30 Nisan 2009 Perşembe

Bil Bakalım Ben Neyim?

Bugünkü konu başlığım Cemil İpekçi. Kendisinin ne olduğunu hala çözebilmiş değilim şahsen. Aylar önce televizyona çıkıp "Ben muhafazakar Gay'im" demişti. Nedendir bilmem ama şuursuz bir açıklama gibi gelmişti bana. Nasıl muhafazakar olabilirsin ki? "Herşeyin yeri ayrıdır" fikrini benimsemişimdir ve her zaman savunmuşumdur ama "muhafazakarlık ve gay" kelimeleri bir arada çok komik durmuyor mu sizce de?
Dindar gay olur mu? Olur tabi ki de, ama muhafazakar olmak çok bambaşka bir şey, neyse zaten konumuz bu da değil. Bugünkü gazeteye göre Cemil İpekçi şuursuz açıklamalarına devam etmiş ve şu cümleleri dökmüş :

Melike’ye ( Demirağ) eskiden de evlenme teklif etmiştim ama insanlar bunu şaka sandı. Sonuçta ben biseksüelim. Erkek sevgilim de oldu, kadın sevgilim de... Melike’ye de çok bağlanmışımdır."

Napıyorsun sen yahu? Hani sen muhafazakar gaydin, ne ara bi seksüel oldun ve bir kadına evlenme teklif ettin. Kadından daha alımlı bu halinle nasıl seninle evlenmesini bekledin.

Bu nasıl bir kendini bilmezliktir, gaysen gaysin, biseksüelsen biseksüelsindir. Bu öyle canın isteyince şekil değiştirecek birşey mi?

Mesela bende bu sabah muhafazakar feministim, ama yarın dayak yiyen kadın olabilirim. Bu nasıl bir yaman çelişkidir. Her konuda vırvırvır konuşmayı bilen sen nasıl böyle bir densizlik yapabiliyorsun anlamadım.

İnsanların gözü önündeki bu saçma sapan insanlar yüzünden gayleri sizin kalıplarınızla görmeye çalışıyoruz. Mesela Cemil İpekçi benim gözümde tam bir "loser"**
**Bu kelimeyi de Türkçe'ye çevirince istediğim hazzı vermiyor.

Bence sen kesinlikle muhafazakar loser'sın. Hatta bu kadar ( el hareketine dikkat) losersın.


Mazhar olm 80'lerde Almanya'da kızlar teklif ediyormuş.


28 Nisan 2009 Salı

Ohayuhhattadahaneler!

Dün Bostancı'da yaşanan çatışmayı hepiniz televizyonlardan anbean izlemişsinizdir. Konu ile ilgili giydirilemeyecek tek kişi teröristti sanırım. Polislere, basına, vatandaşa kime giydirsen cuk oturur. Dün akşam resmen dudaklarımı kemirerek izledim tüm olanları. Gözüme çarpanlar bunlar işte :

- Baskın yapmak ve markete alışverişe gitmek arasında büyük fark vardır. Baskına giderken hazırlanmak gerekir, baskın yapılacak ev, kişi hakkında bilgi edinilmesi gerekir, ne kadar silahı var, kaç kişiler vs. Osmanlı aslanı gibi "Allah Allah" sesleriyle baskına gitmek yeni adet mi?

- Madem baskın yapacaksın, gelmişsin 235896144 kişiyle, demek ki sert bir çatışma olacak, insanları uyarırsın, güvenlik şeridi çekersin, trafiği durdurursun, evi 4 yandan sararsın, mümkünse alt-üst katını boşaltırsın. Ne biçim eğitim aldınız siz, naptınız polis akademisinde, çöp tenekesinin başında dersi mi kaynattınız? Nedir olm sizin olayınız.

