce. O defterin içinden en büyük sürpriz bana çıktı. Kocaman bir balıkla hem de :)






26 Mart 2012 Pazartesi

Atilla Taş Naraları

Atilla Taş'ın Savaş Ay'ın programıydı yanlış hatırlamıyorsam, "I'm cleaning my closet anneğğğ" diye bağırmasını hatırlayan var mı? Bir arkadaşım aynı çığlığı atıyor ve dolabını boşaltıyor, bi bakın derim.

24 Mart 2012 Cumartesi

Nuri Bilge Ceylan ile İmtihanım

Yıl 2006 ya da 2007. 2006 ise Miski'nin üniversiteden mezuniyetine ramak var, bense daha 3. yılımdayım. 2007 ise benim mezuniyetime ramak var, Miski ise mezun oldu ve iş arıyor.

Miski'nin evindeyiz her zamanki gibi. Başka bir gün bunu uzun uzun anlatayım, unutturmayın. Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filmini izlemeye karar verdik. Ben Amerikan Kültürü, Miski ise İngiliz Dili okuyor. Sanat filmlerinin içinde Varyemez Amca'nın altınların içinde yüzdüğü gibi yüzüyoruz o dönem. Yanlış anlaşılmasın, sanat filmlerini severim. Fransız sinemasını su gibi içiyoruz.

Nuri Bilge Ceylan'da Türkiye'nin sanat filmleri başkanı. Herşey hazır. Koyduk filmi, çektik koltuğu, ben, fırfır, miski başladık izlemeye. Bekliyoruz bekliyoruz bi numara yok. 10 dakika adamın bakışmasını, başka bir 10 dakika düşünmesini izliyoruz.

Bu tarz sahneleri abartmadan 10 dk izliyorsunuz


Tabi ben gittikçe filmden uzaklaşıyorum. "allahım" diyorum, "cehenneme o kadar zebani yatırımı yapacağına koy dev ekrana Nuri Bilge Ceylan filmi, izlet günahkarlara, 10 dakikada imana gelmezlerse benim de adım Nuran değil" diyorum.

Film bitiyor ve kendime söz veriyorum. Nuri Bilge Ceylan adını duydun mu, arkana bakmadan kaç kızım diyorum. Yıllar yıllar geçiyor. Nasıl doğum yapanlar o sancıları 3-5 yılda unutup tekrar çocuk yapmak isterler, ben de o kabir azabını unutuyorum ve 2 hafta önce Rock n Beer'daki BiraSinema gecesinde, Nuri Bilge Ceylan'ın "ödüllü" filmi Bir Zamanlar Anadolu'dayı izlemeye gidiyorum. Bir Nuri Bilge Ceylan filmine göre diyaloglar artmış, yıllar içinde kendini geliştirmiş, elini korkak alıştırmamış Nuri'ciğim. Ama naparsa yapsın, olmuyor olmuyor. Daha önce sıkıcı başka bir film için " filmin en iyi yanı 87 dakika olmasıydı" yorumunu yapmıştım, ama bunda ne mümkün. Film dolu dolu 2.5 saat. Herşeyi bırakıp kaçasım geliyor. Filmi daha da itici kılan diğer bir unsur ise Yılmaz Erdoğan. Oldum olası sevmem kendisini.

Koskoca ekranda onu gördükçe, içime kaçan Kayahan'a engel olamıyorum, "Allahım Neydi Günahım" diye diye filmin sonunu getiriyorum.

İlk çocuğu yaptım, acıyı unuttum, 2. ye kalkıştım amaaaa 3. asla yapmam gençler. 2 çocuk ideal. Daha fazla zorlamanın alemi yok. Nuri Bilge ile ten uyumumuz yok, o benden daha iyilerine layık, hatta sorun ondan değil ben de. Bu kangren ilişkiyi daha fazla yürütmeye gerek yok.


Elveda Nuri, Elveda kabir azabı.

