31 Aralık 2013 Salı

Any Day Now!

2013'ü çok güzel bir film izleyerek uğurluyorum, akşam evdeyseniz izleyin derim. Tabi bu akşam hüzünlü bir film izlemek istiyorsanız. Sevdiklerinizin hep yanınızda olduğu, din, dil, ırk gözetmeden herkesi sevebileceğiniz, karşınızdakinin "insan" olduğunu unutmayacağınız bir yıl olsun.

29 Aralık 2013 Pazar

Alçı Günlüğü Vol. III

Alçı günlüğümüzde 3 haftayı geride bıraktık, sanırım haftaya bugün heyecandan uyuyamıyor olacağım. Pazartesi günü alçıyı çıkaracak doktor. Ama bugün eve gelen 2 ayağını kırmış zat moralimi bozdu. Asıl sıkıntı alçı çıktıktan sonra başlayacak diye. Neyse başa geldi, çekilecek.

Bu hafta Tim izin aldı bana bakmak için. Ve beni dışarı çıkardı günler sonra ( burada kendimden köpek gibi bahsetmem hiç hoş olmadı). Ayağım kırılmadan önceki hafta kendi kendime şöyle bir plan yapmıştım. Perşembe öğleden sonra yarım günüm. O gün Forum Bornova'ya gidip, bir sonraki gün gösterime giren Hobbit için bilet alıp, Tim'e sürpriz yapacaktım. Diğer bir çok planım gibi bu da güme gitti tabi. Hobbit'e bu hafta gidebildik anca. Ama ne Hobbitmiş arkadaş. Tim filmi HFR izlemek istedi. Ve az kalsın bir film izleyeceğiz diye tüm bileziklerimi ve bireysel emekliliğimi bozduracaktım. OHAYUHHATTADAHANELER diyorum. 2 sinema biletine tamı tamına 45 tl verdik. O nedir arkadaş ya? Sonra sinemacılar ağlıyorlar sinemaya gitmiyor kimse diye. Nasıl gitsinler ki. Hangi insan evladı her hafta 45 tl verebilir sinemaya. Napalım kocamızla dönüşümlü mü gidelim? Sanatı ve sanatçıyı destekleyelim diyoruz, ama siz hiç yardımcı olmuyorsunuz bize. Tek taraflı mı aşkımız? Neyse HFR gerçekten iyiymiş. O yüzden çok içimize oturmadı.

O gün sinemada yanımda bir aile oturuyordu. Aile demeyeyim de şöyle tarif edeyim. Anne, baba ve 2 tane kurabiye canavarı. Çocukların ellerinde birer tane mısır sepeti - sepet diyorum çünkü bizim evdeki kirli sepetimiz daha küçük o mısır kaplarından - bildiğin kurabiye canavarı gibi mısır yediler. Aynen şöyleydi tipler ====>


 Film bitip Cast akmaya başladığında tam 4 tane temizlik elemanı girdi içeri, hesap edin siz sinemanın halini. Çocukları pataklayacaktım ama aklıma mesleğim geldi. Bildiğin sinemaya kıyameti getirdiler minik öküzler.

Okuyacağım dediğim Bir Psikiyatristin Gizli Defteri'ni bitirdim, çok çığır açmadı hayatımda. Boş vakit dolduracak kitaplardan biri. Şu an Canan Tan'ın "En Son Yürekler Ölür" kitabına başlayacağım. Bu kitabı öğretmen arkadaşlarım almışlar, yanına bir dartla beraber. Dartı Tim kaldırdı, hayati tehlikesi olduğu için. Kitap bitince fikrimi yine paylaşırım.

Bu yazıyı yazdıktan sonra yarım bıraktığım The Divide filmini bitirmeye çalışacağım bakalım. Onunda yorumunu başka bir günlükte yaparım.

Ben film izlerken siz de son günlerdeki en sevdiğim şarkıyı dinleyin, dans edin azıcık, ben edemiyorum çünkü.


22 Aralık 2013 Pazar

Alçı Günlüğü Vol. II

Dün itibariyle alçılı hayatımın 2 haftasını geride bıraktım. İlk defa dışarı çıktım. Sanki 10 yıldır hapisteymişim gibi yazdım ama 2 hafta bana 10 yıl gibi geldi. Neyse efenim, alçımız var diye boş durmuyoruz, okuyoruz, izliyoruz. 

