30 Mart 2010 Salı

Benim Olacaksın Demiştim.

Bütün arzularımın şelale oldugu Kaset Çanta artık benim. Sevdiceğim bana süpriz yapmış. Bu güzel süpriz olmasa bu sallanan salı nasıl geçerdi bilemem.


Daha önce söylemiş miydim bilmem, benim sevgilim bi'tane.

31 Mart Vaka-i Vakvakiyesi

Sayılı gün çabuk geçer, saydık geçti. İzmirli Bloggerlar olarak yarın buluşuyoruz. Gutu, ben ve Doorstepping dünden beri mesajlaşıyoruz ama tambi plan ortaya dökemedik. Şimdi efendim ben 18.00'da işten çıkıyorum ve Alsancak'a gidiyorum. Gutu ve Doorstepping'le buluşup yemek yiyorum. Bu kısmına katılmak isteyenler bana maille ulaşabilir. Sonrasında 19.30 gibi 1888'e geçiyoruz. Bizimle yemek yemek isteyenler bizimle buluşsun, istemeyenler direk 1888'e gelsin.



O halde, ya şimdi konuşun ya da sonsuza kadar susun :)

29 Mart 2010 Pazartesi

The Lovely Bones (2009)

"my name was salmon, like the fish; first name, susie. i was fourteen when i was murdered on december 6, 1973."

14 yaşında öldürüldüğünde Susie henüz hiç bir erkekle öpüşmemişti. Hiç erkek arkadaşı olmamıştı. Yapacak çok şeyi vardı ve koskoca bir hayatı başından bırakıp gidemedi.

Film Susie'nin 14 yaşında öldürüldükten Dünya ve Cennet arasında arafta kalması, ailesini, katilini, onunla Cumartesi günü alışveriş merkezinde buluşmak isteyen Ray'i bırakıp gidememesi ve oldugu yerden sürekli onları izlemesini anlatıyor.

Filmin Big Fishvari hayali bir havası var. Gerilim oldukça yüksek. Kitaptan uyarlama bir film, hatta kitabı uzun süre bestseller listesinde kalmış Amerika'da. Filmi Türkçe'ye Cennetimden Bakarken diye çevirmişler.

Başrollerde Attonement'tan tanıdığımız Saoirse Ronan, müthiş anneanne rolünde Susan Sarandon, Rachel Weisz ve Stanley Tucci var.

Stanley Tucci psikopat katil rolünü çok iyi oynamış. Film boyunca adamın tüm tavırlarına gıcık oluyorsunuz. Susie kendi cennetinden bakarken hep bir şeyler yapacak ve adamı yakalatacak diye bekliyorsunuz.

Film IMDB'de 6.7 almış, az mı karar veremedim. Ben filmi begendim. İzleyecekseniz geç saate bırakmayın, sonunu merak edip benim gibi uykusuz kalabilir, ve çekilmez pazartesiyi daha da çekilmez hale getirebilirsiniz.


26 Mart 2010 Cuma

Saçlarım Canım.

Uzamaya çalışan, lüle lüle omuzlarıma dökülmek isteyen kıvırcık saçlarımı cankuş Dwarfwaves'e ithaf ediyorum.

P.S: Böyle artistik duruşumun tek sebebi annemdir. Kendisi odundan hallice oldugumu düşünüyor.

P.S 2 : Neden çeşme başına bir güzel inmiş gibi çeşme yanında fotografım var, çünkü yandan gözüken minnoş Zenitimle çeşmeyi çekmişti.

P.S 3: Ne giydim postu yapayım mı? En sevdiğim şey. Allegra'nde bu giydiklerim sana gelsin.

Kot Mont : GAP.
İçten gözüken krem T-shirt: Addax diye bir mağazadan almıştım.
Alttan gözüken siyah: Bildiğin straplezin aşağıya doğru çekilmiş hali. Dondan şapka yapmasamda yaratıcı bir yönüm vardır :)
Tayt: La Senza etiketli pazar malı. Aslında burda Ayy nerden aldım hatırlamıyorum demem lazımdı.
Ayakkabı: Onitsuka Tiger.
Fularımsı şey: Annemden çarpmıştım, nerden aldı hatırlamıyorum.
Gözlük: Ray-Ban
Tümünü YaslaLüleli Saçlar: Mecitefendi saç bakım yağı mucizesi.

24 Mart 2010 Çarşamba

İzmir Tiyatroya Doyacak.

İzmir Tiyatro Günleri 28. kez perdelerini açıyor. Dünya Tiyatro günü dolayısıyla yapılan etkinlik 15 gün sürecek, kaçırmayın derim. Biz 2 oyuna biletlerimizi aldık bile.

