31 Aralık 2011 Cumartesi

Hepi Yiyu Viyır


Her güzel şeyin sonu olduğu gibi, geldik cillop 2011'in sonuna. 2011 benim için, magazin programları kadar renkli, seda sayan'ın botokslu yüzü kadar pürüzsüz ve ebru şallı'nın dudakları gibi dolgun geçti. 2011 hangi burcun yılıydı bilen var mı? Dur bir bakıyım, baktım ve 2011 neden güzel geçmiş anladım. En şanslı burç YENGEÇ olacakmış, ohhh yeaah Taner gibiyim şu an. Ama insan bir dürter söyler, ona göre davranırdım. Artık çok geç.

Bir çok laflar hazırlamıştım size, ama hepsini unuttum. Ya insanın aklına duşta süper şeyler geliyor. Duştan çıkınca uçup gidiyor.

Mayalara göre 2012'de hepimiz naşingen forıst olacağız. O yüzden çok kafa yormayın. Sinerjinizi büyük ikramiyenin bana çıkması için yoğunlaştırın, sanki pazar uyanmayacakmış ve pazartesi işe gitmeyecekmiş gibi içmeyin, insan olun azıcık.

Umarım 2012 Zara Lookbook'u kadar renkli, Massimo Dutti gibi zengin, Mustafa Ceceli kadar romantik, Doktorlar dizisi kadar uzun, Esra erolla evlilik gibi kısmetli olur.





25 Aralık 2011 Pazar

Oldu mu Bu Yaptığınız?

Şimdi biliyorum Spartan tekmesi atıcam falan dedim, azıcık gözünüzü korkutmuş olabilirim. Ama nerde espri anlayışınız? Yapar mıyım hiç? Ne zaman geldiniz de sizi üzdüm, kırdım. En minnoş blog sahibesi değilim ama, kendi çapımda tambi prensesim. Üzer miyim sizi hiç? Hadi bakıyım, yeni yıla kardeş kardeş girelim. Öperim hepinizi al yanaklardan.

Nuran the sevgi yumağı.

20 Aralık 2011 Salı

Çatlak Patlak Yusyuvarlak.


Bir dönem yediğim, içtiğim, gezdiği, gördüğüm ne varsa yazardım buraya. Gittikçe überalles tembel bir insan oluyorum. Tembel demişken, teyzemin çok komik bir hikayesi vardır, aslında teyzelerimin. En küçük 2 teyzem bir gün okuldan dönüyorlar, en küçük olanı biraz tembelmiş, öyle diyorlar ben onların yalancısıyım. Neyse ondan büyük teyzemin sınıfından bir çocuğu dövüyorlarmış, teyzem de koşup yardım etmiş. Ç ocugun kalmasına yardım ediyormuş ki yerde yatan, dayak yemiş çocuk, teyzeme bakıp "sseeennniiinnn kaakaaarrdddeeşşşiiinn tüüümmmbeeeel" demiş. Bizim ailede sürekli geyiği dönen bir mevzudur bu.

Bu aralar ben de sabahları uyanıp aynada kendime "seeeennnn tttüüüümmbeeelllsssinn" diyorum, ama cidden tembelim. 1 ay sonra sömestr tatili başlıyor. Resmen iple çekiyorum.

Okulda yeni yıl çekilişi yaptık, ingilizce bölümünde, girdiğim 2 sınıfta ve serviste. Bu demek oluyor ki tam 4 kişiye hediye almak zorundayım. Buna bir de hediye alınacak özel insanları eklersek, göreceğimiz şey sıçtın mavisidir.

Bu arada yılbaşında napıyorsunuz?

7 Aralık 2011 Çarşamba

Araf

Cennet ve cehennem arası yer, araf. Bize çocukken cennete ya da cehenneme gidemeyenlerin eşekler cennetine gittiği söylendi. Benim arafım eşekler cenneti yani.

Mesela eşeklik yapıp doğru kararlar veremediğim de o eşekler cennetinde asılı kalıyorum resmen. Saf saf etrafı izliyorum. Senaryoların biri bin para kafamda. Sallanmaya devam tabi. Akıl verecek kimse de yok etrafta. Sonuçta herkes bir eşeklik yapıp gelmiş oraya. Sallanıyoruz mütemadiyen. Kimsenin kimseyi oradan kurtaracak aklı yok. Hepimiz Eşeğiz sonuçta.

Sonra bir gün bir şey oluyor, kemiğe dayanıyor içinizdeki eşeklik duygusunun verdiği acı. Düşünmeden kesiyorsunuz ipi. Cennete mi düşüyorsunuz, cehenneme mi belli değil. Hani arabada giderken bir kavisin üzerinden hızlı geçersiniz ve içinizde bir boşluk hissi olur ya, aynen öyle içiniz boşalıyor.

Düşüyorsunuz.
Düşüyoruz.
Düşüyorum.

28 Kasım 2011 Pazartesi

300. İzleyicime Özel!

Bölünerek üreseniz bence izleyici sayım daha hızlı artar ama malesef hepiniz sporla ürüyorsunuz. Eee Türk insanının %80'i spor salonlarına minimum 3 aylık kayıt yaptırıp gitmeyenlerle dolu olduğu için de bir türlü izleyici sayım artmıyor. Ben de artık diyorum ki : en az 3. 3 gayet seksi bir rakam ama ben buraların Banu Alkan'ıyım, 3'te neymiş hahayt diyenler için 33 ve 333 gibi seçeneklerimiz de mevcut.

Banu Alkan demişken kendisinin memelerini bir fanusa koyduğu bir klip vardı, izlediniz mi? Şimdi ben meme dedim ya, o da kesin filtreye takılacak ya, o yüzden artık meme yerine cicik demek istiyorum. Şimdiden bunun anlaşmasına varalım, sonra aman ben duymadım, aman benim işim vardı olmasın.

Çok dağıldı konu ne diyordum ben, hah üremek ve izleyici olmak. İlk ve tek hediye çekilişimi yaptığımda, blogumun adresini değiştirdiğim için çok yoğun bir katılım olmuştu, 4 kişi arasında düzenlenen zorlu çekilişle hediyeler Pinksatellite'ın kardeşine gitmişti.

Hatta çekilişimde yaptığım 1. kalite safkan espriler, beni her türlü taklit etmeyi seven takipcim Allegra'nde tarafından itinayla araklanmışlardı. Copyright mopyright hikaye tabi bu ülkede.

300'e yaklaşmanın haklı gururu içerisindeyim. Ama çok net söylüyorum burda kendimi, ben ve kaynım gibi hissediyorum ara sıra. Resmen banyo camından sessizce izleyen, koca gözlüklü varoş komşular gibisiniz. Çıt çıkarmıyorsunuz.

Dağıldıkça dağılıyor konumuz. 300 olmaya çok az kaldı, ama hediye çekilişini 300'de değil, seksilerin başkanıyım sayısı 333'te yapacağım.

300. izleyicimi de arkasından Spartaaaaan diye bağırarak poposuna indirdiğim bir tekme ile ödüllendireceğim :)


Bu yazıdan sonra 299'da kalmamız muhtemel, ama onu da benim şakacılığıma verin.


21 Kasım 2011 Pazartesi

İzmir Gece Gezmeleri.


İzmir dediğimiz yer bazen bana az gelişmiş köy gibi geliyor. Dönüyor dolaşıyoruz aynı mekanlarda ömür çürütüyoruz. Tarz-fiyat-performans eğrileri yapıyoruz yapıyoruz, yine kendimizi bir elin parmağını geçmeyecek mekanlarda buluyoruz. Bu iş iyice canımı sıkmaya başladı. Bir de en az benim kadar takıntılı bir arkadaş çevrem olunca bazı mekan sahiplerini ihya etmeden o mekanı terk etmiyoruz.

Bornova'da Bira'zz var mesela, açtıkları gün itibariyle neredeyse 2 sene, haftanın 7 günü gittik, yoklama verdik. En sonunda Ahmet Abi'ye bir şube açtırdık ve görevimizi yerine getirmenin haklı gururuyla başka bir işletme sahibini zengin etmek üzere yolumuza devam ettik.



Uzun zamandır Alsancak'ta durmadan dinlenmeden gittiğimiz bir yer de Rock 'n Beer'dı. En sonunda oraya da yeni bir mekan açtırdık. Görevimizi tamamladığımızı düşündük ve bu haftasonu çıktığımızda Pub Borsa isimli yeni bir mekana gittik. İçki fiyatları durmadan iniyor ve çıkıyor. Tabi giren çıkan gene içene oluyor. 33'lük Efes'e en az 6 tl veriyorsunuz. Kadınlar için çok zararlı bir mekan. İndirimi görünce elim ayağım titredi. Kendimi nasıl dışarı atıcam bilemedim. Müzikler 90'lar pop, çok eğlendim. Ama bi biraya 6 tl veremem.

Sonra Onüç'e gittik ama orada oturacak yer bulamayınca, kürkçü dükkanına doğru kuyruğu kıstırdık. Veeee Rock 'n Beer. Ya bu arada ben yılbaşına orada girdim, sanırım kendi kendime kötülük ettim.

Herşeyi boşverin bu arada da, ben şu 1888 denen mekanı günahım kadar sevmiyorum ajan. Kapıda zaten kadın-erkek sayısını eşitlemeden giremiyorsun. Ama nedense içeride 10 kadına 36985125512 erkek düşüyor. Anlamadım bir alt geçit falan mı var, bu herifler nasıl doluyor içeri. İçerisi sanırsın Freak Show. Bir keresinde deri fetiş kıyafetli bir ablanın lap dansını beğeniyle izledik, iç organlarına kadar seyrettik hatta. Ablaya sevgilisi yetmedi araya bir de bi kız aldılar falan. Çok garip bir geceydi.

