25 Ocak 2010 Pazartesi

How Weird I Am (MiM)

Dwarfwaves beni mimlemiş bu yazısında. Konu ilginç 7 özelliğimiz. Aslında ne garip oldugumdan dönem dönem bahsediyorum ama yine yazayım.


1- Odamın kapısı açıkken hayatta uyumamam. İnanılmaz rahatsız olurum. Yazın sıcağında odanın kapısını cereyan yapması için açmam gerekse bile açmam. İçeri de erir biterim ama kapı açık uyumam :)


2- Tambi krem hastasıyım. Aşk yaşıyorum bildiğiniz kremlerle. Yüz / Vücut / El / Ayak kremleri, hepsi ayrıdır ve 1 ay dayanmaz başkasına 1 sene giden krem bana.


3- Saç boyatmayı ve kestirmeyi çok severim. "Artık saçımı uzatıcam" cümlesini kurduktan sonra her zaman gidip saçımı kestiririm ya da boyatırım.


4- Deve gibi su tüketirim. Günlük su tüketimim abartısız 10 lt'yi buluyordur. Yazın daha da artıyor. Ofiste de sebile yakın bir yerde oturuyorum, ayağa kalkmadan sandalyemi sürerek suyumu alabiliyorum. Uzakta otursam heralde git gel kilo veririm.


5- Kahve / Cola gibi bir çok insanın çılgınca tükettiği şeyleri hiç tüketmem. Bitki çayı özellikle yeşil çaya taparım, naneli-limonlu olana özellikle.


6- Limon hastası oldugumu bilen bilir zaten, birayı bile limonlu içerim o kadar. Limon bebeğimsin.


7- Sağlıklı hayatla kafayı bozmuş durumdayım. Ekmek yemem, az yemek yerim falan filan ama hala maşallahım var. Sorana hep kemiklerim iri diyorum. Neyseki kilo verdim, bu ameliyat işe yaradı :))



Daha yazsam yazarım aslında, bildiğin aklı selim olmayan bir insanım. Benim de bu mimi paslamam lazım değil mi? O zaman Allegr'ande the new mama, Eliza the Amsterdam Güzeli ve Winston the Runaway gelin yapsın bakalım, öperimm.


22 Ocak 2010 Cuma

İzmirli Bloggerlar Buluşuyor :)


Vintage Peony'cik Şubat ayı içinde İzmirli tüm bloggerları buluşmaya davet ediyor :) Ee bu güzel davete hayır diyebilir miyim :) Bende ondan aldığım daveti İzmirli diğer bloggerlara iletiyorum o zaman :



Winston Wolf

Böyle Duyurdu Fulya

Pinksatelite

Gutuvonka

Appharell

Diskdünya

Marlene

LikeAStar



P.S: Unuttuğum bloggerlar varsa narkoz kafasına bağlasınlar, affetsinler, ve davetimi kabul etsinler :)

15 Ocak 2010 Cuma

Çelik Bandanası ve Ateşteyim Ateşte Ateşte

- Uzun zaman oldu di mi ben burda saçmalamayalı? İlkokuldaki 2. teneffüs gibi. Beslenme saati gibi.

- Normalde sabırlı bir insan değilim, ama bu aralar bir konuda, ya da bir kişi hakkında o kadar sabırlı davranıyorum ve kibarlığı elden bırakmıyorum ki beni tanıyamazsınız. Hanımefendi çizgimden kaymam çok yakındır. Dikkat et çocuk.

- Stres topu gibiyim bu aralar, bütün paranoyalarım rüyalarımda kendini dışavuruyor. Ey Freud, geldiysen 3 kere vur.

- İnsanlara çok fena kuruluyorum bir süredir. Nedensiz. Aslında bazılarının nedeni var. Beşir gibiyim, etrafa çok pis bakışlar atıyorum.