21 Mart 2012 Çarşamba

Everyday I'm Shuffling

Ciddi ciddi takıntılarım var benim, özellikle de müzik konusunda. Bir şarkıyı ya da bir albümü midem bulanana kadar dinliyorum. Mide bulanması burada benzetme değil yaşadığım şeyin ta kendisi. Cidden midem bulanıyor artık. Başım dönüyor. Sonra bırakıyorum dinlemeyi. Uzun süre hiç dinleyemiyorum. Hatta bazen o şarkılardan nefret bile ediyorum. Bir de dinlediğim şarkıların kafamda yarattığım klipleri oluyor. Bazen şarkıyı değil klibi sevdiğim için defalarca dinliyorum. Her seferinde kafamda o klip dönüyor.

Bu durumdan kesin bahsetmişimdir. Bazen her gün birbirine benziyor gibi geliyor. Ama aslında benzemiyor. Ama bakınca çok benzer gibi. Çok karışık durumlar hacı.

Hiç farkettiniz mi bilmiyorum havalardan konuştuğumuz insanlar genelde aramızda uçurum olan insanlar. Mesela hiç bir yakın arkadaşımla " eee yarın hava güzel olacakmış" diye konuşmalar olmuyor. En azından ice breaker konuşmaları olmuyor. Havaların durumu bir ilişkinin kurtarıcısı, jokerin başkanı.

Geldi bahar ayları, ne durumda bu izleyicilerin gönül yayları peki? Birinizde bir dedikodu yapmıyor, bir kazan kaynatmıyor. Neyleyim ben böyle izleyiciyi.

Yalnız bu yazı tam beni anlatıyor. Ciddi gibi başladı, bir şey diyecekmişim, hayata dair bir ipucu verecekmişim gibi bir algı yarattı, sonrasında gayet cıvıdı, koy götüne rahvan gitsin, enseye tokat popoya pandik halini aldı. İşte ben bizzat öyle biriyim. Neyse şanslısınız pandik olaylarına pek girmiyorum.

Allahım şu içine düştüğüm bataktan biri beni kurtarsın. Şu yazıya sırf size şu güzel şarkıyı dinletmek için başladım ama o karizmatik çıkışı gerçekleştiremedim. Bu kadar cıvık bi insan olmasam şu an bir dağın başında siyah pelerinim dalgalanıyordu.





13 Mart 2012 Salı

KADINIM Söyle Sen Mutlu Oldun mu?

Kadına Şiddete Hayır reklamlarının, afişlerinin bile şiddet içerikli görüntülerden oluştuğu bir ülkede bu şiddeti önlemeye çalışmanın ne kadar ironik olduğunun bir tek ben farkındayım sanırım. Her gün binlerce kadın, kocasından veya akrabalarından dayak yiyor, sokaklarda taciz ediliyor, iş yerlerinde psikolojik şiddete uğruyor. Sonra medya bunu ekrana getiriyor, belki de iyi niyetle. Tek amaç bunu yaparsanız poponuza şaplak atarız. Ama biliyorsunuz Türk erkeklerinin algıları düz çalışmıyor.

Bu yanlış, bunu yapma mesajının aksine, yap koçum, yap anam, bir tokatta benim için at diye algılıyor ve atıyor kendini bir pehlivan gibi ringlere.

Erkeklerin içindeki öküz ile kadınların içindeki aptal birleşince ortaya çıkan sonuç her gün maruz kaldığımız 3. sayfa haberleri oluyor. Evet, kadınlar aptallar. Kimse bana lagaluga yapmasın. Koca için 12 yaşında evden kaçar ama okumak için kılını kıpırdatmaz. 1 ipin üzerinde 10 adamla raks eder ama içinde bulunduğu döngüden kurtulmak için çabalamaz. Eğitim şart diyoruz ama eğitim de çözüm olmuyor ki canlarım.

Bunları okuyan yandan yemiş feministler bana kızabilir. Ama yandan yemiş oldukları için çok umrumda olmayacaklardır, belirtmeden geçmeyeyim.

Madem çok biliyorsun, bir çözüm getir derseniz, en güzel çözümüm 1 kadın dayak timi kurulmalı. Mesela numarası 123 olsun bu timin. Evinde dayak yiyen kadın burayı arayıp adresini vermeli, bu kadın timi adam evden çıkınca gidip eve yerleşmeli, akşam adam gelince de eşek sudan gelinceye kadar bu adamı dövmeli. Islak bir odun yardımıyla, 10'ar dakikalık molalarla bütün akşam döversen herifi bence işe yarar. Ayılığını anlar ve hayatına kedi gibi devam eder.