Daha fazla bilgi için: İzmir Büyükşehir Belediyesi


28. İzmir Tiyatro Günleri kapsamında 15 gün boyunca; Oyun Atölyesi’nin "7 Şekspir Müzikali”, Dostlar Tiyatrosu’nun “Marx’ın Dönüşü”, Ortaoyuncular’ın “2019”, Tiyatro Pera’nın “Quintet- Bir Dönüşün Beşlemesi”, Talimhane Tiyatrosu’nun “Yastık Adam”, Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’nun “Aşk Sözleri” ve “Şölen”, Mask- Kara Tiyatrosu’nun “Velevki Tartüf”, Kent Oyuncuları’nın “Kraliçe Lear”, Semaver Kumpanya’nın “Lourcine Sokağı Cinayeti”, Ankara Ekin Tiyatrosu’nun “Heccav”, Bizim Tiyatro’nun “Bana William Deyin” oyunu ve daha birçok oyun tiyatro severlerle buluşacak. Gösterimler, İzmir Sanat, Özdemir Nutku Sahnesi, Devlet Tiyatrosu Sahneleri, İzmir Devlet Opera ve Balesi Sahnesi, İsmet İnönü Sanat Merkezi, Sabancı Kültür Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi’nde izlenebilecek.

To Do List

Gelen bahar aylarının gevşettiği tek şey gönül yaylarımız olmalı bence. Kışın yaydığım, tembelleştirdiğim totomu kaldırma zamanı. Uzun zamandır yapıcam dediğim ve yapmadığım o kadar şey varki. Bunları buraya listelemeye, yapmadığımda da yapmadığım yerlerime ıslak odunla vurmanıza izin vermeye karar verdim.

- Develer berber pireler tellal iken elimdeki 2 adet taş gibi kutuyu, kumaşla kaplamak sureti ile ıvır zıvır kutusu yapmaya karar vermiştim. Tabi ki yapmadım. Niyet ettim en kısa zamanda yapmaya, amin.


- Allegra'nde hanıma bir dvd hazırlayacaktım, Benim sevdiğim ve onunda izlemesini istediğim,bazı filmleri ona çekecektim. Bir süre sonra doğacak olan Hakkı'mızın bu cehaletle dünyaya gelmesine izin veremeyeceğim. Hatta aynı DVD'den bir kopyada BanyoCanısı'na da yapayım.

- DVD demişken, taaaa kanadalardan bana üşenmeyip Arcade Fire Cd'si yollayan Angela'ya Ferzan Özpetek filmlerini çekip yollayacaktım, 2 sene olmuştur bunu Angela'ya söyleyeli. Bari aradan onu da çıkarayım. Hatta D&R'da bulabilirsem orcinal DVD'sini alayım.

- Sevdiceğin boğazına çöküp bilgisayarımın hard diskini 2'ye böldürmem lazım. Hiçbir düzenleme yapamadım, amele bilgisayarı gibi duruyor zavallı.


- Gitmek isteyipte gidemediğim Ödemiş-Birgi gezimi havalar hazır çoşmışken bir haftasonuna sırdırmalıyım.

- İtalya ve Amsterdam'la ilgili bir pros-cons tablosu çıkarmalıyım, bunun içinde önce bir araştırma yapmalıyım.

- 3 günlük mikkemmel 23 nisan tatilini bir an önce planlamalıyım ve çalışmalara başlamalıyım.

Aslında çokta bişi yokmuş, yazınca anladım. Boşuna tatlı canımı sıkmışım, hahayt fahrenayt.

Gelir Bahar Ayları Gevşer Gönül Yayları.

İzmir'de hava sıcaklığı 22 dereceye kadar yükseldi. Coşumcu izdüşümler rapsodik bünyemizi ele geçirdi. Doorstepping, Matissera, Gutu ve ben hadi buluşalım yine dedik, ben yine demedim, malum bir öncekine gidememiştim, ama onlar yine dedi. Ben hiç yine demedim.

Neyse sadede gelirsek eğer. 31.03.2010 tarihinde İzmir'in yeni gözdesi 1888'de buluşuyoruz. İnşallah.


Canımıniçi Banyosuyum bizi düşünmüş bir de afiş hazırlamış :)

23 Mart 2010 Salı

Precious : Based on the Novel Push By Sapphire (2009)

Life is hard. Life is short. Life is painful. Life is rich. Life is....Precious.