- Bir ev bulduk ofis civarlarında, fiyatı çok şukela, kaloriferli ve 3+1, yarın bakıcaz, Allam nolur taşınalım, tebdili mekanda ferahlık vardır.

- Akşam üzeri kendime tiramisu ısmarlayacağım, evet bunu yapacağım.

- Bornova Bornova'yı izledim dün, geliyom gidiyom konuşmaları beni çok rahatsız etti, küfürden bile daha çok.

- Film yapıp ödül alma işini kaptım ben, dünyanın en sıkıcı, en anlamsız, en durağan filmini yapıyorsun, sanat için sanat olm bu diyorsun, sonra gelsin ödül gitsin ödül. Belki çıkıp o ödülleri "güzel ve yalnız ülkene" bile yollayabilirsin.

- Sığ izleyici yorumu gibi oldu ama gerçek bu.

- Ablama her telefon açışımda kızdan bişi istiyorum, artık telefonlarıma cevap vermeyecek diye korkuyorum.

- Şimdi ben pazar günü gidiyorum, 10 gün yokum. Eğer salıdan sonra benden haber alamadınız bilin ki benim için pamuk araştırmaları başlamıştır, haa iyi haberimi aldınız, o zaman alın çiçeğinizi kolonyanızı gelin ziyarete beni. Hasta ziyareti de kısa olur bunu da unutmayın.

- Bu iki videoya bu hafta çok güldüm, siz de gülün. Hatta ;

Midyat / Seyfo Gülün :)






Bitişteki çığlığa hastayım.


14 Ocak 2010 Perşembe

Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu

Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda daha önce izlediğimiz Oyunun Oyunu adlı oyundan daha önce bahsetmiştim.

Dün akşam Avatar'a gitmek için evden çıktık ve tam metroya binmeden Konak Pier'de oynayan avatarın 3d olmadığını öğrenip hemen planda değişiklik yaptık ve tiyatroya gittik.
İkinin Biri adlı bir oyun oynuyordu. Oyun hakkında pek fikrimiz olmadan, broşür falan da bulamadan girdik oyuna. Zaten 3 kişilik yeri zor bulduk.

Oyun bir toplantı için Londra'daki bir otelde eşiyle kalan Richar Willy'nin bir öğleden sonra özel kalemininde yardımıyla bir kaçamağını anlatıyor. Ama özel kalemi herşeyi karıştırdığı için olaylar arapsaçına dönüyor.
Oyunla ilgili bulabildiğim tek görsel

Oyunun temposu baya hızlıydı ve oyun gerçekten eğlenceliydi. 30 Ocak'a kadar her çarşamba saat 20.30'da Büyükpark'ın içindeki Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi'nde oyun gösterilmeye devam edecek. Bilet ücreti öğrenci için sadece ce sadece 3 tl, tamı bilmiyorum ama en fazla o da 4 tl'dir.

Bu arada burdan dün akşam yanıma oturan ve ota boka gülen şişman adama seslenmek istiyorum. Erol Taş kahkahalarından kulağım sağır oldu, her espriyi 2. kez tekrarlamana, sürekli "çok iyi ya" demene, ve benim koltuğumun kolçağından çekmediğin koluna sinir oldum. Bütün gece içimden sana "Silence, I'll kill you" demek geldi. Her kahkahanda "hah şimdi tıkanır bu" diye heveslendim, ama olmadı. Tamam komikti, ben de eğlendim ama insan kahkahasıyla.

Eğer Uğur Mumcu'da herhangi bir oyuna giderseniz, şişman, kıvırcık gibi saçlı, çakma pavorotti bir amca görürseniz arkanıza bakmadan kaçın, evet.


13 Ocak 2010 Çarşamba

Taking Woodstock (2009)

3 days of peace and music...

Bir kuşağı, kültürü keşfedebilmek için mükemmel bir fırsat Taking Woodstock. Çok bi'şey söyleyemiyorum. İzlemeye başladığım andan sonuna kadar tek düşündüğüm "bu dönemde yaşamalıydım" oldu.




sex, drug and Rock 'n Roll :)

İzleyin, en şiddetli tavsiye.