Devletimize buradan sesleniyorum. Bunu bir düşünün hafız?

26 Şubat 2012 Pazar

Köfte Deyip Geçme, Önemli Bence.

Evde çok köfte yapan biri değilimdir ben, genelde dışarıda yerim. Damak tadımında öyle mükemmel olduğunu söyleyemem. Yandan yemiş bir Vedat Milor gibidir daha çok. Yıllarrr yıllar önce Kemeraltında keşfettiğimiz bir köfteci vardı, ismi Köfteci Mehmet. Kesin bahsetmişimdir daha önce. Ama tabi hafızam eskisi gibi değil. Hafızamın düşük kayıt yeteneği ve ultra üşengeçliğim birleşince geriye dönüp bakmadım ve yazmaya başladım.

Neyse bu köfteci salaşlığın başkanı resmen. Ama öyle bir köfte yapıyor ki efsane. Bu zamana kadar oraya birini götürüp, köftesini beğenmediğini görmedim. Ama ben görmeyeli baya popülerleşmiş, 15-20 dk sıra bekledik, ve bir çiftle beraber oturup yemek yedik. Fiyatlara gelince 2 porsiyon köfte ve piyaza 12 tl verdik, bedava yani.

Şimdi siz yerini de sorarsınız. Kızlarağası Han Kapısına sırtınızı verin, soldaki ilk araya girin, gidin gidin gidin, şükrü bey'in yeri var kahveci, onu görünce sola dönün, sağ yapın, o sokağın sonunda, köfteci mehmet, köfteci mehmet giderken sağda dönerken solda.


Hadi canlarım benim.

21 Şubat 2012 Salı

I Want That One.

I want that one.




18 Şubat 2012 Cumartesi

Bunun Yaşlılığı da Var.

Bundan 5 yıl önce, cuma gecesi yanılıp yenilip 00.30'da yatsam, 300 fil tepse yine de sabah 8.30'da kalkmazdım. İşim olsa bile kalkmazdım. Şimdi işim gücüm yok, sabahın 8.30'da açtım gözleri. Ve ilk aklıma gelen ne oldu biliyor musunuz? Kalkayım da buzdolabını temizleyeyim?

26 yaşında, hayatının baharında, akıllı ve güzel ki bakın bunlar genelde bir arada olmaz, esprili bir kadının aklına cumartesi sabahı neden buzdolabı gelir? Resmen yaşlanma işareti. Bence o kadar krem vs. çıkaracaklarına buna çare bulsunlar. Gencecik insanların aklına buzdolabı gelmesin. İçimin kırışıklıkları artmış resmen.

Bu arada bir ingilizce öğretmeni olarak "vs."'yi İngilizce-Türkçe farketmeden "vesaire" diye okumama ne diyorsunuz?

Şu an bunları yazarken aklımın hala buzdolabında olması kaç puan gençler? Gençliğimde buzdolabının önüne sadece aşk acısı çektiğimde yanaşırdım. İçim geçmiş lan, duyun feryadımı. Bir yudum gençlik ateşi bağışlayın bana. Beni ararsanız buzdolabının önündeyim. çüsbismorgın.


8 Şubat 2012 Çarşamba

Wefoundlove.

Havalar sadece kıçımızı, başımızı değil, benim resmen ruhumu da dondurdu. İnsanın hiç bir şey için enerjisi olmaz mı? Olmaz. Neyse artık şikayet etmeyeceğim. Ettikçe sevgili Mikail veriyor soğuğu.

Bu yukarıdaki cümleleri yazdım ya, sonra tıkandım. Bildiğin tıkandım. Ne dicektim bilmedim. Bugün farkına vardım ki, aslında hep farkındaydım ama sanki bugün onayını alınca bir arkadaşımdan daha parlak bir aydınlanma oldu gibi geldi bana, ben hiçbir zaman ciddi bir insan olamayacağım. Enseye şap popoya parmak durumları o kadar seviyorum ki tutamıyorum kendimi. Ama kendimi böyle sevdim ben, ilk görüşte hem de.