- "İnsanı merak öldürür" derlerdi de inanmazdım. 16 yaşında bir çocuk merakının kurbanı oldu. Hangi akla hizmet o kadar silah sesinin, bomba sesinin geldiği yere gidersin be çocuk? Sadece o mu diğer izleyicilere ne demeli. Balkonunda kahve içip çatışmayı izleyeni gördüm ya daha da Davos'a gelmem. Nasıl manyaksınız siz? Çatışma izlenir mi olm? Göztepe-Karşıyaka maçı mı olm bu? Seda Sayan konseri mi? Nesini izliyorsun anlamadım ki? Hiç mi sizde bottom* korkusu yok!
* bottom ne lan:)

- Teröristin rahatlığını gördünüz mü peki? Adam tek başına 2 kişiyi öldürdü, 6 kişiyi yaraladı. Bu operasyona katılan bir polis olsam ben istifamı verirdim. Ne rezilliktir bu, telef etti adam 4689634854. polisi. Neyse ki adamı öldürdüler.

- Evin 1 cephesini boş bırakanlara ne demeli, adam atlasa gitse gider valla. Olm cidden söyleyin naptınız o akademide, karı-kız peşinde mi koştunuz Damat Ferit gibi, Hababam sınıfı ekolü mü olmak istediniz, naptınız olm siz.

- Gazetecilere diyecek lafım yok valla, ne iş aşkıymış sizdeki anacım ya, polis gidin diyor inadına giriyorsunuz evin dibine. NTV muhabiri kulağından vuruldu, ölebilirdin olm, çok ince bir çizgideydin, mal mısın sen? Hayat bana mı güzel sadece, bende mi var bu ölüm korkusu, olm yaz geliyor, denize gidicen daha, mal mısın sen, utanmasan gidip eve giricen valla.

- Ölen çocugun ölüsünün yerde saatlerce kalmasına ne dersiniz? Çocuk gözlerinin önünde kan kaybından öldü, gazeteciler dibine girip fotograf çekiyor, ne biçim insansınız siz ya? Biri de demiyor mu bir ambulansa koyalım şu çocuğu, yaşı daha 16, çocuk lan cidden çocuk. Bu mu insanlığınız sizin. Ölüme terk ettiniz resmen çocugu. Boğuşun vicdanınızla şimdi. Malsınız cidden.


Bir daha operasyon falan yaparken gelip bana danısın bence, olm polis akademisinde okumadım ama çocukken 48598634 kere izledim, bilgim sizden kat kat fazladır. O kadar çok mal mısınız? dedim ama cidden malsınız, bu işin eğitimini almadan izlediğin filmlerle bile daha profesyonel bir baskın yapılabilirdi. Herşeyiniz kontrolsüz olm sizin, küçücük çocuklara silahlarla girişme, hakkını arayanı eşek sudan gelene kadar dövme konusunda eğitiminiz tam, hepiniz yıldızlı pekiyi almışsınız.

Malsınız olm cidden bak.


27 Nisan 2009 Pazartesi

Pazar Kekoları II

Efendim sanıyor musunuz ki pazar kekoları tırt bir organizasyondu. Tabi ki hayır. Pazar kekoları kuruldukları günden bugüne her pazar İzmir'in nadide köşelerinde eylemlerine devam etmekteler. Bu haftasonu Kitap Fuarındaydılar. Alt üst ettiler fuarı. Bendeniz 2 kitap aldım. Sonra çıktık, yine bendeniz aç olan midemi bir simitle tatmin ettim. Tam çıkışında bizi birbirinden tırt şarkılarıyla cezbeden lınaparkın büyülü havasına kaptırdık kendimizi. Anadolu çocuğu Özgür dışındaki 4 mal - bendeniz, tolga, ilknur, uğur- gittik adı power bilmemne olan abirşeye bindik. Ters döndük, havada 1.5 salto attık, çığlık çğlığa. Ohhh nası rahatladık diye indik aleten. Koşa koşa Kamikazeye gittik. Artiz gibi bir de en öne oturduk. Çocuklar gibi şendik hepimiz. Bilmeyenler için kamikaze denen alet aynen şöyle bir şey :

Gördünüz dimi yandakini. Bindik buna, en öndeyiz. Başladık hızlanmaya, bildiğiniz dudaklarım titriyor stresten. Ellerime dayanmaktan ellerim ağrıdı. Tolga bağırıyor neden sesin çıkmıyor diye, ağzımı açsam simitleri boşaltıcam, korkuyorum.

