26 Mart 2009 Perşembe

Emilie Simon

İşe yürüyerek geliyorum ve o arada dinlediğim şarkıların olabildiğince yumuşak olmasına dikkat ediyorum, zira sabah sabah kafamı ütülemek istemiyorum. Ama işten eve dönerken durum tamamen tersi oluyor, daha hareketli, hopidik şarkılar dinliyorum. Mesela sabahlarımın kraliçesi Emilie Simon. Billur sesli kadın resmen
.Güzelliğe bakın hem de, dinleme de yanında yat. Konser görüntülerini izlemiştim, onlar da çok eğlenceli.Biraz bizim Nil Karaibrahimgil'i andırıyor.

Bakalım bi :

Aslında paylaşmamalıyım bunları biliyorum, sonra biri çıkıp Emilie Simon seviyorum deyince kıskanıyorum, Emilie benim, ilk ben buldum onu.

Akşamları ne dinlediğimi hiç sormayın, o kısmı biraz komik. Çok hoppidik oluyor ya da çok sert. Örneklerini bir ara veririm, turşular beni bekler, see you later, alligator.


P.S: Alligator demişken dün akşam national geographic'te 2 adam mağaralarda yılan arıyorlardı, allahım manyak mısınız gidin oturun evinizde Amerikan dizilerinin keyfini çıkarın. Alligator yılan demek değil diyecek olan densizlere diplomamı gösterir, hadi len düdük derim.



25 Mart 2009 Çarşamba

Best That You Can Do?

Bu şarkıyı çok sevdim.

Dinleyiniz:

23 Mart 2009 Pazartesi

Faili Meçhul Kıyak

Birilerine karşılıksız kıyak geçmeniz için yapılmış bir hareket "Faili Meçhul Kıyak". Olayı ise şudur :


Bu kartı alıyorsunuz, birine yaptığınız kıyağın yanına bırakıyorsunuz, birilerinin mutlu olmasını sağlıyorsunuz ve belki de bu hareketin yayılması için yapılan "ispanyol dalgası"nın bir ayağı oluyorsunuz.

Yapacağınız şeyler çokta büyük şeyler değil, birine bir simit almak, sıranızı birine vermek vs. Ufak ama karşınızdakini gülümsetecek şeyler : )

Ben henüz yapamadım ama yapmayı çok istiyorum. Ya da şöylşe yapayım hani burda eğlenceli ,şakalı, gülmeceli şeyler yazıyorum ya ara sıra, seni gülümsetebildiysem ne mutlu bana, senden bir kıyak yap, bıraktığın tek iz bu kart olsun : )

Allahım bildiğin beleşçi bir insanım. Yok yok cidden bir gün yapıcam bunu, ama bana da yapsınlar yoksa gider geri alırım kıyağımı.

19 Mart 2009 Perşembe

Soğan Beni Neden Yoruyorsun?

Şu hayatta aramın iyi olmadığı sebze, meyve yoktur. Hem yemeyi severim hem dokunmayı. Dokunmak deyince tabi ki - deli misin? diye soranlarınız oluyordur. Galiba öyleyim bilemiyorum. Şu soğandan çektiğimi başka hiçbirşeyden çekmedim. Dokunamıyorum yaratığa.



Öyle olunca da en sevdiğim şey olan yemek yapmak benim için bir işkenceye dönüşüyor. 3 yıl erkek kardeşimle yaşayınca evdeki tüm yemek sorumluluğu bana kalmıştı. Ama ben soğana dokunamıyordum. Annemde rondodan geçirip soğanları buzlukta şoklayıp bana veriyordu, neredeyse 1-2 ay rahat ediyordum. Sonra kardeşim gitti ev arkadaşım geldi. Genelde yemeği o yapmaya başladı ben çalıştığım için. Ama o da işe girince yemek yapma işlemi ortaklaşa bir eylem oldu. Ama ben soğana dokunamadığım ve ilknur benden sonra eve geldiği için genelde evde yemek yapmamayı, yada ilknuru beklemeyi tercih ettim ta ki 2 gün öncesine kadar.