Dün izlediğim filmi yine şiddete karşı olmama rağmen şiddetle tavsiye edeceğim. Filmin adı "Side Effects". İngilizce bilmeyen izleyicilerimiz için bayandan, az kullanılmış çevirisi geliyor " Yan Etkiler". Film adından da anlaşılacağı üzerine ilaç sektörüyle ilgili. Ama azıcık gizemli. İzleyin görün efenim. Filmde Jude Law başrolde, yanında tatlı olarak Catherine Zeta Jones var, ama bayatlamaya başlamış bir tatlı. (kıskanmak, daha çok kıskanmak). Filmde Jude Law bir psikiyatrı canlandırıyor. Bir konuşmada biri Jude Law'a "Dunham'da okudun, peki neden Amerika'da çalışıyorsun" diye soruyor. Peki Jude Law durur mu? Yapıştırıyor cevabı. "Benim geldiğim yerde insanlar psikiyatra gittiğinde "hasta" olarak adlandırılır, ama burada insanlar "iyileşme sürecinde" diye adlandırılıyor" deyip, topu ağlara gönderiyor. Bence izleseniz seversiniz.

Bu günlüğün diğer bir konusu ne kitap, ne film, bir mekan. Bornova'da 3-4 ay önce açılan, bizim 2 ay önce keşfettiğimiz bir yer. Villa LEVANTE. Eski bir köşkü restore ederek butik otel ve şarap mahzenine çevirmişler. Şarap seven arkadaşlarım şaraplarına bayıldı. Ben sevmediğim için bana en ucuzu da en pahalısı da kötü geldi. Pahalı demişken öyle pahalı değil. En pahalı şarabının şişesi 52 tl. Yanında çok güzel atıştırmalıklar var. Hizmet benim için önemli diyorsanız, servis yapan insanlardan işletmecisine kadar herkes çok kibar. Ön bahçesi hava güzelken oturulabilecek bir yer, kocaman ağaçlar altında. Arkada ise bir kış bahçesi var, çok şık ve sıcak bir yer. Şarap seviyorsanız gidin, deneyin bence. Dün akşam gittiğimizde kapıda bizi karşılayan görevli bana " en son gördüğümde iyiydiniz, ne oldu size" dedi, en son gördüklerinde Timur'u eşek arısı sokmuştu :) Uzun lafın kestirme hali, güzel yer, servis güzel, şaraplar güzel, daha ne duruyorsunuz?

Sözlerime son verirken size çok yeni keşfimle başbaşa bırakıyorum ( Merhaba, ben pop saati'nin sunucusuyum) Bir kaç yaz öncesinde müzik listelerini epey meşgul eden Alors on Dance'ı söyleyen eleman, ben bu şarkısını da klibini de çok sevdim, siz de sevin. 

Kırarım boynuzunuzu iblisler.


19 Aralık 2013 Perşembe

Alçı Günlüğü Vol. I

Cumartesi günü ayağım alçıya alınalı 15 gün olacak. Daha bir 15 günüm daha var. Bütün gün ayağını kalp seviyesinin üzerinde tutarak oturmak çok sıkıcı. Ayy kıymetini bil diyenler var, kıymetli bir durum değil, inanın. Neler yapıyorum peki? Bir kere dizi siteleri kapandığı için tambi televizyon bağımlısı oldum. Her gün aynı programlar. Hayatım aynı karenin tekrarı gibi 15 gündür. Bu boş vaktin yanında kitap okuyorum, hem de çılgınlar gibi. Hazır 2 kitap bitirmişken onlardan bahsedeyim dedim ben de. 

İlk kitap Zülfü Livaneli'nin Kardeşimin Hikayesiydi. Geçen yıl ilk defa bir Livaneli kitabı okumuştum;  Serenad. Nasıl etkilemişti kitap beni anlatamam. Hitler dönemi'nden günümüze gelen bir hikayeydi. Yahudi katlıamı zamanı yaşananlar, o insanlık ayıbı beni çok etkiliyor. Livaneli'nin yeni kitabının çıktığını duyunca aklıma Serenad'dan nasıl etkilendiğim gelmişti ve direk kitabı gidip aldım. Ama açık konuşmak gerekirse kitap beni çok içine çekemedi. Hikaye çok derin ve etkileyici değildi. Bana biraz zorlama gibi geldi. Serenad'ı kesinlikle tavsiye ederken Kardeşimin Hikayesi konusunda çekincelerim var.

Gelelim 2. kitaba, o da Khaled Hosseini'nin Ve Dağlar Yankılandı. Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş beni çok etkileyen 2 kitaptı. Hatta Bin muhteşem Güneş Uçurtma Avcısından daha etkileyici gelmişti bana. Dolayısıyla yeni kitap için baya heyecanlanmıştım. Kitapta birden çok insanın hikayesi anlatılıyor. Hayatları birbirine bağlı insanların öyküleri bunlar. Ama o kadar dallanıp budaklanmış ki çoğu zaman kitaba kapılamadım. Asıl merak edilen ana karakterin öyküsü diğer öykülerin altında ezilmiş bence. Odak noktasından  çok uzaklaşmış yazar. Sonunda kitabın ana karakterine dönüş var, fakat o kadar uzaklaştım ki kitaptan, beni çok etkilemedi açıkcası. 