İndik kafamız nasıl güzel, lunapark kafası da başka oluyormuş. Böyle bir leylayız, ooohh dünya umrumuzda değil.

Sonrası ise malum, alsancak çimler, poi çevirmece. Özgür bu işte kendini geliştirmiş bir yağız deikenlı, bakalım mı? bence bakalım, hatta bakın: Önce sola, sonra sağa bakın ama.

Ben mi? Bende kaptım yeni bir hareket, evdeki uzun emo çoraplarımdan kendime poi yapıcam, akşamları gizli gizli odamda çalışacağım, büyük ihtimal kollarımı eritmekte faydalı olur.

Pazar Kekoları haftaya benim yokluğumdan mütevellit yasta olacak, ben mi? 1 Mayıs'ta Taksim'deyim, elimle zafer işareti yapıyor gibi gözükebilirim size ama ben 2 beden tişört arıyor olacağım, kameralara yakalanırsam yanlış anlamayın.

XoXo

Nuran Kız.




24 Nisan 2009 Cuma

Hamam Suare II

Zamanında şöyle bir yazı yazmışım hamamla ilgili. Dün annemle hazırladık eşyalarımızı hamama gittik. Hamamlarla ilgili aklımda kalan şey sadece 200 derece olmasıydı. Unuttuğum bir şey de ortada çıplak gezinen kadınlarmış. Kapıdan girer girmez hatırladım. Hamamdan kısa notlar şöyle ki:

- İçerisi gerçekten 200 derece ve biz annemle en sıcak yeri bulmuşuz, sıcaktan bayılacaktım, hamama gittim soğuk suyla yıkandım.
- Etraf çıplak kadınlarla doluydu, en kötüleri erik gibi memesi olanlar ve memeleri dizlerine inmiş olanlardı. Midem ayağa kalktı resmen.
- İçeride çok minnoş bir ortam vardı, herkes birbirine "hayatım, bitanem" diyordu. Korkmadım değil.
- Natırlar ( natır ne demek bilmeyenler için : bknz) kırmızı takım giymişlerdi, garson gibi direk seçiliyorlardı.
- Hamamları sevmediğimi tekrar anladım.
- Kese, masaj ne varsa yaptırdım süper rahatladım.
- İçeride sanki herkes çıplak gezmeliymiş gibi bir hava var, eğer çıplak değilsen garip garip bakıyorlar. Yani kimseyi şu peştemallerle göremezsiniz.
- Bir dahaki ziyaretim ne zaman olur bilmiyorum ama 15 yıl ara vermem heralde.


Mazhar olm sende orada olmalıydın, her yer Scarlet dolu.



22 Nisan 2009 Çarşamba

İstanbul'u Dinleyelim mi Gözlerimiz Kapalı.