Canım yemek yapmak istiyor çünkü öğlen dışarda ye akşam dışarda ye sıkılıyor insan. Ama soğan işi beni uzaklaştırıyor. Bende gittim bir süpermarkete, dedim kesin bunun bir çaresi vardır, aldım hazır doğranmış soğanı, yaptım süper bir taze fasulye.

Artık bu dünya da bana darlık yok kardeşim, her akşam yaparım yemeğimi bakarım keyfime. Bu yazının ana fikri ne akılsız başın cezasını ayaklar çeker, şair soğana seslenir, bu aşk burada biter ve ben çekip giderim.


P.S: Fotoğraf tam rüyalarımdaki soğana benziyor, ıyyyk.

17 Mart 2009 Salı

My Ex Boyfriends



Başlığa bakıp kimse eski erkek arkadaşlarımı bazı cümlelere özne yapacağımı düşünmesin. Çünkü hazır yapılmışı varken neden uğraşayım ?

Süper şarkılarıyla gönlümü kazanan Soko "My Ex Boyfriends" diye süper bir şarkı yazmış. Sabahtan beri kulağımda kulaklık şarkıyı dinliyorum. O kadar gaza geldim ki bağıra bağıra söyleyesim geliyor şarkıyı. Sizde söylemek isterseniz bknz:

En hoşuma giden kısımlarını hemen gözler önüne seriyorum : )

No, you don't even deserve to have your name in a crap song
So I won't say your name Anyway, you're big enough to know

Anyway, he was gorgeous and sweet, boring but sweet Until the day he said, until the day he said: Sorry baby, but except Bob Dylan we have nothing in common


Age, 26
Dumped after 2 months Profession, liar! Liar, liar, liar He's such a fucking liar

He was so romantic, sex was so electric Everything was magic But he was just a trick, just a fucking trick

The name was the number 3, start with an M The winner of the competition, the worst of them All he does is watch t.v and do coke, drink whiskey, and scream his jealousy He was not romantic, sex was catastrophic He was an alcoholic, he was just pathetic Just pathetic

"Tell me why are you gone? You're just losers and I'm alone"




Ben bu kızı çok seviyorum, hakkında daha fazlasını öğrenmek için için bknz:


Milk (2008)


"My Own Private Idaho" nun yönetmeni Gus Van Sant'ın yeni filmi "Milk" bknz: . Sean Penn'e " en iyi erkek oyuncu" oscarını kazandıran film Harvey Milk adındaki gay bir aktivistin gay hakları adına verdiği savaşı anlatıyor.

Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Filmi izlerken konuştuğumuz şey adamlar 1970'lerde gay hakları adına nasıl adımlar atmış ama 2009 yılında Türkiye'de hala tık yok. Sırf bir erkeğe aşık oldukları için horlanan, öldürülen, gizlenmek zorunda kalan o kadar çok insan var ki. Harvey onlar için bir ışık yakıyor ve yollarını aydınlatmaya çalışıyor. Can alıcı bir sonu var filmin... (söylemiyim büyüsü bozulmasın.)
Filmde çoık tanıdık yüzler dikkat çekiyor, James Franco ( Gucci Mankeni ve SpiderMan'de oynamış, Emile Hirsch ( Into The Wild'da oynayan eleman - tüm bu bilgiler Zeynep'ten : )-.


Filmde Sean Penn'den sonra en çok dikkat çeken - dikkatimizi çeken- James Franco oldu. Harvey'nin 40. yaş gününde metro merdivenlerinde tanışıp birlikte olduğu Scott karakterini canlandıran James Franco bildiğiniz adonis. Koy karşına izle adamı.
Yaradılışında bildiğin uğraşılmış, özen gösterilmiş. İnanılmaz yakışıklı, çekici, sempatik bir adam. Oyunculuğuna gelince önünde saygı ile eğiliyorum. Sean Penn ile iyi iş çıkarmışlar.


Filmin sonunda karakterlerin gerçek halini gösteriyor, Cast o kadar iyi seçilmiş ki hepsi birebir aynı neredeyse.

Sonuç olarak süper oyunculuk, süper senaryo, süper James Franco. İzleyin ve görün : )

16 Mart 2009 Pazartesi

Yok Artık!