Yeni başlayacağım kitap ise popüler kültürün seline kapılarak aldığım "Bir Psikiyatristin Not Defteri" olacak. Çok bir şey beklemiyorum kitaptan, açıkcası konusuna bile bakmadan aldım. Öyle olunca daha etkili oluyor.

Bir de film izledim size tavsiye edebileceğim, şiddetli bir tavsiye bu. "Disconnect" 2012 yapımı bir film, yönetmeni Henry Alex Rubin diye biri, tanımam etmem. Ama filmi izleyince "respect" diye bağırdım evde. O kadar da değil, abarttım biraz evet. Film hepimizin bağımlı olduğu internet ile ilgili, 3 farklı hikaye anlatılıyor internetle ilgili. Özellikle de internetin bizleri ne açılardan sömürdüğüyle ilgili. Filmde Aleksander Skaarsgard'ın oynaması da yağlı ballı ekmek oldu. İzleyin, beğenmezseniz paranız iade. 

İşte günler böyle geçiyor canlarım. Varsa film, kitap, dizi tavsiyeleriniz, hayır demem. Beğenmezsem tepene çökerim orası ayrı. Değnekleri olan bir insanım artık, kırarım boynuzunu iblis. 

16 Aralık 2013 Pazartesi

Sizin WishList'iniz varsa Benim de MişList'im olacak!

Uzun uzun aralar veriyorum farkındayım, siz de farkındasınız, ama şöyle de bir durum var, yazıyoruz da ses mi ediyorsunuz. Tek suçlu ben değilim, biliyorsunuz masum değiliz hiç birimiz. Önümüzdeki 1 ay bol bol vaktim olacak, o yüzden bakarsın bol bol yazı yazarım. Duymayan kalmamıştır sanırım, ayağımı kırdım. Hem de otel terliğiyle. Zaten benim gibi bir insan öyle normal bir ayak kırma deneyimi yaşamamalıydı. 

Gecen cumartesi yaptım bu nadide şeyi, hem de Antalyada. Cumartesi gecesi Pinksatelite'ın düğünü için gitmiştik Antalya'ya. Aylar öncesinden 1 grup arkadaş bilet aldık, cuma gidip pazar dönecektik, Antalya'da gezip tozacaktık. Cumartesi düğün bitimi otelden çıkarken, hooop bileğim yan döndü, çıt diye sesi duydum. Bileğim kırıldı zannettim. Ondan sonrası hayal meyal kafamda. Gece alçılı ayakla kaldığımız eve döndük. Pazar tüm gün yatış. Akşama dönüş uçağı. Aradık Sunexpress'i, sakatım, bana en önden koltuk verin diye. Hooop dediler dostum, biz seni uçağa almıyoruz, ne ön koltugu. Evet aklınızda olsun, 3 günden azsa kırığınız, uçağa alınmıyorsunuz. Uçağa alınmadığım için, kırık ayakla 7 saat otobüs yolculuğu yaptım. Biz hastanede ayağımı alcıya aldılar sanıyorduk, adam kırık ayağa atel yapmış. Allahım sen kimseyi devlet hastanelerine düşürme ( mişlist no:1). Neyse uzun lafın en kısa hali, 1 ay ayağım alçıda kalacak. Evde birilerine ihtiyacım var her daim. Koltuk değneğiyle anca tuvalete gidebiliyorum. Geceleri ayağım davul gibi şiştiği için uyuyamıyorum. Zaten sırt üstü yatamam, ayağım hep havada, sırt üstü yatmam gerekiyor. Anlayacağınız., benim için güzel geçen 2013 son dakika golü attı bana. 

Şu an tek derdim, ayağımın iyileşmesi, kendi kendime bütün işlerimi halledebilmem. Orada burada sürekli bir wish list okuyorum, yok parfüm yok kıyafet. *Insert teyze mode here* Geçin maddi şeyleri canlarım ciğerlerim, sağlığınız yerinde olsum. Ben 1 ay koltuk değneği ve başkalarına muhtacım, ama bir ömür buna ihtiyacı olan insanlar var. Onlara dua edin bu sene, sağlığınıza, varlığınıza şükredin. Vücudunuzdaki her bir organın düzgün çalışmasına sevinin. İnsan başına gelmeyince bilmiyor. O yüzden başınıza gelmeden şükredin, iyi bakın, sevin okşayın. Çok fazla okşamayın ama sakıncalı.

Bu arada zaten 1000 kilo olmuştum, bu 1 aylık yatış beni 1500'e zorlar. Ama sağlık olsun be gülüm. 

Öperimz.

Nuran The Tek Ayak