Harlem'de annesiyle yaşayan 16 yaşındaki obez, okuma yazma bilmeyen ve babasından 2. çocuguna hamile olan Precious okudugu okuldan atıldığı için alternatif bir okula gitmeye başlar. Annesi tarafından sürekli psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalır. Çünkü annesinin gözünde o kocasını çalmıştır ve ona annesinden daha çok çocuk vermiştir. Precious hayatı kurduğu hayallerle daha çekilir hale getirmeye çalışmaktadır. Hayallerinde hep herkesin hayranlık duyduğu, sevilen / begenilen bir kadın oldugunu görür. Geçimlerini sosyal yardım kuruluşundan aldıkları para ile sağlayan Precious'un ilk çocugu Mongo ise down sendromludur.


Hayatına yeni bir yön vermek istediği, okuma yazma öğrenmeye başladığı ve 2. çocugunu kucağına aldığı zaman ise son darbe olarak AIDS oldugunu öğrenmiştir.

Film tambi küçük emrah filmi. Annesi kötü yola düşen, kardeşi hasta olan, babası ölmüş, amcası tecavüzcü olan Küçük Emrah'tan pek bi kalır yanı yoktur Precious'un. Filmin başrollerinde Gabourey Sidibe, Mo'nique, Paulo Patton yer almaktadır. Araya serpiştirilen ünlüler ise Lenny Kravitz (GodSavesHim) ve dünyalar çirkini Mariah Carey'dir.



Mo'nique Precious'taki rolüyle oscar aldı ki annesinin helal sütü gibidir bu oskar. Başroldeki Precious'un sessizliğine, embesilliğine karşın süper bir oyunculuk sergilemiştir.

Bu kadar acıyı barındıran film sonunda size bir katharsis yaşatıyor, ki o da olmasa filmin sonundakanser garantili. Trainspottingvari bir sonla izleyenleri mutlu ediyor.



Broken Embraces (2009)



Kör yazar Harry Caine gazetede gördüğü bir ilan ve beklenmedik bir anda evine gelen geçmişten bir tanıdıklar birden 14 yıl öncesine döner. Hayatında daha doğrusu geçmişinde yüzleşmediği, üstünün kapalı kalmasını istediği anıları vardır. Hepsi bir anda gün yüzüne çıkmaya başlar.

Yine bir Pedro Almodovar filmi. Almodovar en sevdiğim yönetmenler listesinde üst sıralarda. Ama nedense son filmini ben pek begenmedim. Başrollerinde Penelope Cruz ve Lluis Homar var. Penelope Cruz'u Vicky Christina Barcelona'dan beri çok begeniyorum. Filmde öyle süper bir oyunculuğu yoktu ama yine de iyiydi.




Filmin içinde bir film çekimi vardı, çekilen filmde "Kadınlar ve Valizler" ismiyle " Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar"dı. Ya da bana öyle geldi. İzleyenlerden destek bekliyorum.

Filmin sonunda olması muhtemel şeyler oldu, benim için tahmini zor olmadı. Film hiçbir şey için izlenmezse Penelope'nin dekoltesi için izlenir. (sığ yorum)

Geçmişle bağlantısı, karmaşıklığı, çözümlmesiyle tambi Almodovar filmi aslında.


Almodovar seviyorsanız izleyin derim, genel kültür olur, pıt pıt yağ löp löp et olur.





Gülümse Erkekler Pozitif Kızları Sever.

- Kaset Çanta Giveaway'i sonlandı ve el elde el başta kaldık yine. Hadi ben şanssızım, benim adıma yarışmaya girenler? O kadar Voltran oluşturduk, bence mansiyonu haketmiştik :)

- Bugünden itibaren alışveriş olayına son verdim. Artık çok ihtiyacım olmadıkça hiçbir şey almayacağım. En azından yaz sonuna kadar elimdekilerle idare edeceğim. Çok fantastik planlarım var.
- Doorstepping ve bir dolu bloggerla başladığımız diyete ihanet ettim. Dün gece hiç tanımadığım bir böreğe " seni çok fena yerim" dedim ve yedim. Diyet işini annemler gittikten sonraya yani haftaya attım.

- Blogger İzmir Buluşması Vol.2 düzenleniyor. Daha fazla bilgi için Matissera sizi selamlıyor.

- Havalar süper. Geçen hafta mont giyiyorken şimdi rahatça hırkayla gezebilirsiniz. İzmir'in havasına kızına bir kez daha selamlarımı yolluyorum.

- Mont demişken ilkokulda monta gocuk diyen tipler vardı, gocuk çok komik bence, tam keko söylemi. Gocuk.