My One And Only (2009)

Life, Liberty and Pursuit of Husbands

"My One and Only" şarkısı hit olmuş, varlıklı orkestra şefi olan kocasının sadakatsizliğine dayanamayıp, 2 oğlunu da yanına alarak kendini yollara vuran Anne Deveraux'un yol hikayesi "My One and Only".

Amerikan sinemasında / edebiyatında yol hikayelerinin önemli bir yeri vardır. Ki bunu daha önce şu yazımda da belirmiştim. Yol insanın geçirdiği değişimi anlatan bir metafordur. Yol içsel bir yolculuğa gönderme yapar.



Anne çocuklarını yanına alıp yola çıktığında bir değişim geçireceğinden, bu yolculuğun içsel bir yolculuk oldugundan haberdar değildi. Tek istediği eşinden ayrılmak ve ona ihtiyacı olmadığını göstermekti. Her durakta yeni bir koca adayı aradı durdu Anne. Eski defterler karıştırıldı, eski sevgililer hortladı. Aslında ihtiyaç duyduğu, sırtını dayayabileceği insan sadece ve sadece kendisiydi.

Anne ve çocukları için bu yolculuk başka bir anlamda birbirlerini daha yakından tanıdıkları bir yolculuk haline geldi. İlişkilerinin temellerini sağlamlaştırdılar ve birbirlerini daha iyi tanıdılar.


Film Anne'in yazar olmaya hevesli en sevdiği kitap "Catcher in the Rye" olan oğlu George'un bakış açısından anlatılıyor. George en başından beri bu yolculuğa çıkmak istememiştir. Babasının onu çok sevdiğini ve onu yanında istediğini düşünür ve annesinin de onu yaşadığı hayattan koparıp ordan oraya sürüklediği için tam tersini düşünür.

My One and Only 50'lerde geçiyor, bir yol hikayesi olduğu için mekanlar sürekli değişiyor, Boston'dan Hollywood'a kadar geniş bir mekan skalası var.


Başrollerini Renee Zelweger'in oynadığı filmde ona Logan Lerman, Kevin Bacon ve Mark Rendall eşlik ediyor.

50s havasına hayran olduğum komik bir film My One and Only, tavsiye edilir...

12 Ocak 2010 Salı

An Education (2009)


The life I want, There is no shortcut




Hayatı Oxford'a girmek için çok çalışmak ve çalışmanın yanında kendine farklı etiketler yapıştırmaktan ibaret olan 16 yaşındaki Jenny.



Lüks arabalar, restoranlar, gece kulüpleriyle dolu, kaynağı belli olmayan, çok soru sorulmayan, cevapları belki de acıtacak sorularla dolu bir yaşamı olan 30'lu yaşlardaki David.


Yağmurlu bir günde durakta bekleyen Jenny'nin hayatı, onu almak için duran David'le birlikte aksi yönde değişmeye başlar.

Kitaplar, okul, çalışmak arasında gidip gelen hayatı bir anda gece kulüpleriyle, restoranlarla, Paris'le yer değiştirmiştir.

Etrafındaki parıltının kamaştırdığı gözleri bir çok şeyi görmesini engellemiş, soru sormasını yasaklamış, sadece ve sadece anı yaşamasını istemiştir.

Jenny çok tanıdık bir karakter. Bir dönem Jenny'yi ya aynada ya da yakın çevremizde görmüşüzdür kesinlikle.


Jenny'nin önündeki 2 yol bir dönem bizim önümüzde de upuzun yer almıştır belki de.

1960'ların Londrası, İngiliz Aksanı, 50s women, müzik, filme ait keywordlerden bazıları.