Zaten hayvan gibi pahalı bir mekan. O boktan yere girerken 20 tl veriyorsun, içeride ayakta bekliyorsun ki iyi ihtimalle oturabileceğin yer tuvaletin yanıdır. Eğer kafam çok iyi değilse müziklerde bir süre sonra arena boğasına çeviriyor beni. Ama bazı arkadaşlar yüzünden gidiyoruz işte her hafta!. (yazar olarak burada kime gönderme yaptım, o kendini biliyorrrrr).

Bu yazının ana fikri bana hafta sonları gidecek yeni yerler bulun olm. Valla sıkıldım aynı mekanlardan. Mesela içki fiyatları uygun olsun, içerisi -50 derece olmasın, tuvaletleri temiz olsun, ne çok sert ne çok elektronik çalsın, kafamız oldu mu kalkıp dans edebilelim, sonra çok insan gelmesin, hatta her hafta benim rezerve bir masam olsun. Offf nasıl güzel olur böyle bi yer olsa. Valla bulun olm, ben karışmam.

Yoksa kafamın en güzel haliyle gelir çok fena sardırırım size.

Öpüjem.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Nişan Dosyası Vol. 1

Zamanında bir düğün dosyası açıp siz yeni evlenecek izleyicilerime yol göstermiştim. En son katıldığım bir nişan dolayısıyla bir de nişan dosyası açıp sizleri engin bilgilerimle yönlendirmek istedim. Öncelikle aklım balik iken gördüğüm tek nişan ablamın nişanıydı. Sanırım kendime onu kıble aldığımdan yurdum nişanı beni adı sorulunca evettt diyen damada çevirdi. Bir kaç gün gördüklerimi beynimdeki şemaya yerleştiremedim. Mavi ekranla dolaştım. Neyse uzatmamak lazım ciğerlerim, dosyamızı nişan/söz bohçası ile açalım. Bohçacı geldi Haaaanıııımm!

- Nişan ve söz bohçasını size şöyle açıklamak istiyorum. Mini bir japon pazarı kendileri. Allı güllü şeyler, simler, parlaklıklar, ooooo şahane. Kıza giden bohçada, terlikten iç çamaşırına, çantadan makyaj malzemesine, havludan patiğe, birbiriyle alakası olmayan şeyler var. Bir de bunları serme ve sergileme durumu var ki o kısma girmeyelim şayet benim kafam götürmüyor.
- Nişan kıyafeti konusu ayrı bir skandal bence. Mini düğün yapmaya gerek yok bence. Simler, tarlatanlar, taftalar. Kraliyet ailesi yapmıyor o tantanayı. Evde aile arasında takın yüzükleri geçin. Saça da sim döktürmeyin. Bitsin o bitsin.

- Müzik konusu tabi ki aileden aileye fark gösterir. Nişanınızda Vivaldi çalın demiyorum ama Tarık Mengüç'le de İsmail Türüt gibi terleyene kadar göbek atmayın. Çok göbek atasınız varsa açın Sertaç Ortaçı mis gibi göbek atın. Haa bir de "a be kaynana" gerçeği var, yapmayın.

- Gazozlu düğünlerden nefret ettiğim kadar emin olun gazozlu nişanlardan da nefret ederim. Sallama çay verin gazoz vermeyin.

Şu an fark ettim ki nişan dosyasında bohçadan başka sıkıntılı durum yokmuş, ama bohça başlı başına bir problem. Akrep Nalan kadar büyük bir problem. Bu arada o kadına neden Akrep Nalan deniyor, merak ettim şimdi.

BOHÇAYA hayır diyerek bu dosyayı kapatıyorum.

Nuran the evlilik danışmanı

13 Kasım 2011 Pazar

Evde Tek Başına Vol. I

Bugün itibariyle yalnız yaşamaya adım atmış bulunuyorum. Bir süredir bugüne hazırlanıyordum zaten. Maddi olarak biraz zorlu ama manevi olarak mükemmel olacağına eminim.

Yakın zamanda vaktim olursa ( burada çok meşgul bir insan olduguma gönderme yapıyorum) bir nişan dosyası yazacagım. Yakın zamanda bir düğün dosyası hazırlamıştım, biliyorum tüm evlenenlere ışık tuttu. Şimdi serinin nişan dosyası geliyor. Ya da önce kına gecesi dosyası mı yazsam, bilemedim. Kına, nişan, söz, isteme diye büyükten küçüğe giden bir dosya hazırlayayım en iyisi. Hatta arzum sponsor olsun, onun ışığında yazayım.

Bu arada bloggerların bu tembelliği nedir, okuyacak bir şey bulamıyorum çükü yazmıyorsunuz güzellerim, minnoşlarım. Olmuyor yani.

Geçen cumartesi Bilecik'e giderken sabah 11'de başladığım Pucca'nin kitabını akşam 6'da bitirdim. Pucca'yı ünlü olmadığı zamanlardan beri takip ederim. Bildiğim, okuduğum hikayelerdi çoğu ama inanılmaz eğlendim.

Yalnız bu önceden yayınlanan yazıları derleyip kitap yapmalarına hastayım. Elif Şafak'ta yaptı aynısını. Kendisiyle o gün bugündür aramız limoni. Her haftasonu okuduğum köşe yazıların için ben bir de kitabını da almak zorunda mıyım? Darphane miyim ben? Para mı basıyorum burda? Bu arada para darphanede basılıyordu değil mi?

Ben şimdi gidip elmalı çayımı içip kitap okuyacağım. Haaa unutmadan 290 kişi olmuşuz kimse haber vermiyor. Ha benim koçlarıma, 300 olalım da şanımız yürüsün.

Öperim 290'ınızı birden.

30 Ekim 2011 Pazar

Cif Balerin Haftasonu.

Cuma akşamı 9'da ev boyamaya başladık. Tüm haftasonum boya, çamaşır suyu, sirke kokuları içinde geçti. Şimdi sirke ne alaka dersiniz diye söylüyorum, mis gibi cam siliniyor sirkeli suyla. Off bu arada temizlikten nefret ediyorum. Mesela her ay 1 ayakkabı, 1 elbise eksik alıp kadın çağırabilirim. Çok gaza gelmediysem öldürseniz temizlik yapmam. Dağınık bir insanım. Yarın yarım gün okulum olmasa şu an ağlıyor olabilirdim, yorgunluktan.

Temizlikçi kadınlar gibi ellerim çamaşır suyu kokuyor. Kendime yabancılaşıyorum. Daha hiç bir şey bitmedi, 2.5 günde evin yarısı boyandı.

Bu arada garip bir çiftiz sevgilimle. Tüm gün ev boyadık, temizlik yaptık, gece de dışarı çıktık. Denyoluk forever.

Sanırım bayramdan sonra yerleşik hayata geçerim. Beklerim tontişlerim.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Seslerini Duyuyor musunuz?

Yine deprem, yine aynı görüntüler. Binaların altından yükselen çığlıklar var. Kurtulmak isteyen, yaşamak isteyen binlerce insan var. Bina altından kurtulan ama soğukla, yoklukla savaşanlar var bir de. Onlar da yaşamak istiyor, onlar da yardım istiyor. Devlet kimsenin yaralarını saramıyor. İş bize düşüyor. Bir çok kargo firması ücretsiz gönderim yapıyor, Belediyeler yardım topluyor.


Duyarsız kalmayın.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Merhaba Ben Kuş.

- bazen mideme bir ağrı giriyor, çıkmıyor. işte o zamanlar yemeden içmeden kesiliyorum, aşıkmış gibi. ama aşık değilmiş gibi de aynı zamanda. canı sıkkın gibi ama aslında mutlu gibi. kafası karışık gibi de olabilir aslında. neden olduğuna çok takılmıyorum. şu an benim için önemli olan tek bir şey var o da midemdeki ağrı. arada kalbime de vuruyor. garip işte.

- yaşıtlarımın evlenmesine ses çıkarmıyorum fark ettiyseniz. ama çocuk yapıyorlarsa orada tavrımı koyarım, sakin ol şampiyon derim. çocuk ne lan?

- bundan 1 yıl önce falan baya baya evlenmek istiyordum ben de her genç kız gibi. hatta öyle istemişim ki erkek arkadaşım arkasına bakmadan kaçtı. elmyra gibi "seninle evlenicem, seni hep sarıcam, sıkıcam" modundaydım. ama herşeyin zamanı varmış bence. evlilik artık yaş olarak yakınlaşsa da mantık olarak uzaklaşıyor her geçen gün. biri tencere-tava muhabbeti yapınca bana gelenler geliyor, durmuyor.

- üstünden çok zaman geçti, söylesem de bi işe yaramaz ama ben söyleyeceğim. yazın kuşadası'nda tatildeyken 1 gün de efes ve şirince'ye gittik, efes'te bildiğin o eski zamanları, spartacus'leri, kleopatra'yı falan canlandırdılar 10-15 dk'lık bir atraksiyonla. şimdi eğer derseniz merak ettim ve beni deliler şey yaptı, gidin görün. ( şey yapmak?)

- insanın soyadının kuş olması çok garip bence.

- mesela geçen yıl eğer bilseydim bu olayın yaz yağmuru tadında geçeceğini, çocugu da o kadar korkutmazdım, kendime sakin ol şampiyon ona da arkana yaslan evlat derdim. hayat işte.

- bu arada anasınıfı kapısında gördüğüm eski sevgilinin sırrını çözdüm. bugün taşlar yerine oturdu.

