30 Ocak 2009 Cuma

Erdoğan Peres'i Siniriyle Döver.

Şok... Flaş...
Erdoğan sık sık sinirli mizacı yüzünden eleştirilmiştir. Hatta Türk-Amerkan İlişkileri dersinde Murat Hoca Adnan Menderes'ten sonra en tahammülsüz 2. başbakan kendisinin olduğunu söylemişti.
Adnan Menderes hakkında bir yorum yapamam, ölünün arkasından konuşmak ayıp olur ama Erdoğan'ın tahammülsüz olduğu her hafta mizah dergilerine, gazetelere açtığı onlarca davadan belli oluyor.
Sinirli ve patavatsız bir yapısı var Erdoğan'ın. Hiç çekinmeden insanlarla Kasımpaşa ağzıyla konuşabiliyor. "Ananı da al git" hepimizin bildiği bir replik mesela.
Bunun bir oy toplama taktiği olduğunu konuşmuştuk yine Murat Hoca'yla. Bizlere "bende sizin gibiyim, halktan biriyim" imajını veriyor, tıpkı Bush'un Kovboy mitini kullandığı gibi.
Neyse efendim konumuz Erdoğan'ın Peres'i siniriyle dövmesi.

Bir panelde 25 dakika savaşı öven Peres'e ve Erdoğan'ın konuşmasını engellemeye çalışan moderatöre kızan Erdoğan kaliteli çizgisinden kaymış ve olanlar olmuş. Erdoğan'ın söyledikleri ise:


"Sesin çok yüksek çıkıyor. Benden yaşlısın biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. Ülkenizde başbakanlık yapmış 2 kişinin bana çok önemli lafları vardır. Filistin'e, tankların üstünde girdiği zaman, 'kendimi bir başka mutlu addediyorum' diyen başbakanlarınız var. Tankların üzerine çıkıp da 'Filistin'e girince mutlu oluyorum' diyen başbakanlarınız var. Ve bana sayılar veriyorsunuz. İsmini de veririm, belki merak edenleriniz vardır." 1

Bu sert açıklamadan sonra salonu terk eden Erdoğan Türkiye'de alkışlarla karşılanmış.
Haketmiş mi bu alkışları? Bence etmiş. Nedendir peki? Bildiğiniz üzere Erdoğan'ın yalaka bir yapısı vardır, ne şiş yansın ne kebap der, pek sesini soluğunu çıkarmaz. Biriken sinirini de işçiden, gazeteciden, halktan, çizerlerden çıkarır. Tarihte ilk defa sinirini doğru bir yere kanalize etmiş bulunmakta.

Burdan kendisini alkışlıyorum. Gazze'de yaşanan katliamı öven ve marifet gibi anlatan Peres bunu çoktan hak etmişti. Erdoğan aklıma gelen ve bunu yapacak son kişiydi. Şaşkınım. Tabi bu olay ne gibi bir gelişmeye gebe olacak orası muamma.

Son olarak Erdoğan'a bir şey daha söylemek isterim:

Durmak yok yola devam : )

1 http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10886978.asp?gid=229

29 Ocak 2009 Perşembe

August Rush (2007)


Bazı filmler vardır ağzınızda bir tabaka çikolatayla aynı tadı bırakır, ruhunuzu okşar, tüm kaslarınızı gevşetir. August Rush bende aynen bu etkiyi bıraktı. Yatmadan önce izlenebilecek filmler arasında yerini aldı hemen. Huzurlu bir uykuya sebep oluyor çünkü.
Freddie Highmore ( August Rush), Jonathan Rhys Meyers
( Louis Connely) ve Keri Russell ( Lyla Novacek)'in başrollerini paylaştığı, müziğe doyacağınız bir film.
Konusu şöyle ki: Doğuştan yetenekli August'un müziği dinleyerek anne-babasını bulacağına inanmasını anlatıyor.
Anne cellocu ( ne denir ki buna) baba bir rock grubunda solist olunca insanın doğuştan yetenekli olması kaçınılmaz sanırım.
August Rush'ı oynayan çocuğa bayıldım, o kadar doğaldı ki, her gözünden yaş süzüldüğünde benimde gözlerim doldu. Film tam bir müzik festivali. Yolda yürürken kulağımıza çalınan şehrin gürültüsünün bile huzurlu bir şarkıya dönüştüğünüzü görüyorsunuz.

Filme turuncu saçlarıyla Robin Williams renk katıyor. Kendisi bizim Türk filmlerindeki Erol Taş görevinde. Etrafında sokaklarda şarkı-türkü çalıp para kazanmasını istediği bir sürü çocuk var. Filmdeki 2 zenci küçük çocugun sesi süper bu arada. Ama anladığım bir şey var zenci aksanını alt yazı olmadan asla çözemem.