2009 yapımı Eğitim, Lynn Barber'ın anılarından yola çıkarak yapılan Nick Horny tarafından senaryosunun yazıldığı ve Lone Scherfig tarafından çekilen çok çok çok güzel bir film.

Ben çok keyif alarak izledim filmi, şiddetle de tavsiye ediyorum. Özellikle de 50s havasını seviyorsanız, film sizin için kesinlikle görsel ve işitsel bir şölen olacaktır.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Sigara Yasağı ve Engellere Sığmayıp Taşan Türk İnsanı.

Cuma gecesi bir arkadaşımın davetiyle Umut Kaya konserine gittik. Bornova'da yıllarca çaldıktan sonra albüm yapanlardan Umut Kaya. Detone isimli bir grubun solistiydi ve Billie Joe Armstrong gibi ortalarda gezerdi.

Konser Dice Performance Hall denen bir yerdeydi. Sanırım mekan eski Clup 33'dü. Kapı açılış saat 22.00'di, ama konser 00.30'da başladı. İlginç olan alt grupta yoktu.

Neyse gelelim mekanla ilgili düşüncelerime. Dice Performance hall'den çok cigarette hall gibiydi. Polis gelip gittikten sonra sigara içilmesine izin verildi. Aynı anda 100 kişi birden sigara yaktı. Garsonlardan birine "şimdi polisi ararsam ne olacak" dedim, pişmiş pişmiş gülüp, "arkadaşlarınız sigara içemeyecek" dedi.

İlk arada çıktık mekandan ve ben nereyi arayacağımı bilmediğimden 155'i arayıp mekanı şikayet ettim. Karşımdaki polis uykusundan uyanmış gibi konustu benimle, ilgilenicez dedi ama büyük ihtimal uykusuna devam etti. Ama olsun ben en azından görevimi yaptım.


Gelelim şu sigara yasağına. Hükümetin kedi olalı tuttuğu en büyük fare bu sigara yasağı sanırım. Ama bizim ülkemizde nedense hiçbir şey doğru düzgün olmadığı için sigara yasağı da dogru düzgün değil.

Kapalı alan tanımı çok havada olduğu için 3 tarafı kapalı olan bir çok kafede ve barda sigaraya izin veriliyor. Duyduğuma göre bir çok mekan gece belli saatten sonra sigaraya bu dice denen tırt hall gibi izin veriyormuş. Şikayet etmeye kalktığınızda nereyi arayacağınızı bile bilmiyorsunuz, çünkü asılan "sigara içmek yasaktır" posterlerinin altında hiçbir numara yazmıyor.

Bir de bu yasanın bir süre ertelenmesi isteniyor gereksiz nedenlerle. Yok insanlar soğuk havalarda üşütürmüş, yok domuz gribi varmış vs.

Domuz gribinden, üşütmekten korkan adam sigara içmesin, onu da mı biz düşünelim. Adamlara iyilik yapıyorsun, sigarayı bırakmaları ya da en azından azaltmaları konusunda yardımcı oluyorsun, ama yok burası yetmez tepenize de edelim diyorlar.

Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, sigara yasağına sonuna kadar destek veriyorum. Bu düzene alıştıktan sonra dumandan göz gözü görmeyen mekanlara gitmek istemiyorum.

İnsanlarda lütfen koyun gibi ne olursa eyvallah demesinler, azıcık haklarını korusunlar.

Cıvıtmıyım diyorum ama elimde değil, ünlü düşünür Nihat Doğan diyor ki :

Benim koyunum bile Avrupa'nın koyunundan güzel bakıyor.

Doğru Nihat'ın bizinkiler köylü kurnazı gibi bakıyor.

5 Ocak 2010 Salı

Beni Bebe'den Ayırmayın.


Ey yurtdışında yaşayan izleyicilerim;

Bu ürünü istiyorum, bitmek üzere bendeki, çok fazla dayanamayabilir. N'olur bizi ayırmayın, ha benim koçlarıma.