- Walking Dead sevenler yeni bölüm taze taze çıkmış, en son kustuğum yerden devam ettim ben, bir değişiklik yok, adam hala şerif şapkasıyla geziyor, diğer adam hala onun karısını istiyor, bir de hala zombiler var.

- bazı geceler çok sıkıcı, bu gecede onlardan biri bence. Saat geç olmuş yatmak lazım, yarın mıntıka nöbetim var.

- bu arada hava soğuk ya, hani bizim popomuz donuyor ya, 7-14 yaş arasına bir şey olmuyor, hala incecik hırkayla geziyorlar.

- neyse canlarım, şimdi benim ne giyeceğime karar verip, onları çıkarıp, sandalyenin üzerine koyup, makyajımı çıkarıp, dişlerimi fırçalayıp, kremlenip yatmam lazım. yoksa sabaha kadar sizinle konuşmak isterdim. ağlasam sesimi mısralarımda duymanızı isterdim ama geç oldu.

Haydi biiiiissss.

13 Ekim 2011 Perşembe

Ölene Kadar Dinlemeli.

Manidar

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ne Şarkılar Var!

Bu şarkıyı duydum bugün, bir yerde denk geldi. Şarkılar da kokular gibi insanlara ve olaylara bağlı, yani.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Cinstaş Turizmin Cins Yolcuları

Geçen hafta laf arasında İstanbul'a gidiyorum diyen bir arkadaşımın peşine takılarak İstanbul'a haftasonu road trip yaptık. Vehbi, ben ve onun arkadaşı, tambi canavar olduk, voltran olduk, sinerji yarattık. Gece yola cıktıgımız için gidiş yolunda çok aktif değildik ama dönüş yolunda resmen fokurdadık. Hele ki İzmir'e 1 saat kala arabada eller havaya takılmamız şahaneydi. İstanbul kısmı sıkıştırılmış program gibiydi. Herkesi biraz görüp, ceee diyerek geri döndük.

Vehbi ile İstanbul'a ilk 2006 yılında Rock n Coke'a gitmiştik. Uyuşukluğumuzla kendisini çileden çıkarmıştık. Hatta hem biz hem İstanbul trafiği öyle bir çileden çıkarmıştı ki Vehbi'yi, o dönem ettiği bir küfürü hala unutamam, kafama kazındı. Neyse ki bu geziyi küfürsüz atlattık.

Yolda 3648405 adet daha road trip planı yaptık, Eskişehir, Çanakkale, Ödemiş, Makedonya planlarımız arasında şu an. Yannız şimdi fark ettim ne tırt yerlere gitme planı yapmışız.

Bayramda Eskişehir'deyiz, kesin.

yolculugumuzun güzel anısına gelsin bu şarkıda, kopkop.




2 Ekim 2011 Pazar

Bugün Pazar, Banyo Günü!

90'larda ilkokula gidenler bilir, pazar günleri banyo ve Parliement sinema Kulübü günüdür. Tabi ben en son bu aktiviteyi ilkokulda bıraktım, sonrasında devam eden varsa bilemeyeceğim. Şimdi bıraktım deyince sanki ilkokuldan sonra hiç banyo yapmamışım gibi oldu ama yok öyle bir şey. Pazar günü banyo yapmayı bıraktım, ama eğitim hayatım ve banyo yapmam hala devam ediyor. Ama tabi banyo günü diye bir şey kalmadı hayatımda. Yıllar sonra yaş 26'ya geldi, ortaokul, lise, üniversite, formasyon hepsi bitti, ve banyo günü geri geldi. Pazar gelince, direk "banyo yapmalıyım, yarın okul var" psikolojisine giriyorum. O zamanlar ütülenmesi gereken önlük vardı, hala var. Tek fark o zaman ütüyü annem yapardı, şimdi ben yapmak zorundayım.

Off neyse daha iç açıcı konulardan bahsedelim. Bu hafta çok komik bişi oldu. Üniversite 1'de çok aşık olduğum bir eleman vardı. Öyle aşığım ki ama gözüm hiçbir şey görmüyor. 2 sene falan unutamamıştım bu çocugu. Neyse sonra yollarımız ayrıldı, ben onu unuttum falan. Geçen gün okuldayım, anasınıfımda dersim var, elimde Cheeky Monkey kuklası falan derse gidiyorum. Tam kapıyı açtım içeri giricem, eleman çıktı kapıdan. Bir an algılayamadım. Nasıl ya? dedim içimden. Selamlaşmadan geçtik, gittik. Eski sevgilinle karşılaşacağın yer bir anasınıfının kapısı olmamalı. Bunu söylediğim tüm arkadaşlarım " çocuğunu getirmiş olmasın" gibi geyikler yaptılar. Ama orada ne aradığı benim için hala bir sır. Çocugu görünce düşündüm ki zamanında bu çocuk benim için Tanrı gibiydi, ondan başka kimse yoktu sanki dünya'da, ama şimdi tek düşündüğüm bu salak için koskoca 2 senemi harcadım. Sanırım birini güzel yapan onun güzel olması değil, senin onu güzel görmen. Bütün eski sevgililer çirkin aslında ahaha.

Neyse, ben gidip ütümü yapayım. Yoksa bu iş daha da çekilmez bir hal alacak.

XoXo

Nuran The Iron Woman.




21 Eylül 2011 Çarşamba

Anneke Bir Seni Kıskanıyorum Bir de Simone'u.

The Gathering, hatta başlı başına Anneke Vangiersbergen benim taptığım insanlardandır. Resmen emo duygusallığı yaşıyorum şu anda. Yaktın beni kadın.




Top Yuvarlaktır.


Bugün herkesin gündeminde dün akşam maça giden ve stadı dolduran kadınlar vardı. Gündemi çok iyi takip etmedim, kimin maçı bilmiyorum, bir dakika beklerseniz Google karşime soracağım. Fenerbahçe maçıymış. Neyse çok önem arz etmiyor benim için.

Futbol ile gelin görümce gibiyiz, birbirimizi pek sevmeyiz. Şimdi 22 erkek bir topun peşinde geyiği yaparak sığlaşmak istemiyorum. Futbol izlemek bana hiç mi hiç keyif vermiyor. toplasan 2 kere heyecanla maç izlemişimdir, ikisi de Milli Takım maçıydı, ve yarı final gibi birşey oynuyorduk. Birini izlediğimde liseye gidiyordum, diğerini izlediğim de ise üniversiteyi yeni bitirmiştim. Arada bu kadar zaman olmasa bünyem kaldırmazdı zaten. Bazen etraftakilerin zoruyla maç izleme(me)ye giderim, herkes maça dönük otururken ben ters oturmayı tercih ederim. İçime sıkıntı basıyor çünkü.




Futbolu bu kadar itici buluyorum ama futboldan daha itici bulduğum başka bir şey var, o da; futbol izleyen ve yorum yapan kızlar.

O kızları görünce aduket çekmek istiyorum. O kadar uyuz oluyorum. Dün akşam iyi ki denk gelmemişim haberlerde vs. maça giden o kadar kadına. Tüm tüylerim diken diken olur, gece uyku tutmazdı beni.

Ofsayttan bahseden, penaltı konusunda direten kadın bana şişme bebek kadar yapay geliyor. Seksist bir söylem olabilir ama kadın ve futbol birbirleri için yaratılmamışlar. Ayrı dünyaların insanları gibiler sanki, bence öyleler.

O kadınların %90'ı oraya bedava diye gitmediyse ben de Nuran değilim. Nuran demişken aklıma çok komik bişi geldi. Onu anlatıp kaçıcam, zira futbol dedikçe bana bi'şeyler oluyor. Pinosh'la bir cumartesi gününü gezerek tozarak geçirip bize geldik, yemek yiyoruz. Pinosh bana göbek adın di mi Nuran? dedi, ben önce anlamadım, Nuran olayının nereden geldiğini anlatıyordum ki baktım Pinosh ciddi ciddi Nuran'ın benim 2. adım olduğunu düşünüyor. Nuran Aşure benim kullandığım nickimin Türk lokumu hali :) Pinosh gibi yanlış anlayan varsa diye söylüyorum.

XoXo

Nuran the futbol hater :)

18 Eylül 2011 Pazar

Adele Sen Nasil Bi'seysin?

Bu aralar fena halde Adele'e takmis durumdayim, albumu mukemmel. Benim favorilerim "Turning tables" ve "set fire to the rain". Ipodum bu albumde, ozellikle bu 2 sarkida takilmis durumda. Yeter lan demesine cok az kaldi. Siz de dinleyin sevin ama benden cok severseniz bir gece ansizin gelip evinizi atese verebilirim.


Ha bir de gecen gun Adele'in "Rolling in the deep" sarkisinin su cover'ini buldum, surekli bunu da dinliyorum. Adami degil ama o kizi istiyorum, o benim kizim olsun.




17 Eylül 2011 Cumartesi

YosmA

Dün akşam "Cuma yorgunluğu" tadında evde takılırken Uğur'un gazına gelip Ooze Venue'deki Kurban konserine gittik. Kurban'ı severim ama canlı hiç dinlememiştim. Ağzım açık kalmadı desem yalan söylerim. Davulcuları Burak bildiğin çoştukça çoştu. Ama farkettim ki adamlar yaşlanmış. İlk kurban albümü çıktığında ben ortaokuldaydım. albüm tüm okulda elden ele gezmişti o dönem. Herkesin dilinde "yalan" şarkısı, teyy teyy ne günlerdi.

Dün geceki konserden çıkardığım bazı sonuçlar oldu kendi adıma. Oncelikle hala yaz bitmemişken, hatta İzmir 35 derecede takılı kalmışken, kapalı bir mekanda konsere gitme. Ergen teri ve ucuz parfüm kokusu birleşince akıllara zarar bir koku oluyor.