Kulaklarımızın pası silindiği gibi gözlerimizin de pası siliniyor film boyunca. Jonathan Rhys Meyers tüm görkemiyle her kareyi süslüyor ki ben sarışın-mevi gözlü adamlardan haz etmem. Ama bu adam nasıl bir yaratıktır, ne şartlarda üretilmiştir, merak etmiyorum değil. Keri Russell'ı da es geçmemek gerek tabi ki. Kadın çok doğal ve güzel.


"An incredible journey moving at the speed of sound"

Demişler film için. Bu söz filmi tam anlamıyla anlatıyor. İzleyin derim ben.












28 Ocak 2009 Çarşamba

Höst

Hacı naptın sen ya? diyebildim sadece 5 sezonun ilk bölümünü izlediğim de. Nasıl bir kendini bilmezlik, nasıl bir entrikaya boğulma, sırlarla güreşme, merakla fingirdeşme isteğidir senin ki.
Ne olacak şimdi ha? Nereye kadar gidecek bu etrafa saçıp toparlayamama durumu.
İnsan gibi yazsan olmuyor mu yani?


Bunlar Ada'ya düşse, 3-5 ay sonra gelse birileri kurtarsa, Kate ve Jack Ada'da sokak düğünü ile evlense, Sayid hacıya gitse, Hurley akapunktur ile zayıflasa, Desmond İzmir'e taşınıp önüne gelene "birader" dese, Locke "Büyük Kedi'nin Günlüğünde" işe alınsa, Sawyer'da Türkiye'ye gelse, kadının biri ona "I want you to fuck me "dese. Ya da demese bununda losttan farkı kalmaz : )

Dizi böyle olur bebeğim, nedir o ölüler geliyor, ada gidiyor. Akıl karı mı bu yaptığınız? Adam gibi çekin şu diziyi.

Yoksa Salarım Tatar Ramazanı oraya, sonunuz olur:

26 Ocak 2009 Pazartesi

Süpermen Değil İnsan Olmak

Hayatım boyunca kimseden Süpermen olmasını beklemedim, tek beklediğim süpersiz sadece adam olmasıydı. Uçmasına gerek yok, kötülerle savaşmasına ya da birilerine kurtarmasına da. Sadece adam olsun, bazı değerlere saygı göstersin yeter. İnsanlar ve durumlar arasındaki ayrımı yapabilsin. Değer veriliyorsa kıymetini bilsin. En önemlisi de nerde, ne zaman, ne konuşacağını bilsin, bilmiyorsa susmasını bilsin.
Eğer hayatınızda bu tarz bir insan varsa ve hem süpermen olmaya hem de adam olmaya çok uzaksa, tek yapmanız gereken "delete" tuşuna hafifçe dokunmak ve sonuç :

20 Ocak 2009 Salı

Bir Yemin Etttim ki Dönemem

Kayahan eşliğinde edilen bir askerlik yemini düşünün. Askerler şu pozisyonda bekliyorlar. Komutan vermiş komutu, mum olmuş tüm askerler. O kadar hazır ollar ki kaslar bile titremiyor. Yanda da şu pozisyonda Kayahan'ı düşünün. Komutan "rahat" diyor önce, askerler bir rahatlıyor. Ama arkadan o ölüm sessizliğini getiren komut geliyor, "Hazır Ol". Mum oluyorlar anında. Ve "Yemin Pozisyonu Al" dendiği an hepsi bir birlerine sarılıyor, sola doğru hafif eğimi veriyorlar. Hep bir ağızdan başlıyor yemin marşı: " Bir yemin ettim ki dönemem" Askerler sağa sola sallanıyorlar yemin bitene kadar, Kayahan Gitarıyla bu koskoca orduyu yönetiyor, ama o kadar usta ki sanki bu işi defalarca yapmış. Yemin bitiyor ve askerler tekrar rahatlıyorlar. Tören önce Sancak'ın arkasından Kayahan'ın alandan çıkarılmasıyka son buluyor. Düşünün önde Sancak saygıyla tören alanında çıkarılıyor, askerlerin omuzlarında: Arkadan da aynı pozisyonda Kayahan gidiyor. Tören alanında bir hüzün. Bir damla göz yaşı dökülüyor askerlerin gözlerinden.


Efendim tabi bunların hepsi benim hayalgücüm. Asker yarim yeminini etti, Adana'nın isot kokulu havasında kayboldu bile.

Elimizde kalan mozaikli bir fotograftan başkası değil ki.


Not: Fotograf size mozaikli bana değil.