- Annem ve babamla aklımızı yitirmiş gibi pazar günü Konak'a gittik. Koskoca şehir merkezi mesire alanına dönmüştü. Meğerse o gün Nevruz'muş. Unofficial İngiliz Bayramı.

- Gripin yeni şarkısında ne diyor bir türlü anlamıyorum. Anlamasam da olur ama merak işte.

- Son olarak günlerdir Eldemmiğ yüzünden dilime takılan bir şarkı ile son veriyorum.
Bir pantolon bir de kot, ahtapot ahtapot.

22 Mart 2010 Pazartesi

Kitchen Confidential (2005)

Kitchen Confidential 1 sezon yani 13 bölüm oynayıp yayından kaldırılmış bir dizi. Çerezlik, eğlenceli..

Yetenekli bir aşçı olan Jack Bourdain kendini kadınlar ve uyuşturucuya fazla kaptırınca işi gücü boşlamış ve işsiz kalmıştır. Tırt bir lokantada çalışırken kız arkadaşının yolladığı özgeçmişle Nolita'da baş aşçı olarak işe alınır. Sonrası komiklikler şakalar türlü türlü eğlenceler.

Jack Bourdain'i Bradley Cooper canlandırıyor. Lost gibi True Blood gibi bir dizi değil tabi. Ama can sıkıntısına birebir. Tabi 13 bölümü ne kadar sürede tüketebilirsiniz bilemem.

13 bölümlük diziden neden bahsettim bilmiyorum. Görmezden gelebilirsiniz.

18 Mart 2010 Perşembe

İri Kemiklerimi Pıt Pıt Yağ ile Kombinledim.

Merhaba, ben cifbalerin.


Annem geldiğinden beri bütün paramı ota çöpe yatıracağıma, ete, sebzeye yatırmam gerektiği üstüne söylemlerde bulunuyor. Sanırım karga yavrusunu sıfır beden görüyor. Zira 1 aydır ayılar gibi canım ne isterse yiyorum, aynada kendime bakıp -olm süper zayıfım diye triplere giriyorum. Bir de etrafımdakiler -aaa sen bu sene çok zayıfladın söylemleri beni benden alıyor.



Gölgelerin gücü adına

Ama her güzelliğin bir sonu oldugu gibi her minnoş göbekli, az simitsiz günlerin de sonu var. Bir an önce cipsli-çikolatalı günleri geride bırakıp meyveli-light ürünlü günlere geri dönmeliyim.

Hayat mı lan benimki?

Bu arada yapmazsam kesinlikle ölürüm. Bugünkü kombinimi sizlerle paylaşmaktan onur duyarım. Aslında bugünkü değil, geçen cumartesinin bu kombin.

Siyah üst: Meeeengoo
Yeşilimsi Alttan gözüken tangtop: Bershka
Tayt: La senza yazıyor etiketinde ama bizzat pazardan alınmıştır.
Görünmeyen Tozluklar: Pazardan. (Ahaha tambi kıptiyim)
Spor Ayakkabılar: Puma
Gözlük: http://agraf-agraf.blogspot.com/
Saat: DKNY

Bombastik Fon: Tire Shell İstasyonu :)

Alkol Tüm Kötülüklerin Anasıdır, Bacısıdır.

Uzun bir aradan sonra dün akşam 2 duble rakı içtim. Alkolle aramıza giren kara kedileri bilmeyen yoktur sanırım. İçmez olaydım keşke. Dünya'ya bir meteor çarpsaydı da o rakı bardağı elimden düşeydi keşke.
Şimdi böyle bir giriş yapınca herkes sarhoş oldum, tüm gece kustum falan diye düşünmüştür. Keşke kussaydım, keşke içimdeki tüm pisliği atsaydım. Ama daha fenası.

Rüya gördüm. Hala etkisindeyim inanın. Sabahtan beri aynada kendime bakıp yüzüme tüküresim geliyor. Freud'a içten içe bela okuyorum. Bilinçaltı falan diyorsun bunlar hep zırvalık Freud efendi deyip yüzüne okkalı bir tokat atasım geliyor.

Neyse rüyaya gelelim. Farkettiyseniz lafı dolandırıp gelmiyorum. O anlara tekrar dönmek istemiyorum.

Rüyamda Demet Akalın'ın evindeydim. Kadına pipisi çıkacak, bıyığı var diye giydirdim Allah cezamı verdi. Nasıl rüküş bir ev anlatamam. Her yerde otrişler, güller, böcekler. Ama hakkını yemeyeyim plazmanın üzerinde dantel örtü yoktı, kontrol ettim. Demet Akalın'ın kocası kim peki? Off Allahım 2 duble beni nasıl maymun etti.