Kurban gibi grupların konserleri ergençeker bir mekan oluyor, özellikle de genç ergenler için. O kadar ergene tahammül edemeyeceksen böyle yerlere gitmemek en iyisi bence.

Bu arada komik bir şey vardı dün geceye ait. Eski Ooze tüm rocker tayfanın, öğrencinin geldiği bir mekandı, yeni Ooze ise topuklu ayakkabılı ablaların ve beyaz gömlekli amcaların mekanı oldu. Burası hala bir rock bar ama. Kadın boya küpü gibi, elinde bir clutch, 20 pont topuklu ayakkabılarla Kurban Konserine gelmiş. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa cover'ında göbek atıyor. Mesela o mekana sürekli geliyor olabilirsin, eğleniyor olabilirsin, çünkü artık gruplar sürekli arabesk ve pop coverları yapıyor. Cuma akşamı dışarı çıkmak istemişte olabilirsin, ama baktın içeride Kurban konseri var gitmezsin. Bu adamların tarzı bana gelmez dersin.

Ama dememişler. Çok ilginç. Mesela benim sürekli gittiğim bir yere Yusuf Harputlu gelmiş olsa ben o gece gitmem, "Yusuf Harputlu ne yeaa" derim.

Bir de sahneye fırlayan kızlar sorunu var. 2 tane pampiş akşam sahneye atlayıp, seke seke Burak'ın yanına gittiler. Bu kızlar gotik değil, bu kızlar rocker değil, bu kızlar bildiğin düz kız. Daha yeni manikür-pedikür yaptırmış gibi koşuyorlardı davulcuya. "Öpüjeeem" diyor bir de adama. Iyyyggg herif ter içinde, ne öpücen ne sarılıcan ona. Neyse siz boşverin herşeyi, Kurban gelirse yakınınıza, gidin dinleyin. Hatta Deniz bira bile ısmarlıyor seyircilere :)




6 Eylül 2011 Salı

Neler Oluyor Hayatta Bir de Su Ruya Gercek Olsa?

Tyra Banks kivamina gelmedigim yazlari ben yazdan saymiyorum. Bu sene tatile haftasonu kacamaklari ile baslayip 2 haftalik dev tatil ile yazi bitirdim. Once sevdicekle Marmaris, sonra maaile Kusadasi.

Kusadasi tatili boyunca pazartesi ise gidecegimi dusundukce karnima agrilar girdi. Uzun zamandir pazartesi sendromu yasamamistim. Bunyem kaldirmadi resmen. Bugun okulda 2. gunum. Asayisin yerinde olmasindan dolayi keyfim baya baya yerinde.

Tatil hic bitmesin mottoma dayanarak kurban bayrami icin plan yapiyorum. Yuce rabbim 9 gunluk tatili bize nasip eder yine insallaaaahhh :)

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Tatil Ulan.

Bu adama aşık oldum tekrar tekrar :)

Bununla yandım, güneş altındaki mesaim hiç bitmedi :)

Bunu okudum :)
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha yattım durdum :)

Abiiğğğ Abiğğğ diye öldü bu çocuk tatil boyunca :)

Fotograftan atlayıp yüzesim geliyor.


Böyle bir mavi gördünüz mü?


Alamancı çift :)
Tatil vakti :)

Marmaris'teki sevdicek tatili bitti şimdi sırada Kuşadası'nda aile tatilinde :)

21 Ağustos 2011 Pazar

Aramızda Gerginlik mi Var? Diye Sormayın Bu Bayram?


Ppllon organizasyon yazın bitimindeki hüznümüzü bir kısım olsun azaltmak, yaza dair son anımızı parlatmak için 31 Ağustos'ta Çeşme Fun Beach'te bizi Waldeck ve Bora Uzer ile çoşturacak.

Bayram bayram ağzımız tatlanmasın mı? Enerjiyi sonuna kadar depolayıp sonbahara "melabağ canım" demeyelim mi? Eee o zaman gelin, çünkü biz gidiyoruz :)




12 Ağustos 2011 Cuma

İsmail Abeeeeyyy!

Son zamanlardaki takıntımız TRT'nin dizisi Leyla ile Mecnun. Daha önce bu kadar absürd bir Kaygısızlar vardı sanırım. Leyla ile Mecnun adından da anladığınız üzere bir aşk hikayesi. Ama öyle bildiklerinizden değil. Neyse izleyin ve görün.

Bizim sevgilimle favori karakterimiz İsmail Abi. Sürekli İsmail Abi gibi konusuyoruz. Biri bi'şey dedi mi "hooop" diye karşılık veriyoruz. Neyse konuyu şimdi bağlıyorum. Mordoğan'ı ne kadar sevdiğimi bilmeyen yoktur. Varsa da şimdi öğrensin. Geçenlerde Mordoğan'a gidiyoruz. Bir yerde kahvaltı yaptık. olun karşısına geçicez lavaboya gitmek için. Sevgilimle arabaların geçmesini beklerken yanımıza bir eleman yaklaştı, yolun diğer yanına " İsmail amcağğğğ" diye bağırdı. Timur'la birbirimize bakıp kopmamız bir oldu.

Sonra dönerken camdan sarkıp "İsmail Abiğğğğ" diye bağırmaya karar verdik. 2 hafta üst üste geçerken "İsmail Abiğğğ" diye bağırıp kendi çapımız da eğlendik.

Ne kadar gereksiz bir çiftiz şimdi düşününce bunu gördüm. Ama olsun biz eğleniyoruz. Uzun lafın kısası izleyin lan Leylai ile Mecnun'u.




4 Ağustos 2011 Perşembe

Çocuklarimizin Yüzlerini Bayramliklarla Güldürelim..

Mutlu Olalim Projesi uzun bir suredir Izmir'de devam eden bir proje. Hastanede yatan cocuklari mutlu etmeye yonelik bir olusum. Ben de yillardir kendi capimda maddi ve manevi destek veriyorum bu projeye. Hak etmediklari hastaliklarla bogusan yuzlerce cocugun yuzunu guldurdugumu bilmek beni mutlu ediyor. Birini mutlu ettigim icin mutlu oluyorum. Yasanan ve yasanabilecek olan en guzel kisir dongu bu sanirim :) Bu bayramda cocuklara bayramlik etkinligi baslattilar. Maddi destek veremeseniz bile bu olayi bloglarinizda duyurmaniz, bir suru insana ulasmasini saglamaniz bile yeter.


300 ÇOCUĞUMUZA HEDİYE EDECEGİMİZ BAYRAMLIKLARLA BAYRAM SEVİNCİ YAŞATALIM...

Behçet Uz ve Ege Üniversitesi Çocuk Hastanelerinde tedavi gören çocuklarımızı sizlerin de destegiyle bayramliklarla sevindirmek istiyoruz...
Hepimiz biliyoruz ki bayramlık kıyafetlerin çocukların hayatında çok önemli bir yeri vardır, çocukluğumuzda bayramlıklarımızı başucumuza koyup uyuduğumuz zamanları hatırlayalım.
Hastanede kalan bir çocuk için bayramın ne kadar zor geçtiğini düşünelim, bu nedenle bu bayramda gelin onları biraz da biz mutlu edelim ve onlara aldığımız güzel giysilerle bayramda yalnız olmadıklarını hissettirelim...

0-18 yaş arası kız ve erkek giysileri alabilirsiniz. (Kız çocuklarına elbiseler, erkek çocuklarına şort-tişört şeklinde takımlar olabilir.) İsterseniz dilediginiz sayıda alıp asagidaki adrese göndererek bize ulastırabilirsiniz. (Yurtiçi Kargo Liman Şb. Alsancak-İzmir adresine Özlem ŞENGİR adına)
Kaç adet bayramlık alacagınızı burdan sürekli paylaşırsanız, biz de alınacak bayramlık sayısını güncelleriz, ihtiyacımız olan sayıyı, yaş ve cinsiyet grubuna göre burdan paylaşırız ki bayramlık alamayacak olan bir çocuk bile kalmasın...Hepimizin dilegi tüm hastaneye yetecek kadar bayramlığı toplayabilmek...

Ayrıca Behçet Uz Onkolojinin Servisinin aşağıdaki ihtiyaçlarına da cevap verip, yine çocuklarımızın sıkıntılarını giderebilir; zorlu hastane süreci birazcık da olsa kolaylaştırabilirsiniz:

- 30 yatak- yataklar çok kötü durumda,telleri çıkmış halde,altlarına battaniye sererek yatmak zorunda kalıyorlar.
- 12 televizyon- televizyonların hiçbiri çalışmıyor, ikinci el bile olabilir, uzun süre hastanede yataktan kalkamadıkları odalarından çıkamadıkları için tek eğlenceleri televizyon.
- Yoğun bakım odası için bir ofis tipi buzdolabı
- 12 vantilatör-ısıtıcı
- 1 çamaşır makinesi
- 30 çarşaf

Elektronik aletler ikinci el de olabilir,yeter ki bir süre de olsa çalışsın.