Bugün yakın bir erkek arkadaşımla arkadaşlığımızın 6. yılını kutladık. Yemek yedik, kahve içip dedikodu yaptık. Komikti cidden. İnsan hep sevgilisi ile mi yıldönümü kutlar, dii mi?

Ben gittikçe Rihanna'yı sevmeye başladım. Çok önemli bir açıklamadır bu. Kaçırmayın bebeklerim. Hepiniz benim bebeğimsiniz biliyorsunuz di mi?

Flash Tv'de bir program var, parmaklıklar ardında diye. Cidden kameranın önüne parmaklık koymuşlar, ardından çekiyorlar. Mesela ben otursam sabahtan akşama türlü madde kullansam, o kafaya ulaşamam. Anca tuz ruhu falan içmem lazım.

Tuz ruhu demişken, dişlerini çamaşır suyuyla silen bir tanıdığımız vardı bizim. Tartar için benimde arada tuz ruhu kullanasım gelmiyor değil. Bir gargara tüm dertlerime çare olur diye düşünüyorum.

Off bunları yazarken bakıyorum ne kadar sıkıcı bir hayatım var. Acaba ben de mi moda blogger'ı olsam, ojeli parmak, kombin falan çeksem?


1 Şubat 2012 Çarşamba

Lapa Lapa Değil Laps Laps Yağıyor Kar.

Kış, kar ve soğuk triosundan ölümüne nefret ettiğimi söylemiş miydim? Haziran ayında doğan bir yaz çocuğu olarak, yaz aylarının, denizin, güneşin başımın üstünde yeri vardır. Ama kış? İzmir bu yüzden yaşayabileceğim tek yer sanırım. Yıllardır lapa lapa yağan kar görmemiştim. Anladım ki görmemem daha hayırlı olmuş. Görünce çünkü "yehuuu kar yağıyor" diye zıplayıp, ayaklarımı havada birbirine vurmadım. Gayet herşeyden nefret eden şirin gibi yüzümü buruşturup " nefret ediyorum kardan" dedim. Karı, buzu seveni de anlamıyorum. Milyon para verip kayak merkezine akın eden zihniyeti çözemedim hala. İnsan üşümek, kayıp kayıp düşmek için neden o kadar para verir ki?

Tatilimi resmen karın, soğuğun başkentlerinde geçirdim. 3 gündür İstanbul'dayım. Kafamı camdan çıkaramadım kar yüzünden. O kadar sıkıldım ki üstümü başımı yırtıcam o kadar. Uçağımı erkene alıp bir an önce İzmir'e dönsem mi? diye düşünmedim değil. Ama İzmir'de tarihi soğuğunu yaşıyormuş. Birileri bana sponsor olsa ve tatilimin kalan 4 gününü Bahamalarda, ne biliyim Miami'de geçirsem, nasıl güzel, nasıl süpersonik olur.

Ya da kış başlarken ayılar gibi uyusam, havalar ısınınca uyansam, hiç fena olmaz. Zaten kış girdi gireli küçük bir ayı gibiyim. Minimum hareket maksimum beslenme.

Küresel ısınma dedikleri de koca bir yalan. Neresi ısınmış bu kürenin. Isınmış küre böyle mi olur? Buz gibi resmen, üşüyoruz reis cCc.

Off içim sıkıldı gene resmen, çünkü kar coştu şu an. Bu aralar, bu aralar dediğim de pazartesiden beri, sürekli şuna gülüyorum. Siz de gülün. Aranızda kar, kış seven varsa benden uzak dursun. Yazı sevenler toplanıp sinerji yaratalım, şu küre ısınsın.




18 Ocak 2012 Çarşamba

Okulun Son Günü Ders İşlenmez.

En son okuduğum okulu bitireli neredeyse 5 yıl oldu. Koskoca 5 yıl geçmiş. İnsan diyor ki "kesin herşey değişmiştir". Benim gibi düşünenleri aydınlatayım. Hala bir şey değişmedi. Öğrenci milleti hala -3 yaş esprileri yapıyor, "son gün ders işleyecek miyiz?" diye soruyor. Tek değişen ben artık soran değil, sorulan kişiyim. Yoksa geri kalan her şey aynı. Ha bir de son gün serbest kıyafet mi geleceğiz okula sorusu var, tamamen unutmuşum.

Yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz tatil olacak diye kendimi avutmaya çalışıyorum. Zira street fighter'da dayak yedikçe enerjisi azalan Chun Li gibiyim. Her sabah kalkmak daha da zorlaşıyor. Neyse efenim. Tatil programım hayli kabarık. Cuma akşamı Ankara, oradan Eskişehir, oradan Bilecik, Oradan İzmit, oradan İstanbul ve tabi ki her güzel şeyin sonuyla İzmir'e dönüş.

Biliyorum 100 bin kere söyledim ama ben hiç Ankara'ya gitmedim. Çok heyecanlıyım. Çok uzun kalmayacağım, ama özellikle görülecek yerlere giderek nokta atışları yapacağım. Mesela ankaralı çok ünlü bir avukatı tavsiye ettiler. Gidip kendisini görüp, 3 noktalı bir atış yapacağım. Başka Ankaralı varsa aranızda, ya hemen konuşsun ya da kendi kaybeder. Nerelere gideyim mesela?

Kar falan yağıyor yurdun dört bir yanına. Garip geliyor bana. Şimdi gidip ölümcül soğuklarla hiç kazağım olmadan savaşacağım. Evet benim hiç kazağım yok. Beni boğuyor kazaklar. Boğuyordu daha doğrusu. İlk defa bu sene neden kazağımın olmadığını sorguluyorum.

Sorgulamak için artık çok geç tabi. Neyse şemsiyeyle çok haşır neşir olmayacağız. Tam bu satırları yazarken çay bardağını düşürdüm. Gidip parçalarını toplamalıyım. 15 gün yokum canlarım. Bence beni çok arayacaksınız.


16 Ocak 2012 Pazartesi

Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim.

Şu an evde olmam gerekirken, okuldaki son hafta yarım gün yok uygulaması yüzünden Zümre! odasındayım. Neyse uzatmadan ve canımı sıkmadan konuya geçiş yapacağım. Yarın akşam yanii 17.01.2012 Salı Akşamı 19,00-19,30 gibi, İzmirli Bloggerlar olarak Alsancak Kordon Alins'te buluşuyoruz. Gelmek isteyen elime mum diksin?

4 Ocak 2012 Çarşamba

Çılgın Atıyorum Evde.

2012 nasıl gidiyor anlatın bakıyım? Bu sene "ben evde kutlamak istemiyorum" deyip deyip evde yılbaşı kutlayan bir insan oldum. Çok çılgın danslarla girdim yeni yıla ama. İnşallah 2012 öyle çılgın geçer. Bu arada vaktimin yarısı okulda yarısı uykuda geçiyor, resmen danalar gibi uyuyorum. 1 bölüm diziyi 3'e ayırarak izleyebiliyorum. Kanalların reklam araları gibi, uyku araları veriyorum. Sonra uyanıp yatağıma gidip orada da sabaha kadar danalık görevimi getiriyorum. Böyle giderse kurbana yetişirim.

Bence benim etim lokum gibidir, zira lokum gibi insanım. Lokum demişken bu akşam Tavacı Recep Usta'daydık. Kaburga dolması en az benim etim gibi yumuşacıktı. Oyyy ki ne oyyy.

Gençler ben ilk defa Ankara'ya gidiyorum ayın 20sinde. 15 gün tatilde camı kapıyı kapatıp evde uyumak istiyorum aslında ama. Çok gidilecek yer var. Ankara, Eskişehir, Bilecik ve İstanbul.

Bu istikametlerde görüşmek isteyenler olursa tekliflere açığım :) Geriye doğru saymaya başladım, tam 11 gün sonra hokayiyamaşitakombamba.

Şu an farkettim ki dünya odunu bir insanım. Workout indirdim, kadın bacağını ensesine değdircek ben en fazla 30 cm açabiliyorum.

House'un 8 sezonunu izledim, yeni bölümleri ağzımın suyunu akıtarak bekliyorum. Ama Cuddy'siz House kahvesiz brownie gibi, çok tatsız.

bence bu kadar update yeter. Sık sık yazayım, dinimiz amin.