Manga'nın solisti. Adı Ferhat mı Ferhan mı bilemedim. Durun bir google yapayım. Ferman'mış adamın ismi. O da Demet'in kocasıydı. Yine üzerinde o garip ceketlerden var. Ama adamdaki nasıl bir apaçiliktir. Ya da bana rüyamda öyle geldi bilmiyorum. Kafam güzeldi herhalde.


Neyse buraya kadar gayet magazinsel bir rüya. Normal herşey. Asıl bomba geliyor. Ben de Ferman apaçisiyle aşk yaşıyormuşum. Şu an bütün tüylerim diken diken. Demet ekstraya falan gidiyor ki bunu şimdi uydurdum. Bilmiyorum nereye gidiyor ama ortada olmuyordu. Ben Ferman'la stüdyoya falan gidiyorum. Geziyorum. Elele çayırlarda koşuyorum.

Peki bundan daha kötüsü olabilir mi? Olur. Ferman'la arkadaşlarının ama erkek arkadaşlarını öğrenci evine gidiyoruz. Yani rüyamın büyük kısmı orada geçiyor. Pis, dağınık, her yerde kültablalarının oldugu erkek öğrenci evi.

Neyseki telefonumun alarmı çaldı da bu eziyetten kurtuldum. Yoksa erkek öğrenci evinden sonra kendimi rüyada asabilirdim.

Freud yaşasa şu an "yemişim psikoanalizi, eğlen çoş işte kiboş" derdi kesin.



17 Mart 2010 Çarşamba

17032010

Mika der ki : Baby I hate days like this.

16 Mart 2010 Salı

Demet Akalın'ın Pipisi Olsa Bu Kadar Delikanlı Olamaz.

- Radyoda Demet Akalın şarkıları çalıyor sabahtan beri. Dün Hande Yener için düşündüğümü bugün Demet Akalın için düşünüyorum. Öldü de haberimiz mi yok?

- Demet Akalın delikanlı kadın olayına pek kendini kaptırmış. Bu kadar delikanlılığa kesin pipisi çıkmıştır. Pipi yoksa bıyık garanti. Bu kadın ben de kamyon şoförü etkisi yaratıyor. Tavlayı kap gel demet abi diye ensesine vurasım geliyor.

- Hande Yener sevgilisini bulmak için her sabah kalkıp evrene sinyaller yollamış. Tipini, huyunu, suyunu anlatmış, evrende ona taş gibi bir sevgili yollamış. Ben de aynı şekilde evrene sinyal yollasam kesin bana şarküteri sahibi, doğal kazaklı bir amca denk gelir. O yüzden hiç çenemi açmıyorum.

- Kaset Çanta isteğim kitleleri ayağa kaldırdı. Benim adıma Dwarfwaves'cim şeker insan yarışmaya katılmış. Olcak bu iş. Ha gayret kızlar :)
- İki Dil Bir Bavul'u izledik pazar günü Annecik ve Babacık'la. Altın Portakal'da ödül almış bu film. Eğer bir gün bir kamera edinirsem, ödül alacak film çekmenin sırlarına ulaştım. Bu altın sırları sizinle paylaşıyorum, ödül mödül alırsanız bu sırlarla komisyon isterim.

1. halktan oyunculuk yeteneği olmayan insanları oynatacaksın. 2. Kamera açılarına dikkat etmeyeceksin, irite açıları kullanmaya gayret edeceksin. 3. Diyalogsuz bol bol sahne olacak. Adam boş boş manzaraya bakacak, biz adama bakıcaz. Bakıcaz, bakıcaz. 4. Bir de kürt sorunu, ermeni sorunu, kokoreçin piyasadan kalkması gibi derin sorulara değinirseniz ödülü kucaklama garanti.

- Bir gün evlenirsem ya da nişanda olur buğulu buğulu sevgilime bakarken, el ele tutuşurken fotograflar çektirirsem çekin vurun beni. Ama photoshopla adamı elimin içine koyarsam vurmayın, direk imha edin beni.



- 140 harfte çirkeflik sanatı = Ayşe Özyılmazel

- Bugün Banyosuyu the Super Girl'e kargo yollamak için kargo firmasına gittim. Adam tutturdu ne var içinde diye. Allahım hediye diyorum, hayır ne var diyor. Sanane kardeşim belki don-sutyen var içinde, ne söylicem sana. Ama adamlara yanlış bilgi verdim. Benden 1-2 gün ses çıkmazsa bilin ki beni içeri aldılar. Sanırsınız bomba yolladım kıza :)

- Cumartesi Şirince'ye gittik. 6 şişe şarap aldım. Beklerim içmeye.