Hepinizin desteklerini bekliyoruz....

mutluolalim@gmail.com
www.mutluolalim.com

1 Ağustos 2011 Pazartesi

İstanbul Kaçamağı


16 Temmuz canım ablamın doğum günüydü. Kendisinin bana benzemediğini defalarca yinelemiştim. Ben doğum günlerini 40 gün 40 gece kutlarım ama ablam pek sevmez. Ama bu sene özel bir yaşa girdiği için doğum günü partisi yapmaya karar vermişti. Bana da ısrarla "gel" demişti ama sinsi ve hain ben bir sürü bahaneyle gelemeyeceğimi söylemiştim. Derslerimi ayarlayıp hemen biletimi aldım, gizliden gideceğim için de gizli gizli Hesionka ile görüşmelerimiz tamamladım ve klimalı salonlarından yerimi ayırttım. Hesionka'nın dün tüm bloggerlara verdiği müjdeyi başından beri biliyordum ve onu o halde görmeyi çok istiyordum. Cuma sabah direk Hesionka'ya gittim. En az Hesionka kadar tatlı annesi, ben ve Hesi kahvaltı yapıp, uzun uzun muhabbet ettik. Sonra kendimizi şuursuzlar gibi o sıcakta Kadıköy pazarına attık. Ama iyi ki de atmışız, mükemmel şeyler aldık. Tam kapıdan çıkmadan Loreathan da geldi, onu da görmüş oldum :) Ordan ben doğumgünü partisi için karşıya geçtim.

Asmalımescit'te Hardal diye bir mekandaydı ablam ve arkadaşları. İçeri girdiğimde ablamın arkası dönüktü, omzuna dokundum, dönünce bir süre tepki veremedi şaşkınlıktan :) Onun mutlu olduğunu görmek alabileceğim en güzel hediyeden daha güzel oldu :)


Düğününden sonra doğum gününde de ablam hiç oturmadı. Bütün gece dans etti. Gizli gizli gittiğim için hiç kimseye haber veremedim, zaten ablam ne isterse onu yaptım :) Cumartesi Cadde'ye geçince Banyoköpüğü the new Mom ile de buluştuk. Onunda bebiş-göbüşünü gördüm. İnanın bana Hesionka'ya da Banyosuyu'na da hamilelik çok yakışmış. Ve o kadar eminim ki 2 tane şanslı bebek geliyor, çünkü çok şeker anne-babaları olacak :)

Pazar günü ise kahvaltıdan sonra bu senenin 3. düğününe katılmak için İzmir'e koşturdum. Yorgunluğum hala geçmedi desem yeridir. Ama herşeye değdi. Kısa ama eğlenceli, süprizli bir kaçamak oldu :)

P.S: Hesionka ile sohbetten alışverişten fotograf çekmek aklımıza gelmemiş. Sadece benim peruklu fotograflarım var :)

P.S 2 : Bu arada peruk manyaklığı bana da geçti, her gün düzenli olarak 1 saat Ebay'de peruk bakıyorum :)

19 Temmuz 2011 Salı

26 Yıldır Çözüm Ortağım.


Şimdi gelip bana "Bu dünyada en çok kimi kıskanırsın?" diye sorarsanız şüphesiz Vedat Milor derim. Bir yengeç kadını olarak hayatımın her anında kıskandığım insanlar oldu. Vedat Milor bunların sonuncusudur. En çok ve en uzun yıllar kıskandığım tek insan ise Ablam'dır. Bu dünyadaki tek görevi "mükemmel" olmak olan, tanıdığım en mükemmel insandır o. Hayatımın 18 yılını onu alt etmek, mükemmelliğine leke sürmek, kısa sürede olsa önüne geçip birincilik ipini göğüslemek için uğraştım. Tanrı bana tüm gereksiz özellikleri yükleyip zir
zop bir insan yaratırken ablama verilebilecek en iyi sıfatları vermişti. İyi evlat, çalışkan öğrenci, takdire şayan kişilik vs.

Baktım olacak gibi değil, karşısında durarak yenemiyorum rakibimi, onun safına geçtim ben de. Sinsice sızdım hayatına, en iyi arkadaşı oldum, yakınlık kurdum. Sonra bir gün uyanıp anladım ki bu kadar yılı harcamışım. En güvenilir omuz en yakınımdayken ben gidip başka omuzlar aramışım, beni en çok düşünenin sözünü tehdit gibi algılamışım.

Ablamdan boşalan kıskançlık yerini mecburen Vedat Milor'la doldurdum ben de. Duygusal şeyler yazacaktım ben aslında. Ama dedim bu benim suçum değil. Tanrı ayarlarımı yanlış yapmış, ablama verdiğinin %1'ini bana verse böyle mi olurdu? Tuna Kiremitligil gibi ağdalı ve duygu yüklü, puslu sesle okunan şeyler yazardım.


Ama ana fikri kaptınız dimi? Ablam benim canım. İyi ki var diyebildiğim nadir insanlardan. 26 yıldır benim bu hayattaki çözüm ortağım. Sen olmasan hayatımda bir amacım olmayacaktı, ona ait sıfatları kullanmadan kendimi nasıl tanımlayabilirdim, kimin kıyafetlerini kaçırıp giyerdim, mutsuzluğumu ve mutluluğumu kiminle paylaşırdım, kimin tahtını sarsmak için gece gündüz uğraşırdım. Gençliğimi harcadım ben bu uğurda :)


Ablam şimdi 30 yaşına giriyor. Bazen öyle anlar oluyor ki çok isteseniz de bazı şeyler olmuyor. En güzel gününde yanında olup ona sarılamayacağım. Onu ne kadar sevdiğimi söylemem belki bana olan kızgınlığını azaltır. İbrahim Tatlıses duygusallığına kaymayayım burda. Ama benim ablam sadece bana özel, sadece bana süper, sadece bana abla tek insan.

Canım ablam, seni çok seviyorum.


18 Temmuz 2011 Pazartesi

Düğün Dosyası Vol. I


Yıllarca "neden benim arkadaşlarım evlenmiyor lan" diye isyan ettim. İsyanımı duyan yüce rabbim bu sene beni sünnet annesi saçı ve sim içinde bıraktı. Bu kadar abarttığıma bakmayın daha 2 düğüne iştirak ettim, 3.süne de bu hafta sonu katılacağım. Ama bu kadarı bana yetti de arrtı bile. Eğer geçen sene bir kaç düğüne katılsaydım evlenmekten soğuabilirdim. Şimdi böyle söyleyince sanki geçen yıl evlenmişim gibi oldu ama yok evlenmedim. Daha bir süre de evlenmeye niyetim yok. O konu biraz uzun, neyse.

Düğünlere gidip kendi çapımda gözlemler yapıyorum, ileride evlenirsem işime yarar diye. İstedim ki bana gelen size gelsin, gözlemlerimi paylaşayım. Belki biri çıkar der ki "yazdıkların sayesinde mükemmel bir düğün oldu, ay lav yu nuran".

1. Gelinler; normalde dünya çirkini olsanız da o beyaz gelinlikle cidden güzel gözüküyorsunuz ama gereksiz kaprislerinizle de dünyanın en itici insanına dönüşüyorsunuz. Eminim ki düğüne gelen yakınlarınız sizi boğmak istiyordur.

2. Çiftler; düğünden önce 2 shot tekila ya da bir doz pasiflora alın. Gerginliğin lüzumu yok. O gün dünyaya meteor çarpmadığı sürece düğünü bozacak bir şey göremiyorum. Yok gelin çiçeğim, yok saçım, yok makyayım, yok organizasyon... Yemişim deyip geçin.

3. Mümkünse düğünden 1 gün önce bir ilk dans provası yapın, çünkü çok komik gözüküyorsunuz. Hele erkekler odundan yontma kalastan bozma gibisiniz.

4. Yemekli düğün yapmayın, içkili olsun ama yemekli olmasın. Yazık günah o iğrenç yemeklere o kadar para veriyorsunuz. Yemek parasını içkiye aktarın. "Bakiyeniz yetersizdir" diyen kentkart ablası gibi "içki limitiniz doldu" demesin garsonlar.


5. Nolur şu davul zurnaya bir son verin. 2011 yılındayız, 3g ile resmen Dünya'nın bir ucuna bağlanıyoruz ama düğünlerde hala yanık zurna sesi var. Gözünüzü seveyim yapmayın. ( eminim annemde davul zurna isteyecek benim düğünümde, fuck)

6. Çiftin arkadaşları ve akrabaları ; gelin ve damada psikolojik baskı yapmayın. Açıktan konuşmadan herkes gerdeğe gönderme yapıyor. O kadar baskı varken olmaz o iş ben size söyliyim. "Ayy yok rahatsız etmeyelim sizi yarın, malum ekikiei" gereksizliğini bırakalım.

7. Kabarık gelinlik giymeyin, tambi eziyet. Ne dans edebiliyorsun ne yürüyebiliyorsun. Dünya gibi ağırdan güneşin etrafında dönüyorsun sadece. Ya da gecenin bir vaktinde transformers gibi daha rahat bir hal alabilen bir gelinlik giyin.

8. 30 metre duvaga da gerek yok. Malum kraliyet ailesinden değilsiniz. Ayrıca tüm düğün boyunca kuyruğuna basmıyım, eteğini ezmiyim diye kaç kişi helak oluyor biliyor musunuz?

9. Takı merasimi çok gereksiz bir atraksiyon biliyorum ama masa masa gezip takı toplamak daha saçma. Düğünün yarısında gelin ve damat yok. Neden? Hasılatı topluyor. Bana saçma geliyor. Koyun bi sepet, tutun bi adam, herkes gelip oraya atsın. Siz de belediye başkan adayı gibi uzaktan el sallayıp merhaba deyin, olsun bitsin.

10. Son olarak lafı düğün fotografçılarına. Gelin ve damat zaten manyak gibiler, siz de bundan faydalanıp skimsonik fotograflar çekmeyin. Yüzük, çiçek, ayakkabı triosunu bi geçin, birbirine bakan hülyalı pozları denemeyin bile. Yazık günah bu adamlar o fotograflara yıllarca bakacaklar. Eğer benim düğünümde bu tarz bir hareket olursa ben de salaklığıma gelip o fotografa izin verirsem gelin ağzıma 45 numara ayakkabıyla vurun ki şuurum yerine gelsin.