15 Ocak 2009 Perşembe

Fotoğraf Sanatı Hakkında Bilinmeyenler

Şimdilik kısa olan fotoğrafçılık geçmişimde öğrendiğim bir kaç şey oldu. Bunları siz sevenlerimle paylaşmaktan onur duyarım elbette. Benimde şu sanata bir katkım olmasın mı? Eğer bir gün iyi bir fotoğrafçı olmak istiyorsanız atlamanız gereken bazı haşin aşamalar var. Dirayet, azim, istek.. Bunlar tabi ki en kolay kısmı. Dersimiz başlıyor.
Ders 1: Aynadan kendi fotoğrafını çekmek : Fotoğrafçılığa başlarken olmasa olmazlardandır. Aynada kendi görüntünü çekmek -elinde fotograf makinesi şart- bu işin bismillahıdır. Bu kısmı tamamsa ders 2'ye gönül rahatlığı ile atlayabilirsin. Daha iyi anlaşılması için bknz: şekil a



Ders 2: Kedi Fotografı Çekmek: Eline fotograf makinesini alan ve engellenemez yaratıcılığı ile yollara düşen fotografçının aşması gereken 2. aşama kedi fotografıdır. İlkine göre daha zor bir aşamadır. Önce fotograflanacak bir adet kedi gerekmektedir. Renk, cins, ırk farketmez. Önemli olan fotojenik olmasıdır. Tüm ayarlar yapıldıktan sonra hızlı bir enstantene ile kediyi yakalamak gerekir ki harekette netsizlik olmasın fotografımızda. Ama bu teknik kısımları işin çerezidir. Yapmanız gereken tek şey fotograf makinenizin kedi ayarını kullanmaktır. Daha iyi anlamak için bknz: şekil b


Ders 3 : Yaşlı Amca Fotografı çekmek: 3. Aşama diğer aşamalara göre biraz daha zordur. İşin hem tekniği hemde yaratıcılığı sizi aşabilir, donunda sallayabilir. Takdir edersiniz ki boş oturan, yüzündeki çizgiler yaşadığı zorlukları anlatan tonton bir yaşlı amca bulmak kedi bulmaktan cok daha zordur. Bunu bulmak günlerinizi hatta aylarınızı alabilir ama eğer bu işe baş koyduysanız peşini bırakmayın derim. Bulduğunuz anda da ayarlaması kedi ayarına göre biraz daha zor olan yaşlı amca ayarına getirip bu kareyi ölümsüzleştirin. Daha iyi anlamak için bknz: şekil c


Ders 4 : Hüzünlü ama Afacan Çocuk Fotografı Çekmek: Eğer hala okumaya devam ediyorsanız ve tüm bu zor aşamaları atladıysanız hemen abidik gubidik sevinmeyin. En zor kısmını sona saklamıştık. Dünya'da sadece 3-5 adet bulunan hüzünlü ama afacan fotografı çekmek dünya'nın en zor işidir. Bulabilmek için bir çok şeyi feda etmek gerekir. Bu sanata baş koyan nice yiğit fotografçı bu uğurda heba olmuştur. Bulabilen ve fotograflayan sayılı fotografçı ise artık bu dünyada değildir. Ama ümitsizliğe kapılmayın eğer iyi bir fotografçı olabilirseniz bir gün o hüzünlü ama afacan çocuğu görebilirsiniz. Bulduğunuz an yapamnız gereken kedi ve yaşlı amca ayarlarını birleştirip hüzünlü ama afacan çocuk ayarını bulmak ve o anı kayıtlara geçirmektir. Daha iyi anlamak için bknz: şekil d


(fofofotoograafta şüşükellaaymış haa)

Tüm bu dersleri geçen cabbar fotografçıların yapması gereken tek şey kalmıştır. Bu işin balını kaymağını yemek, çektikleri fotograflarla karşı cinsi hatta cok zorlayıp kendi cinsini baştan çıkarmaktır. Tüm bu bal-kaymak işlerinden sonra yapacakları şey-her çıkışın bir inişi vardır- gelip benden sertifikalarını almaktır. Ben ve anti-klişe ekibim fotografladığımız eşeği suya yollayıp kendilerini sebbaha gadar dövmek için burada olacağız.

Sevgiyle Kalın Tüm fotograf sevenler...

13 Ocak 2009 Salı

Nazlı Yarim Haber Salmış

Var mısın Yok musun'da son 2 kutuya 150 ve 500 bin YTl sokmuş gibi heyecanlıyım. Çok az kaldı, o kadar az ki, bildiğin bizim ofisten çamkıran durağına kadar. Kalan zamanda burdan Alsancak'a kadardır herhalde.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Yamalı Kadife Ceket

Aklıma engellenemez şekilde Erdem geldi ve gülümsedim.

(şaka lan şaka gülmekten yarıldım burda)