- Şu an canım deli gibi karnıyarık ve biskrem istiyor.

- Eğer birine doğdugu andan itibaren ölene kadar tek birşey yapıp hayatını mahvetmek istiyorsanız, ona kesinlikle isim koyun. Kutu diye isim gördüm, bu ne olm.


15 Mart 2010 Pazartesi

Allegra'nde Allegra'nde Danışmadan Bekleniyorsunuz.

Ne zamandır deli gibi kaset çanta istediğimi etrafımdakiler biliyor. Hatta Sayın The NewMommy Allegra'nde bana " sen çantayı al, 10 tl'si benden" deyip bir el atmıştı. Ama sanırım gerek kalmadı. By H-E-H yeni bir hediye çekilişi yapıyor. Bu çekilişte 3 adet kaset çanta veriyor. Biri benim olsun nolur nolur nolurrrrr diye annemin eteğine yapışsam kesin benim olmuştu, ama bu şımarıklık heryerde geçmiyor. Neyse Allegra'nde'yi danışmaya çağırdım. Ortak çalışmamızla bu çanta benim olsun istiyorum. İhaleye fesat karıştırayım diyorum. Ya da kaset çantası olan ama benimde olsun isteyen herkes benim adıma bu çekilişe katılsın. O çanta benim olacak yoksa yakarım buraları.

Skiiii Skiiii

Saçlarıyla başı belada olan ve pazar gününü evde geçirmeye karar veren ben, dün kalkar kalkmaz saçıma bakım yağı sürdüm. Kahvaltı yapana kadar yağ saçımda durur, sonra duş alırım diye düşündüm. Ama İzmir Belediyesi benimle aynı şeyi düşünmemiş ki kahvaltıyı hazırlarken sular gitti.

İzmir'de yaşayan çoğu kişi gibi ben de bu kesintilere alışkınım. Yazın ortasında insanlar 3-4 gün susuz bırakabilen bir belediyeye sahibiz. İşin garibi bunu hiçbir bilgi vermeden yapabiliyorlar. Dün olaya bu kadar ümitsiz yaklaşmadım tabi. Gelir 1-2 saate dedim. Hava outdoor aktivitelere izin vermediği için akşamüstü annemlerle sinemaya gidecektik. O saate kadar 100 kere banyo yaparım diye düşünüp yaydıkça yaydım. Ama saatler geçtikçe kafam kaşınmaya, kafam kaşındıkça kıllanmaya başladım.


En sonunda 185 Alo Hemşehri Hattını aradım. Evet İzmir'de böyle bir hat var. Buyur Hemşehrim diye pos bıyıklı bir amca açıyor telefonu. En azından ben öyle olmasını umuyorum. Pos bıyıklı amca bana suların salı gününe kadar olmadıgını söyledi. Adamı pos bıyıklı haya etmesem telefonda WTF??? diyebilirdim. Kaldım mı kafada bakım yağıyla. Mazharı aradım hamam tasımı alıp size gelicem banyo yapmaya diye. Banyoyu geçtim saçımı bitlenmeden yıkasam o bile bana yeterdi. Mazhar 10 dk gevrek gevrek güldü.
Sonra başka bir arkadaşımı aradım, onun evi bize daha yakın diye. "Müsaitseniz size banyoya gelicem" gibi garip cümleler kurdum. Onlarda aynı dertten muzdarip, kutupta yaz gibi kalmışlar ortada.

Son çare olarak, evde hangi yüzyılda doldurulup balkona kondugu belli olmayan damacanadaki suyla saçımı yıkadık. Neyseki bakım yağı işe yaradı, saçlarım bukle bukle, hem de yumuşacık.

Neyse bu yazı aslında eğlenceli bir yazı değil. Olmaması gerekiyor en azından. Resmen 90'ların Levent Kırca'sı gibi kaldım yağlı saçımla ortada. Skiii Skiiii banyoda köpüklü kaldım gel kurtar beni gibi gereksiz espriler yaptım.

Yıl 2010. Havada uçan arabalar, ışınlama yok ama su kesintisi var. Hem de 1-2 saat değil, bildiğiniz 3 gün. İsyanım yaradana değil bizzat belediyeye.