Bu altın kurallarımı yazın bir kenara yeğen. Sonra düğün bitip aklınız başınıza gelince geç olmasın. Ben demiştim demeyi hiç sevmem :)

XoXo

Nuran The Wedding Crasher


9 Temmuz 2011 Cumartesi

KPSS Popomu Ye.

Buyuk ihtimalle daha once bu kadar alenen ve fena kufur etmedim, uyarayim istersen birak okuma.

Bu sabah ne bokuma yaradigi, neyi olctugu belli olmayan KPSS'ye girdim, beklentim yok, atanmak istemiyorum, sadece sorulari goreyim, ne yapabilirim bakayim amacliydi. Butun sikma baslilari sikma baslariyla, pardesuleriyle iceri alan OSYM benim gunes gozlugumu, anahtarimi ve kentkartimi iceri almadi.

Otobuse binmemeliyim ki kentkartim yanimda olmasin. Anahtarimi da almamaliyim her ne kadar tek basima yasasam da, bu havada Izmir'de gunes gozlugu de takmamaliyim, hele para hic tasimamaliyim.

Ama sikmabasli olsam pardesumun icine herseyi koyabilirim, cunku polisler iki yoklarmis gibi yapip ortulerinin icine bakmadan aliyor onlari. Ama ben anahtarimi yanimda iceri sokamiyorum. Anahtarim kayboluyor birine vermek zorunda kaldigim icin. Sinav boyunca aklim sadece anahtarda. Ya atanma derdim olsaydi ne olacakti?

Ama devletin umrunda mi bu. Sorulari, sifreleri verirler ama olan bizim koyun milletimize olur. Biri de sesini cikarmaz.

Tum sikmabaslara ve sokma akillara kafam girsin, hicbiri gun yuzu gormesin, Dogu gorevine gidip bir daha gelemesinlar insallah.

Soktugumun sistemi de size girsin, atayacaginiz okullar da size girsin.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Ananı Bacını...

Trafik sıkışık, bekliyorsunuz mal gibi. Sonra bakıyorsunuz emniyet şeridini kullanan ukalalar var. Onları görünce siz de size ana avrat küfür ediliyormuş gibi hissetmiyor musunuz? Ya da biri karşınıza geçmiş, uzatmış parmağını size, "saaalaaaak saaaalaaaaak" diye bağırıyormuş gibi gelmiyor mu? Bana geliyor.

Bu düşüncesizliği yapanlar için tek dileğim, öyle bir şey başlarına gelsin ki kendi ayılıklarında boğulsunlar, bugün onların tıkadığı yol onlara tıkansın ve en ihtiyaçları olduğunda o emniyet şeridi bi taraflarına girsin. Dinimiz amin.

1 Temmuz 2011 Cuma

Lazy Lazy Nora!

Cuma günü 11.30'da kalkabildiğim, 1 saat dersimin olduğu tek gün. Yani en sevdiğim gün şu an. Bu şarkıyı da seviyorum. Bugün benim gibi popo yayan varsa bu şarkıyı dinleyip yaysın. Yoksa sayılmaz.


"But I can't relate to the never ending games you play" demiş, iyi de etmiş. Bu şarkıyı çok seviyorum, istiyorum ki siz de sevin ama benim kadar sevmeyin. Benden az sevin, ama dinleyince aklınıza ben geleyim. Dolayısıyla hem şarkıyı hem beni sevin. Öperim.


30 Haziran 2011 Perşembe

Kokteyl Havasında Geçiyor Günler.

-Kokteyl falan deyince elimde içkim eller havaya gezdiğimi düşündünüz değil mi? Sağ gösterip sol vurmaktır bu. 2 haftadır oturarak yemek yediğim bir elin parmağını geçmez. 3 farklı yerde derse giriyorum, yani İzmir'in 3 farklı semtinde. 3'ünün arasında savrulurken kahvaltımı, öğle yemeğimi ve akşam yemeğimi yiyorum, yürürken. Yemek kısmı kolay ama bir kere ayran içeyim dedim o beni mahvetti. Tshirtüm restoranların menüsüne döndü.

- Benim gibi tembel bir insanın bu tempodan rahatsız olması gerekirken ilginç bir şekilde ben çok mutluyuum.

- Çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için bir adım attım, öğrencilerimden biri ses mühendisi ve bana bir şan hocası ayarlayacak. Şan derslerine başlayacağım :) Tek rakibim Ömür Gedik.

- Ders verdiğim kursun olduğu yerde minnacık bir büfe var, tam köşede. Sevgilim adamın X5'i olduğunu söylediği günden beri alışverişi kestim. Sanki her aldığım püskevitle x5'e katkıda bulunuyormuşum gibi geliyor.

- Hani bir şarkı takılır ya, kafanızda döner durur, uykuda bile. 2 gündür "a be kaynana" şarkısının esiriyim, intiharın eşiğindeyim. Şimdi bunu söyledim ya sizi de yanımda sürüklemek istediğim çok belli oldu mu?

Siz şu şarkıyı dinlerken ben de biraz uyuyayım. Uykusuzluk yüzünden dün akşam 1 bira ile yamuldum.

XoXo

Nuran The Eğitim Neferi




26 Haziran 2011 Pazar

Iyi ki Dogdum Lan!


Yaklasik 40 gun 40 gece, ulkemizde ve Turki cumhuriyetlerde kutlanan dogum gunum dun gece 00.00'da sona erdi. Dogum gunlerini cok seviyorum, beni taniyanlar bilir. Butun hafta boyunca her dogum gunum kutlandiginda "iyi ki dogdum lan" dedim kendi kendime. Cok arabesk olacak biliyorum ama, hayatima bir sekilde dahil olan, ufakta olsa parmak izini birakan, renklerime renk katan ve her zaman o renkleri canli tutan herkese cok tesekkur ediyorum. Sanal ve gercek diye ayirmiyorum hayatimdaki insanlari, hepsi benim icin ayri ozel. Sizleri seviyorum laaan.


Oh yeah!

Dun gece "fondip fondip" cigliklariyla guzellestigimiz, yanimizda olamayip canli baglanan tum arkadaslarim, cidden canimsiniz olm.

Kizmazsaniz ozel olarak hayatimda olduklari icin ozel tesekkuru hak eden bir kac insana tesekkur etmem lazim. Canim cigerim pinksatellite ve mazhar, bir de en guzel yasima girmeme sebep sevgilim :) Sizi de cok seviyorum :)

Off sacmalama sinirlarinda, duygusallik kiyilarinda geziyorum, kisa kesmek iyidir. Bu arada Mazhar hediyemi yarin istiyorum, yoksa seni parcalarim :)

22 Haziran 2011 Çarşamba

Neler Oluyor Hayatta?

Ne giyeceğim, saçımı ne yapacağım diye karalar bağladığımız Royal Wedding Saim ve Yıldız'ın düğününü geçen cuma atlattık. İlk defa yakınımdan birileri evlendi. Garip bir tecrübeydi. Düğün çok eğlenceli geçti çünkü çok fantastik bir ekiptik.

Topuklu ayakkabılar canımıza okumasa ve benim ertesi gün 9 saat dersim olmasa o gece öyle bitmezdi aslında. 8-9 saat topuk tepesinde olmak tambi eziyetmiş bilemedik. Bir de artistlik yapıp düz ayakkabı da almadım. Pinksatellite hanım converse tepesinde zıplarken ben çıplak ayak geceye devam ettim. Etrafımda evlenenlerden gördüğüm kadarıyla baya stresli bir durum hazırlık aşaması. Ama davetli olmak çok eğlenceli. Sırf o eğlence için tüm arkadaşlarımı gaza getirip sevgilisi olanları evlilik yoluna sokmak, olmayanlara da en kısa zamanda eş adayları bulmak istiyorum.


Doğru düzgün tek fotografım yok. Bir tek boydan Mazhar'la fotografım var. Elbisem Asos'tan, ayakkabılarım Ataköy, takılar Abla Bijuteri, saçımda güya bonuslu bir şeyler olacaktı ama 3 şişe spreye rağmen düştü.

Neyse bu ara evlenen varsa haber versin, doyamadım evlenenlere ben doyamadım.

15 Haziran 2011 Çarşamba

İyi ki Doğdun Mazhar!


Hayatınıza giren, kategorize edemediğiniz bazı insanlar vardır. Düz mantıkla arada kan bağı yok diye aile diyemezsiniz, ama arkadaş, dost dediğinizde de bu insana haksızlık yapıyor gibi düşünürsünüz. Bu insanların sayısı çok değildir. En azından benim için değil.

Yıl 2006. İzmir'deki üniversite öğrencilerin, kasıp kavuran bir site var. Hepimiz üyeyiz. Mazhar'la bu sitede tanıştık. Siteden 2-3 kez overdose geyik yaptığımız, milletle dalga geçtiğimiz için atıldık. O zamandan beri hayatımda bir "MAZHAR" gerçeği var. Aslında çok duygusal cümleler vardı aklımda ama söz konusu Mazhar karşim olunca pek mümkün olmuyor.



Benim onun hayatındaki varlığımdan pek memnun olamayabilir, çünkü adam gün itibariyle 28 oldu sayemde yalnız ölecek. Hiç aksatmadan yerine getirdiğim tanıştığı ve beğendiği kızları boklama görevim, Mazhar'ın huysuz ihtiyar moduyla birleşince adam "Issız Adam"'a dönüşmek üzere...