* 30 Nisan 21.15 uçağı ile İstanbul'a gidiyorum Dikkat ettiyseniz "uçuyorum" demedim, çünkü işten çıkıp bir de oraya kadar uçamam valla.
* Yerimi zengin, yakışıklı yanı aldım, bana lazım değil ama bekar arkadaşım çok, hepsinin resimlerinden bir portfolyo hazırladım. Kızlar merak etmeyin eli boş dönmeyeceğim.
* Ablama ve Yavuzalp abime hediye almam lazım, Mehmet Ali bey bir yardımcı olun.
* Plan program işlerinde başarısızımdır ama süper bir plan yapmalıyım ki hem herkesle görüşebilmeli hem de ablamdan gelecek " sen benim için gelmemişsin" sitemini engellemeliyim.
* Konser monser bişi var mı hele bir araştırın.
* Alışveriş yapmalıyım, İstanbul kepçe ben de kepçe.
* Mazhar bana o gözlükleri almalısın bebeğim ama siyah al renkliden vazgeçtim, ama tırt bir gözlük gelirse seni öldürüp turşu bidonunda fermentasyona yollarım.
* Sanırım geriye sayımda 24'teyiz. Aferin bize. Sevgilim Melaba.
* Yeni fotograf makinesi alıyorum, Canon 450d benim olacaksın bebeğim, ateşli günler bizi bekliyor. Yavuzalp abide bir hazine olduğunu düşünüyorum, bir eşelemek lazım.
* 1 Mayıs tatil ya o yüzden gidiyorum İstanbul'a, 1 Mayısta çalışanlara burdan nanik yapıyorum, size Ortaköy'de kumpir yerken fotograflarımı yollayacağım.
* Tüm pasajlara bakmalıyım gidince, az eşya götüreyim gelirken çok eşya ile gelirim.
* I love my job.
* Mutfak dolaplarımızı zebra deseni ile kapladık, çok vahşi oldu. ( Alıntı: Zeynep)
* Neyse bu kadar çene yeter, işim gücüm var kimse inanmasa da :)


Mazhar olm ne getiriyim sana İstanbullardan?

20 Nisan 2009 Pazartesi

Metal Ölmedi Bence.


İzmir'in ılık cumartesi akşamı kanımı donduracak güzellikte olan Opeth geldi de geçti. Nasıl anlatsam bilmiyorum ama bildiğiniz içime işledi, süperlerdi. Kimler kıskanır kimler aman der bilmiyorum ama ben oradaydım, uzun saçlara bir adım ötedeydim. Konser ve genel durumla ilgili kısa notlarım şöyledir.

- İzmir'de bu sene ne metalci yapmış anacım. Karga sürüsü gibi.
- Metalcilerle ilgili hep merak ettiğim birşey vardır, metalcilik müessesesine kayıt olurken gizli bir anlaşma, pakt falan mı imzalanıyor? Anlaşma da hep siyah giyeceğim, üzerimdeki tişörtle yer bile silinmez olacak, saçlarımı hiç yıkamayacağım, pislikten yara çıkaracağım gibi maddeler mi var?
- Konsere hazırlanırken herkesin bir listesi var sanırım, evden çıkmadan kontrol ediliyor. Liste:
Siyah kıyafet tik
kırmızı ruj tik
siyah ya da kızıl saç tik
beyaz pudra tik
parmağında yüzükler / kolunda bilezikler tik
yağlı saç tik

Biz de hiçbiri yoktu o ayrı :)
- Metal hareketi artık kalksın, onun yerine nah, nanik falan yapsınlar ama o hareket kalksın lütfen. Bir de iki elle metal işareti yapıp, Hakan Taşıyan konserinde gibi iki yana sallananlar var, onlar da kalksın bence. Çakmak yakanları hiç söylemiyorum farkettiyseniz.
- Deri yelekli ( Kamyoncu yeleği ) fotör şapkalı bu fotr yada fotür de olabilir adamlar artık olmasın, hayat bayram olsun.

Bu tespitlerimin ve kımıl zararlılarının dışında herşey mükemmeldi, Opeth bebeğimsin. Uzun saçların hastasıyım.

Kırıldığım bir konu oldu yalnız benim istediğim şarkı çalınmadı, "kalp kırılır" hiç düşünmediler.