11 Mart 2010 Perşembe

Eyyvah Eyvah (2010)

Çanakkale Geyikli'de ninesi ve dedesi ile yaşayan Keşanlı Hüseyin ( onlara göre Üseyin) hem klarnetine hem de hemşire Müjgan'a aşıktır. Hayatını bunlarla geçirirken bir gün babasının aslında ölmediğini öğrenmesiyle yolu İstanbul'a düşer. İstanbul'da ona Firuzan isimli bir bar şakısıcı sahip çıkıp yardım edecektir. Ama talihsizlikler Hüseyin'in peşini bırakmayacaktır.



Başrollerinde Ata Demirer ve Demet Akbağ'ın oynadığı Eyyvah Eyvah doyasıya güldürüyor ve asla düşündürmüyor. Ata Demirer'in ablak ifadelerini herkes bilir. Filmde de bolca maruz kaldıgımız bu ifadeler beni çok güldürdü. Film boyunca klarnet sesi kulaklarımızdan eksik olmadı.

Bu arada Demet Akbağ sana laflar hazırladım. O nasıl taş gibiliktir öyle, kaç yaşındasın sen. İnsanda hiç mi selülit olmaz. Maşallah diyorum.



Normalde sinemaya gidip belki de izlemezdim bu filmi ama annecik-babacık burda olunca. Onlarla ortak bir film olsun, bunu izleyelim dedik. Bol kahkahalı bir akşam geçirdik.

Eğer sizde koltuğa yaslanıp, herşeyi unutup kahkaha atmak istiyorsanız, buyrun gidin :)

8 Mart 2010 Pazartesi

Cinsiyetimi Kaybettim, Hükümsüzdür.

8 Mart 2010.

Bütün sosyal iletişim ağlarında, gazetelerde, dergilerde, mağazalarda bugün gördüğünüz şey aynıdır.

"Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun"

Kaçımız kadınlar gününün çıkış noktasını biliyoruz. Kapitalist dünyada bir nevi pazarlama aleti haline gelmiş kadınlar günü 1800'lerde ağır şartlarda çalışan Kadın tekstil işçilerinin greve gittikleri için fabrikaya kilitlenmesinin ve fabrikada çıkan yangından kurtulamamalarının yıldönümü aslında. Amaçtan çok uzaklaşmış sayılmayız aslında geçen onca yıldan sonra. Kadınlar Günü. Kadınlar için daha çok özgürlük ve eşitlik hepimizin isteği.

Peki kadına "kadın" denilemeyen / denmeyen bir ülkede kadınlar günü kutlamak ne kadar ironik? Kadın değiliz hiçbirimiz, bayanız aslında. Utanıyoruz kendimize kadın demekten. Korkuyoruz anlamından, tonlamasından.

Daha kendimize kadın diyemezken neyi kutluyoruz, neyin hakkını istiyoruz biz. Eşitlik diyoruz, özgürlük diyoruz, ama tamamen boşa konuşuyoruz.

Cinsiyetlerimizden, bizi birbirimizden ayıran etiketlerimizden sıyrıldığımızda, ya da bu cinsiyetlerin sadece bizi biyolojik olarak ayırdıgının farkına vardığımızda özgürleşeceğiz, eşitleneceğiz.

Bir kadın olarak, bugün tek isteğim kadın-erkek ayrımını ortadan kaldırıp insan olabilmemiz.


Mor ve Ötesi - Ayıp Olmaz mı?

4 Mart 2010 Perşembe

Temizlik Neferi

Bir anne-babanın ki anne titiz bir insansa bilmesi gereken en önemli şey, yalnız yaşayan çocuguna süpriz ziyaretler yapmaması gerektiğidir. Haa yanılıp yenilip yaparsa da farelerin kolbastı oynadığı bir mutfağı, dağınık bir evi bulması kaçınılmazdır.

Aydın havası ortada 2 dönüp kenara geçmem gerekirse, annem ve babam bana süpriz bir ziyaret planlamışlar. Ama ablamın durumdan habersiz "pazar annemlere gidemiyorum, sana gelebilirler, arasana annemi" maili ile süpriz bir anda benim için kabusa dönüştü.

Ev berbat durumda ki uzun zamandır kendisini pansiyon olarak kullanıyoruz. Ben de elimdeki kısa zamanı pratik bir çözümle değerlendirmek istedim ve bir temizlikçi kadın ayarlamaya karar verdim. 100 kişiye sordum ve 1 popüler, titiz ve güvenilir kadın aradım. Ama bu sektör bildiğiniz karaborsaymış, dipsiz kuyuymuş. Bilemedim. Peynir ekmek gibi kapışılan temizlikçi kadınlar nasıl kıymetliymiş oysa ki. Bilsem zamanında bir adet edinirdim.