Mazhar'la sınırlarımız yoktur. Biri bizim Gtalk konuşmalarımız ele geçirirse heralde ne demek istediğimi anlar. Karşınızdaki en yakınınız ve sizin gözünüzde cinsiyetsiz bir zat ise, konuşmalar değişik bir hal alabiliyor. Sıkıntı yok ama.

Bu kadar yıl içinde tartıştınız mı derseniz eğer, tartışmak laf mı? .......... Derim :) Bir kere baya sağlam kavga ettik, geçen kıştı sanırım, ama uzun sürmedi o da. Zaten kavga etmek bizim Mazhar'la ilişkimizin en güçlü parametresidir. Ona bok atamadığım bir dünya'da benim için sevgi, barış, kardeşlik yoktur.

Velhasıl kelam, bugün hipster karşimin doğum günü. Anlayacağınız üzere bu yazı ona ithaf edilmiştir. Burası yeri değil biliyorum ama : Mazhar olm bana ne aldın?

13 Haziran 2011 Pazartesi

Nasıl Eğleniyor Muyuz?


Cuma günü öğretmenlik yaptığım anaokullarından birinin yıl sonu gösterisi vardı. Sunucu olarak da muhteşem diksiyonum ve ingilizcemden dolayı beni seçtiler. Gösterinin başlamasına yakın "çocuk olmak var" cümlesini sürekli tekrar eder oldum. Dünya umurlarında değil, ne heyecan ne stres.

Minnoş Balerinler :)

Çocuk denen varlığın dikkati en fazla 10 dk toparlanabiliyor, sonra ya sıkılıyor ya da başka şeylerle uğraşmak istiyor. Bale ve Halk Oyunları öğretmenleri bir nebze kanser oldular çocuklar yüzünden. Bu iki öğretmene bakarken kendi öğretmenliğimi de sorguladım. Mesela ben çocuklara en fazla " onu yaparsan küserim ama" diyorum. Küsmek bazen işe yarıyor, yani 2 dk küsüyorum, üzülüyorlar, ama küsüp dersi bitiriyorsam kapıdan çıkmadan unutuyorlar. Yani demek istediğim otorite konusunda pek iyi değilim. Ama diğer öğretmenlere göre beni daha çok sevdiklerini biliyorum.

Kendim de gayet geniş bir insan oldugumdan otoriter olsam ne olmasam ne diyorum, yeter ki beni sevsinler.

Neyse gösteri öğretmenlerin desteğiyle başarılı bir şekilde bitti. Ben de bir iki takılma dışında gayet iyi sundum. Sonra çocuklar velilere teslim edildi. Kulisten elinde lolipoplu 70 çocuk çıktı. Lolipopla bir çocuga herşey yaptırılabilir unutmayın :)

Küçük 5 yaş dans ederken kızlardan birinin büstiyeri göbeğine inmiş, üstsüz dans ediyordu, çok komikti. Ama onun umrunda değildi tabi :)

Bu hafta 6 yaşları mezun ediyoruz, kep atacaklar :) Gözlerimden bir damla yaş süzülebilir, emin değilim :)

Anaokulundaki yavrularımdan bu kadar bahsediyorum, çocugum olursa buraya kaka örneklerini bile koyarım, kendim de o potansiyeli görüyorum :)

9 Haziran 2011 Perşembe

Sanırım Bir Şişe Ayrana Aşık Oldum.


- Gazlı içeceklerle arası iyi olmayan bir insanım. Ama bir ayran dedi mi ben de akan sular durmak ne kelime donar kalır. Bıraksan 10 lt ayranı bir oturuşta içebilirim, öyle de öküz bir insanım. Sonrada döne döne uyurum. Oh mis.

- Haftaya bir düğüne iştirak edeceğim. Allahım evlenmek zormuş ama düğüne gitmek daha da zormuş. Yok ayakkabısı, yok takısı. 1 haftadır güzel bir bronzer arıyorum. Elbisem Cengiz Abazoğlu'nun deyimiyle streplez mini bir elbise. Dekoltenin bronz olmasını ve parlamasını istiyorum. Ama düzgün bir bronzer bulamadım. Rimmel Sunshimmer isimli bir bronzer serisi çıkarmış, Watsons'a gidince bakıcam, ama varsa bir öneriniz bana yardım edin, bir el atın, ha benim minnoşlarıma.

- Elbisem demişken, elbisemin 2 bedenini aldım, 10 bedenini giyersem gece boyunca taze gelin gibi süzülmem, hiç bir şey yiyip içmemem lazım. 12 bedenini giyersem sabah 8de kalkıp yemek yemeye başlamam, hatta güneş altında yiyip iyice şişmem lazım. Çok zor durumdayım.

- Terziye götür daralttır diyecek olanlarınız çıkacak hissediyorum, bu terzi milleti de kuaförlerden hallice bence. Adama daraltalım diyorsun kısaltıyor, paçaları yapalım diyorsun belini daraltıyor. O yüzden güvenmiyorum hiç terzilere.

- Kuaför demişken düğünün bir de kuaför boyutu var, hala saç modelime karar vermedim, benim karar vermemden daha önemli olan kısmı kuaförün buna onay vermesi. Begüm topuz yapıp yanlardan kıvırcık tutamlar bırakırsa davasını yapmayacağız, simi atıcaz topuza.

- Yarın anaokulunun sene sonu gösterisi var, sunucu olarak kimi seçtiler bilin bakalım? Tabi ki beni. Bir gazla "olur" dedim ama her an montla sıçabilirim.

- Bugün benim minnoşlara Alvin and Chipmunks filminin soundtracklerini indirdim. İşe gitmeden giyinirken bir bakayım neler var diye attım tüm albümü player'a. Nasıl bir kafa yaşadım anlatamam, huşu içindeyim o saat bu saat.

- Bugün otobüste şortu içine ince çorap giymiş kızlar gördüm. İzmir afedersiniz şey gibi yanıyor, o çorap ne kızım mal mısın? diyesim geldi, ama demedim, sürekli kızın çorabına baktım. Büyük ihtimal kız bacaklarına bakıyorum zannetti ama odun gibi bacakların nesine bakayım dimi ama?

-Bu arada doğum günüme 16 gün kaldı, hala bana ne alacağınızı düşünmediyseniz acele edin derim.

- Ekikihkikhi diye güldüm ben buna bugün, midyat seyfo siz de gülün.



XoXo

Nuran The Domgünü Kekosu

8 Haziran 2011 Çarşamba

Hafızam Nanik Yapıyor.


Tam bir şeyler yazayım diye yeni sayfa açtım, o ara çağrı aradı, aklımdaki her şey püfff. Kısa süreli hafızam mavi ekran veriyor çok fena. Mesela birine mesaj atıyorum, 2 dk sonra o kişiden mesaj geliyor, aaaa bilmemkim mesaj atmış deyip mesajı açıyorum, benim attıgıma cevap verdiğini o an anlıyorum.
Çok şeyi aklımda tutmak isterken hiç bir şeyi aklımda tutamıyorum. Neyse çokta önemli değil. İzmir'in kavurucu sıcakları başladı, belki merak edersiniz. yanıyoruz reis cCc.


31 Mayıs 2011 Salı

Waiting Sucks

- 26 Haziran'da True Blood 4. sezon başlıyor, çok heyecanlıyım. Eric bebeğimsin.

- Bilinçaltı çok fena bi'şey gerçekten. Bilinçaltının nelere kadir olduğunu gördükçe gözümde Freud'un değeri daha da artıyor. Saçma sapan anlık bir şey düşünüyorsun, bilinçaltı onun bir parçasını alıyor ve rüyanda kullanıyor, ama çok saçma oluyor. Mesela birini düşündüm, havuza gidiyor diye, havuzda biliyorsunuz ki (Ege Havuzu) slip mayo şart, içimden olm sliple ne komik olur diye geçirdim, dün akşam rüyamda aynı kişiyi görüyorum slip mayoyla, evimizin bahçesinde güreş müsabakası varmış ona katılıyormuş, ne dersin buna şimdi?

- Düşündüm ki kadınlar ayrılıklardan sonra düzenlerini tamamen değiştiriyorlar, eski sevgiliye ait anıları yapabiliyorlarsa tamamen rafa kaldırıyorlar, ama erkekler öyle değil. Onlar düzene aynen devam ediyorlar, sadece başroller değişiyor. Bu genellemeyi 2 erkeği inceleyerek bulmamda benim sığlığımdan olabilir, ama bence böyle.

- Okulum bitti, haftasonlarım boş artık, nasıl keyfim yerinde anlatamam.

- Bu arada insanların denyolukları hala beni sinir edebiliyor. Yaş kemale erince denyolugun azalması gerekirken benim etrafımdaki oranı artıyor. Ama bendeki denyoluk azaldıkça ve sakinlik arttıkça "minare-dünya" mottosunu başarıyla gerçekleştirebiliyorum, ama yinede kısa bir süre sinir oluyorum.


- 1 sene eğitim sistemi ile ilgili çeşitli dersler alıp hala Talim Terbiye Kurulu napar, Milli Eğitim Şurası ne işe yarar bilmiyorsam hatta sınıfça bilmiyorsak bu eğitim sisteminin suçu. Geçen sınavda doğru yaptığım soruyu bu sınavda yanlış yaptım. Ayrıca biri bana söylesin Talim Terbiye Kurulu ne tırt bir isimdir!

- Facebookta herkes kedi fotografları ve videoları paylaşıyor, hem de hiç tahmin etmeyeceğim adamlar. Kedileri pek sevmediğimi herkes bilir, ama bu aralar cidden hepsine uyuz oluyorum. İnsanların gördüğü benim göremediğim ne var şu kedilerde anlamadım. Şimdi kedi severler panter emel gibi üzerime atlayacak ama sevmiyorum kedileri yapacak bir şey yok.