Opeth İzmir'e geliyor. Bildiğin içimden oynamak geldi. Tabi dereyi görmeden oynamam, uçakları İzmir'e insin öyle oynayacağım, andım olsun.

Bebeğimsin Opeth, çal bi benighted da yolumuzu bulalım.

12 Mart 2009 Perşembe

İtiraf Etmeliyim ki!

2 gündür eski alışkanlığıma geri döndüm ve sabah gelir gelmez itiraf.com'u açıyorum, sabah gazetesini okuyanlar gibi keyifle itirafları okuyorum. İnanılmaz komik ve bir o kadar da acı şeyler var. İnsanın ilişkilere, aşka, evliliğe, arkadaşlığa olan inancı bir anda uçup gidiyor. Gülüyorum çoğuna ama sadece gülüp geçemiyorum. "Acaba mı lan" demekten kendimi alamıyorum. Bu da bir itiraf oldu bu arada.
En hoşuma giden itiraf şu olmuştur.

"İlişkimizi gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum." dedim, "İyi, geçir." dedi. Bu lafın üzerine "Şimdi sana bi geçiricem!" demek geldi içimden, sustum!"

Ben sana layık değilim, sen bana fazlasın, daha iyisini bulmalısın gibi abuk sebepler göstererek ayrılmak isteyen tüm odunlar geldi aklıma.

Baya bir güldüm ve kişinin " şimdi sana bir geçiricem" dediği anı ve karşısındakinin yüzünü hayal ettim.

Sonuç mu: : )

11 Mart 2009 Çarşamba

Biksi Bulukus


Yakın bir arkadaşım Taraklı'da İngilizce Öğretmeni. Öğrencilerine renkleri öğretiyor ve bir öğrencisinin öğrendiği ise yukarıdaki tablo. Paylşmadan edemedim. Biksi Bulukus : )

Edit: Red = Red
Burund = Brown
Virine = Orange
Yabave = Yellow
Biksi Bulukus = Blue
Write = White
Gıren = Green
Bilice = Black

Sarı Sayfalar


"Zengin koca arayan arkadaşımın, gazetelere lüks oto satışı ilanı verenleri arayıp tanışma çabasına inanmak istemiyorum."

Bu aralar o kadar çok evlilik muhabbeti dönüyor ki etrafta. Evliliktan olabildiğince kaçmaya çalışanların yanında bir de böyle kucağına düşmek isteyenler hatta bunun için efor sarfedenler var. Ama böyle bir efor akıllara zarar. Baktım beni de kimse almadı alırım bir yeni asır başlarım zengin koca avına : )

Alıntı itiraf.com, neyseki böyle arkadaşım yok : )

9 Mart 2009 Pazartesi

Alamet-i Farikası

Artık sokakta gördüğüm saf saf bakan " kırmızı converselerin ne kadar yakışmış" diyen masum kekolara kızmamaya karar verdim. Neden mi?
Eğitim seviyesi belli, bulunduğu sap ortamı belli, giyimi kuşamı belli. Eee ne bekliyorum ki daha bu adamdan? Hayatında belki de hiç kızlı-erkekli bir ortama girmedi eleman. Hayatındaki en yakın olduğu kadınlar belki de porno dergilerinde gördüğü kadınlardı. Annesi ve kızkardeşi dışındaki tüm kadınlar ona göre fahişeydi belki de. Bunu gördü babasından, bunu öğrendi. Neden kızayım ki bu adama ben?
Kime mi kızıyorum? "İyi bir eğitim almış, kızlı-erkekli "medeni" ortamlarda takılmış, yakın kız arkadaşları olan, biriyle sevişmek için 40 bin takla atmasına gerek kalmayan, sokakta gördüğünüzde size laf atmayan ama ağzından sperm saçan iğrenç adamlara" kızıyorum. "Medeni" görünüşlerinin altında yatan ayılara kızıyorum. Kadınları o keko dediklerimizden daha çok metalaştıran, en yakın arkadaşının sevgilisini cinsel fantezilerine ortak eden, ağına düşüreceği kadına sinsice yaklaşıp "edebi cümlelerle" yatağa giden yolu kısaltmaya çalışan adamlara kızıyorum.
Bütün derdi 3-5 kadınla yatıp bunları içki sofralarına, geyik anlarına ortak etmek olan, "anlatta neşemizi bulalım" cümlelerine ilk atlayan olan, koltukları bunlarla kabaran asalaklara kızıyorum.