10 ayrı kadını aradım, 100 kişiye haber saldım. Bütün kadınlar dolu. Devlet dairesi gibi 6 ay sonrasına gün veren kadınlar bile var. Boş günü var mı diye sormaya gittiğimiz bir kadın, boş günü olmayınca kardeşini aradı, onda da boş gün olmayınca eltisini aradı. Zincir kurmuşlar resmen. Bir nevi aile şirketi.

Bu kadar kapışıldıklarına bakan bedavaya eve geliyorlar sanır, hiç öyle değil valla. Fiyatlar 60-80 Tl arasında oynuyor, fiyat skalası neye göre çiziliyor bilmiyorum.

Bu kadar çabadan sonra sabah elti geldi en sonunda. Elti de ne garip bir laftır. Aynı eltim :) Eminim ki annem o kadının yaptıgını da begenmeyecek, tambi cif balerin gibi evi pırıl pırıl edecek ama en azından edeceği laf oranını biraz düşürdüm bu şekilde.

Cuma akşamından itibaren anne kucağı-baba sıcağı modundayım. Gelsin sarmalar, börekler...


Dolce Vitaaaa, Calipso ruhu çok fena.




2 Mart 2010 Salı

Kontör At Ezel'im Kontör At Bana

- İnsanların bitter çikolata sevmediği bir dünyada daha fazla yaşamak istemiyorum, elveda hayat. Böyle bir intihar notu yazıp göçsem bu dünyadan eminim kimse sense of humour'ımı takdir etmez, cesedimi yerde bırakır.

- Kıskananlar olabilir biliyorum ama benim suçum mu İzmir'e yazı erken getirmek. Gelene git gidene kal demek yazmaz bizim kitabımızda.

- Ev arkadaşımın kardeşi ile hangimizin eli daha bebeksi yarışması yapıyoruz. Galiba biyolojik yaşım ve zeka yaşım ters orantılı ilerliyor.

- Bir erkeğin evdeki yokluğu tamir işleri ortaya çıkınca anlaşılıyor bence. Evlilik kurumunun kurulmasındaki en büyük etken budur kesinlikle.


- Bornova Ayaküstü Birazz'da her hafta salı akşamı Geleneksel Rakı gecesi yapılıyor. Siz rakınızı söylüyorsunuz, mezeler müesseseden. Ama yer bulmak birazz problem oluyor, benden söylemesi.

- Geçenlerde Ezel'de Ezel ve Eyşan'ın ya da her ikisinin de numarası gözükmüş. Dizideki bu iki zengin karakterin kontörlü hattı olması size de ilginç gelmedi mi?

Ezel ben Eyşan, varsa bi 10 kontör yollasana, kontör alınca ben de sana yollarım.

- Yetenek Sizsiniz'e çıkan 10 çocuktan 8'inin rap söylemesi sizi de korkutmuyor mu?

- KPSS, KPDS ve ALES'e girmeye, hatta almanca çalışmaya karar verdim. Şu an sadece karar verdim, harekete geçmek için yazdır tuşuna basmam lazım. *Yazdır tuşu*

- Cuma günü Alice in Wonderland 3D olarak gösterime giriyor, çocuklar gibi şeniz.

1 Mart 2010 Pazartesi

Soul Kitchen (2009)

Life is what happens to you while you are busy making other plans.



Wilhemburg'taki hamburger, patates gibi ucuz yemekler yapan bir restoranı işleten Zinos'un işleri iyi gitmemektedir. Bir süre sonra restoranı devredip Şangay'a giden sevgilisinin yanına gitmek ister. Fakat restorana bir işletmeci bulmak onun için biraz zor olacaktır. Çünkü işletmeciyi ararken bel fıtıgı ve abisiyle de uğraşması gerekmektedir.


Aşka Ruhunu Kat gibi kötü bir isimle ve "Hayat siz başka planlar yaparken başınıza gelen şeydir" vasat sloganı ile gösterime giren Soul Kitchen bir Fatih Akın filmi. Tempo hiç düşmüyor film boyunca. Başrollerde bir Adam Bousdoukos, Moritz Bleibtreu, Birol Ünel gibi isimler var. Filmde bir karede de olsa Uğur Yücel'i görmek mümkün. Filmin tarzı nedense bana bir kısımda olsa Guy Ricthie'yi hatırlattı.

Fatih Akın senaryoyu başrol oyuncusu Adam Bousdoukos ile yazmış.

Filmin müzikleri de inanılmaz güzeldi, temposuna çok uygundu. İzlerseniz kesinlikle pişman olmazsınız.