- Neyse minnoşlarım, boşverin bunları da sinerji oluşturun yaz gelsin. Dün izmir'de güneşli havada gök gürledi, yer küre noluyor g.tün başın oynuyor diye boşuna demiyoruz.

- Son olarak pazar günü outlet vari biyere gittik, Tolga, Çağlar ve ben. Bir sepetin içinde renkli renkli şeyler vardı. Ben de içini talan ederek kendime üzerinde astronotların olduğu renkli çok saykedelik bi tayt buldum. Ama bedeni kaç bulamadım. Tezgahtaki adama "bunda beden yazmıyor mu bulamadım" dedim, adam " yazıyor, 9" dedi, ben de "ee peki 9 beden neye tekabül ediyor" dedim, ama "o beden değil yaş dedi", "ee peki bana olur mu" dedim, "olur olur zaten evde falan giyersiniz" dedi. "Dedim gardaşş, gardaş dedim yok evde giymeyeceğim dışarıda giyeceğim", "vaaay" dedi adam, "neden" dedim, "çok marjinal" dedi. Çok denyosun demesinden iyiydi zira mazhar denyomusun kızım bu tayt ne dedi, sevgilim Peg Bundy'e benzemişsin dedi. O yüzden adamın " marjinal" demesi çok hoşuma gitti.

- Son demiştim ama bu cidden son bak. Metrodayız, pazar günü, Bornova'ya dönüyoruz. Karşımızda bir eleman oturuyor, kolunda joker dövmesi var, kocaman, kolunu kaplamış, altında "Canım Anam" yazıyor. WTF? Onu siz düşünün artık.

XoXo

Nuran The Canım Anam

29 Mayıs 2011 Pazar

Hello Kitty Partisi


Bir gün politikaya atılmaya (atıl kurt!) karar verirsem kesinlikle partimin adı "Hello Kitty Partisi" olacak. Hangi blogu açsam karşıma Hello Kitty çıkıyor. Bu kadar seveni varsa benim bu partiyle tek başıma iktidar olma ihtimalim %100. Parti merkezini Hello Kitty'li mobilyalarla döşerim, ben hello Kitty'li etek döpiyesler giyerim. Her yer pembe, her yer kitty. Barış, kardeşlik (gardaş dedimm!), huzur ne ararsan Hello Kitty Partisinde olur. Bunu ciddi ciddi düşünüyorum. Bu seçimi kaçırdım ama bir dahaki seçimlere bekleyin beni Hello Kitty severler. Öperim.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

I Want Them Dead


Sabah okula gitmeden bloglara bir göz atayım dedim, Canım The New Mommy Banyosuyu aşağıdaki görseli paylaşmış.




Hello Kitty'den daha vahim olan bir şey var, Hello Kitty gibi insanlar. Herkese "aşkım, bebeĞim, ÇiçeĞim" diye seslenen insanlar. Bu insanlar benim ömrümü yiyor. Yapmayın etmeyin, insanların hayat enerjisini emmeyin.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Bu İş De Tamam.

Bugün 3 ay boyunca staja gitmem gereken ama benim gitmediğim ilköğretim okuluna gittim. Neyse ki hiç gitmedim demem. İki tane form vardı doldurulması gereken, yani staj hocamızın doldurması gereken. Siz doldurun dedi. 3 şık var, eksiği var, kabul edilebilir ve Awesome diye. Utanmadan hepsini Awesome yaptım ve hoca imzaladı. Staj notumu da 100 verdi. Resmen göbecikler attım Buca dağlarında. Bu işte böylece bitmiş oldu. Seniz özlicem BUCA.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Rüya

Dün gece rüyamda annemin öldüğünü gördüm, daha doğrusu birileri bana annemin öldüğünü söylediler. Rüyam boyunca ağladım. Bir rüyanın saniyeler sürdüğünü düşünürsek bir kaç saniye ağlamışımdır toplamda. Ama uyandığımda o kadar yorgun, o kadar mutsuzdum ki hemen annemi aradım. Sesini iyi duyunca içim nasıl rahatladı anlatamam. Düşünmesi, rüyası bile insanı mahvediyor.

Bu arada gariptir ama rüya gördüğüm zamanlar sabahları uyanamam. Bildiğin bütün gece koşturmuş gibi yorgun olurum, yatağa beni mıhlarlar resmen. Bu da benimle alakalı saçma bir ayrıntıdır.

17 Mayıs 2011 Salı

Şimdi Bu Modemler Nereye Girsin?

15 Mayıs Pazar günü hepinizin bildiği üzere bir çok şehirde eş zamanlı olarak "İnternetime Dokunma" yürüyüşleri yapıldı. O gün duyarsız kalmayıp gelen herkes beni o kadar çok mutlu etti ki anlatamam. İstanbul kadar kalabalık değildik ama az da sayılm
azdık. İnci sözlük, Ekşi Sözlük, Tabipler Odası, Linux Kullanıcıları Derneği, çok emin olmamakla birlikle Gay/Lezbiyen toplulukları oradaydı.

Herkes yaratıcı sloganlarla dövizlerini hazırlayıp gelmişti. 50-60 yaşındaki teyzeler/amcalar beni en çokm gülümseten kitleydi diyebilirim. Aktif olarak internet kullanıcısı bile olmayabilirler ama destek vermek için oradaydılar.

İzmirli Bloggerlar olarak ben, pinosh ve pinksatellite beraberdik
:) Sıcağa rağmen, ellerimiz patlayana kadar alkışladık ve sorduk " bu modem nereye girsin şimdi?". Gerisi fotoroman...


14 Mayıs 2011 Cumartesi

15. Ege Üniversitesi Tiyatro Festivali

15. Ege Üniversitiesi Tiyatro Festival'i geçtiğimiz çarşamba günü Shakespeare'in Macbeth oyunuyla perdelerini açtı. Çeşitli üniversitelerin tiyatro kulüplerinin oynadığı oyunlardan oluşan festivale girişler ücretsiz. Fakat yogun ilgi ve oyunların oynandığı mekanın küçük olması nedeniyle oyunlara erken gitmenizde fayda var diyorum. Tiyatro festivalinin programına http://www.eutt.org/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Sizin için daha ne yapıyım minnoşlar :)

İnternetime DOKUNMA!


Biliyorsunuz ama ben yine de hatırlatmak istedim, yarın yani 15 Mayıs Pazar saat 14.00'da Tüm Türkiye'de İnternetime DOKUNMA yürüyüşü var. İzmir ayağı yarın Sevinç Pastanesi'nin önünden başlayacak. Birilerinin elimizdekileri teker teker alışına seyirci kalmayın, gelin sesimiz daha çok çıksın.

10 Mayıs 2011 Salı

Uyku, Biraz Daha Uyku


- Geçen haftadan beri bana bir şeyler oldu. Sürekli uyumak istiyorum. Popomu yatağımdan ayırmak eziyet gibi geliyor. Bıraksalar beni 3 gün 3 gece uyusam ne güzel olur. Pinksatellite işe bir anne yorumu getirdi : "çeçe sineği ısırmış seni". Çeçe midir gece midir bilmiyorum ama uykulara doyamıyorum.

- Bu arada hızıma yetişemiyorsunuz ama ben işi bıraktım :) Anında bir ters U dönüş ile öğretmenliğe geri döndüm. Miniklere bir de yetişkin sınıfı ekledim. O kadar mutluyum ki anlatamam. Sanırım yapmam gereken mesleği buldum. Hem boş vaktim de çok oluyor, hem de çok eğleniyorum.

- Bugün bir dil okulunda demo KPDS dersi anlatıcam. Dersini anlatmak KPDS'den çok daha zormuş bence. Çok büyük bir hazırlıkta yapamadım uyumaktan. Bissssss deyip sınıfa sağ ayakla giricem, tek ümidim bu.

- Hani bizim pazar kekoları diye bir etkinliğimiz vardı hatırladınız mı? Bilmeyenlere info niteliğinde bir kısım bilgi için Tık tık Biz bu pazar pazar kekolarını yine geri döndürdük. Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinin çimlerinde voleybol oynadık. Ondan sonra da bilmeyeni döveceğim en sevdiğimiz bar olan Bira'zzda garage sale'a katıldık.

- İzmir'de yapılıyor mu bu garage sale bilmiyorum, ben ilk defa duydum ve katıldım. Organizasyonu bir arkadaşımız yaptı. Pazar sıkıcılığını biralarımızı yudumlayarak attık ve düşeş şeyler aldık. En kısa zamanda daha büyük bir organizasyon yapmayı planlıyoruz. Buradan da duyururum, alın verin ekonomiye can verin :)

- Garage Sale'ın maskotu benim deli sevgilim oldu. İnceden "savaşa hayır" mesajı da veriyor :)


- Ben de satıştan payıma düşeni aldım, aşağıda sevgilimin üzerinde gördüğünüz hiç giyilmemiş, stradivarius deri ceketi aldım :)



- Deli demişken Kanal d'de "Şanslı Masa" diye bir program başlamış. Birini seçiyorlar, kulaklıktan komut veriyorlar, o da yapıyor, her dediklerini yaparsa en son 5000 TL alıyor falan. Timurla izliyoruz. Eleman saçmalıyor, kız arkadaşı kızıyor falan. Ben dedim ki sen böyle şeyler yapsan ben hiç yadırgamam, kolayca kazanırız 5000 TL'yi. Timur da "ben bunları normalde parasız yapıyorum zaten, 5000 TL için yapmam, bana anca 20.000 TL vermeleri lazım" dedi. "Haklısın" diyebildim sadece :)