Hala 2 dakikalık bir zevk için ne kadar acizleştiğinizi fark etmeyen, her yere "memegötmemegöt" salyalarıyla bakan arsızlara kızıyorum.

Kızmak değil aslında hepsinden nefret ediyorum, ve hepsinin sevişirken ölmelerini diliyorum.

Amin.

6 Mart 2009 Cuma

Muhabbete Bile Limon Sıkarım.

Beni yakından tanıyanlar bilir limon ve ben lise aşıkları gibiyiz. Birbirimizi deliler gibi seviyoruz ya da sadece ben deliler gibi seviyorum limonu ama biliyorum o da bana boş değil. Limonu herşeyin içine sokabilirim, tahmin etmediğiniz yemekleri limonlayıp yerim, çayı limonla içerim. Vazgeçilmezimdir neredeyse.

Mesela dışarıda çay falan içtiğimde ( kurstur vs.) içimden "lan limon taşısam ya yanımda" diye geçirmiyor değilim. Birazda hastalıklı bir ilişkimiz var. Yanımdan ayırmak istemiyorum onu, biri benden fazla sıkınca kıskanıyorum. Kalan kısmını kimse almasın diye hemen yiyorum. Başkaları limon soslu salata yerken ben salata soslu limon yiyorum.

Hasta yatağımda bana bakan, vitaminini benden esirgemeyen, beni kendime getiren tek gerçek aşkıma, Limon seni seviyorum ulen. Benimsin bebeğim. İşemene kurban, çayıma doğru lütfen : )

4 Mart 2009 Çarşamba

Hastayım Hasta Canım İster Tarana (h düşmüş)

En yakın 2 kız arkadaşım, ev arkadaşım, ofisten 2 kişi hasta olunca kaçınılmaz son beni de buldu. Böyle zamanlarda tek istediğim tarhana çorbası olur nedense. Bir de sınırsız anne sevgisi. İkisini birden elde etmenin yolu da 8 numaralı bakış.





3 Mart 2009 Salı

Evet Bunu Yapıyorum.

Biliyorum herkes yorum yaptı ama bende yapmadan edemeyaceğim. Konu ne merak mı ettiniz? Oskarlar? yok yok hiç gerek yok ama en az onun kadar baymış bir konu.

Slumdog Millionaire.

Dün gece anca izleyebildim filmi, bahsettikleri kadar var hatta benim için çok fazla artıları var. Konusunu neredeyse herkes biliyordur. Hindistan'ın varoşlarında büyüyen ( ki Hindistan bana başlı başına varoş gelmiştir) Jamal Malik "Kim Milyoner Olmak İster" yarışmasında 20 milyon rupe ödül kazanır. Yarışmada çıkan tüm sorular hayatının bir sorgusudur aslında. Tüm sorular ve cevapları onun geçmişine bir yolculuğudur. 20 milyon rupe için ne tarz bir bedel ödenmesinin gerektiği bir hikayeydi bu.
Ya da hayatı boyunca elinden alınanların geri ödenmesinin hikayesiydi.
Filmin sonunda Salim'in para dolu bir küvette hayata veda etmesi ve Jamal'in milyoner olarak yeni bir hayata başlaması hem çok ironik hem çok acıklıydı.
Jamal ve Latika arasındaki aşk bir filmin olmazsa olmazlarından olduğu için bence filmdeki en az dikkat çekici öğeydi.

Filmin başında "Jamal Malik'in 20 milyon rupe kazanmasına tek bir soru var, nasıl yaptı?" sorusuna
A: Hile yaptı
B: Şanslıydı
C: Zekiydi
D: Kaderiydi
Şıklarını veriyor ve sonunda "D" şıkkını cevaplıyor ki bu zaten herşeyi anlatıyor.

2 Mart 2009 Pazartesi

Pazar Kekosu Olmak.

Güneşi gören masum, haftaiçi yoğunlukla çalışan bizler attık kendimi çimlerin üzerine. Kadromuz sağ baştan şöyle ki:

Özgür : 21 yaşında, İnşaat Mühendisi olma hevesiyle Anadolu'nun bağrından kopup gelmiş masum bir üniversite öğrencisi.
İlknur : Hayatının ilk çeyreğinde dahil olduğu iş yaşamının dengelerini alt üst ettiği bir Adanalı. " Çimler böyle kapışma görmedi"
Çağlar : Her gün milyonlarla oynayıp evde kuru ekmek soğan yiyen banka memuru ailesine dahil azimli genç.
Zeynep : Part-time Kardelen Ayşe, Full-time bayan takıntı. Günde 2 saat çalışarak bu hayat tutunmaya çalışan çakma entel kadın version
Gökşen : Zat-ı alim. Fotografçı olmak isteyen ama henüz başaramayan, full time turşu kuran- turşusu kurulan lidyalı.
Tolga : Domates hayatına girdiğinden beri " insan gelişimi iyiye gitmelidir" sözüne olan inancımı kaybettiren çakma entel erkek version

Gelelim grubun dünkü icraatlarına. Öncelikle fotograflarla belgeleyemediğimiz cumartesi gecesine dönelim. Grup + 3-5 kişiyle öncelikle Buddha barda tırt akustik müzik eşliğinde eğleniyormuş gibi yaptı. Eve gitmek isteyen İlknur ve Gökşen bir anda kendilerini Dungeon Bar'da buldular. 30 Saniye ve Şehrin Azizleri eşliğinde çılgınlar gibi eğlenen grup geceyi ayrı ayrı mekandan ayrılarak noktaladı.
Sabah 12.00 civarında Küçükpark'ta Üniversitelilerde buluşan grup gözleme, kumru, tost eşliğinde kahvaltılarını yapıp kendilerini kampüse attı.

"Let's get it started" diyerek fotoğraflama yoluyla günü belgeleme böylece başladı. Tüm bunlar olurken bir baktık grup 1 kişiyi uykuya feda etti.


-İlknur? İlknur?
- Uyumuşum

Pazar Kekoları "durmak yok yola devam" dediler ve bakınız çıkan malzemeye : )


Sıfır beden model furyasına "Sıfır Bedenler için Sanat" baskısına kapılan ben Kardelen Zeynep'le kendimi tatmin ettim. Model sıfır beden olunca hep dik kadraj kullanılabiliyor, model her kareye sığıyor. Ne dersen yapıyor, hopluyor, zıplıyor. Yağ oranı az olunca yorulmuyor da. Keyifli kareler çıkıyor ortaya. Örnekleri için bakınız:






Gelelim grubun cevval erkeklerine. Tolga'da ki bujilerin meme yapması durumundan bahsetmiştim zaten. Gün boyunca devam eden "çocukluğuna inmek lazım" modu hepimizi canımızdan bezdirdi. Çocukluğa inelim derken onu kastetmemiştik Tolga : )



Kim der solda gözüken zat bir firmada kalite müdür yardımcısı diye?





Genç ama aklını yitirmiş beylerimiz "Herosculuk" oynayarak, buldukları yerlerden hoplayıp zıplayarak günü tamamladılar, bakınız:





Herkesin burda ipliğini pazara çıkaran ben ne mi yaptım? Genelinde kamera arkasındaydım, bu kareleri topladım ve bir iki karede objektifin önündeydim, her zamanki gibi uslu, her zaman ki gibi akıllı : )

İnandınız mı? haha








Sonrasında ben yeni bir pazar gezmesine yelken açtım, en son kahramanlarımızı uçmaya çalışırken çimlerde bıraktım.

Haftaya pazar aynı saatte aynı yerde "Pazar Kekoları Vol.2" ile tekrar karşınızda olacak hamama gitmezlerse eğer : ) Giderlerse de hamamdan görüntü beklemeyin : )