Mikael inanılmaz esprili bir adam yahu, şarkıyı unuttu keko, şu an aklımda yalnız "tits, food, wine" var dedi, dürüstlükten yıldızlı 5 aldı : )

Miski ve Özlem yanımda olmalıydı dedim konser boyunca, onları anmışken eski metalcilerden 2 kişiyi aradı gözlerim ama yoktu, sanırım tedavülden kalktılar :)

Brainstorm gibi oldu yazı, anlayın nasıl mutluyum. Orphaned Land'de sıra, hadi bi gelin de şu yüzüm gülsün.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Doğum Günü Hediyesi

Bugün itibari ile doğum günüme tam 71 gün kaldı, hediye alacak olan tüm arkadaşlarımı yormak istemem " ne alacağız" diye düşünürken. O yüzden her sene istediklerimin listesini çıkarıp veririm kim neyi istiyorsa onu alsın diye. Liste dediysem de öyle tuvalet kağıdına yazılmış bir liste değil, ima yolu ile yapılmış bir liste. O kadar yüzsüz değilim şimdilik. Geçen sene en çok istediğim 2 şey vardı, biri diesel parfüm diğeri de dövme. Parfümü sevgilim, dövmeyi kız arkadaşlarım aldı :) Ekstra olarak Mazhar'dan bir kitap Merfee'den bir çanta aldım, hehe I love extras.
Bu seneki isteklerime gelince, sevgilim askerden geleceği için ondan büyük bir hediye isteyemem, onun yerine vekili mazhar kulumdan bunu istiyorum.


Ya da şöyle yapalım toplanıp Rayban'a girin bu doğum günümde, o da olur ama en fazla 3 kişi girsin, koskoca doğum günümde 1 hediye almayayım.

Gelelim diğer istediklerime. Açık renk ama keko açık rengi değil, dar paça ama çok dar değil ortalama, eski gibi gözüken azıcık yırtıkları bulunan bir kot. Markası önemli değil yeter ki istediğim model olsun.

Son olarakta süpersonik güzel bir babet ya da spor ayakkabı. Spor ayakkabı alınacaksa converse olabilir, yeşil ama koyu yeşil ya da onitsuka tiger'da olur, onları da seviyorum.

Bunun yanında gelebilecek ekstra kitap, çanta, kemer, tişört vs. hepsi kabulümdür.

Eli boş geleni ne yapacağım konusunda henüz bir fikrim yok. Ayrıca pasta da geçen seneki tırt olmasın lütfen, üzerinde elinde asa başında taç ile prenses fotografım olsun.

Ha benim koçlarıma bakıyım.


13 Nisan 2009 Pazartesi

Mimnoş

Merfee beni mimlemiş ( bknz ) , konumuzda bloglarda en nefret ettiğiniz şeyler. Öyleydi sanırım durun bir kontrol edeyim. Evet doğruymuş devam edelim o zaman. Fark ettiniz mi nasıl zaman kazanmaya çalışıyorum.

Nefret ettiğim şeylerden biri sanırım sadece resim koyulan yazılar. Yazsana altına bir iki kelam da kafamızı bulalım. Bu kadar üşengeç olmayın canlarım, yazın yazın.

Merfee bloglarda çalan şarkılardan bahsetöiş neyseki ofiste "aporlör" yok ( buna aporlör diyenler var ya onları öpesim geliyor, aporlör : ) ) dolayısıyla duymuyorum ne çalıyor. Benimde sinir olduğum şey görsel olarak aşmış bloglar, yapmayın öyle şeyler, yapan var yapamayan var, kıskanıyorum ki ben kıskanınca ellerim titrer gözüm atar, inandınız mı?
Bence inandınız, az da olda beni öyle hayal ettiniz dimi?

Son olarak sinir olduğum şey ise çok kişisel ve tekdüze bloglar, sabah kalktım kahvaltımı ettim tırıvırı. Hiç mi eğitici öğretici bir numaranız yok ha?

Bende birilerini mimleyeyim madem ama kimi bilemedim. Bakalım bir listeme, bekleyin geliyorum.

Vişnelikek'ten Miski'yi, Zodyaktakiatsineği'nden Zodyakta bokuyla oynayan kızı ve Gaykedi'den Gaykedi'yi mimledim, buyrun buradan yakın :)

10 Nisan 2009 Cuma

Erkeklerin Anlamadıkları (!) Kadın Davranışları


İnternette sıkıntıma çare ararken rastladığım yaz daha da çok canımı sıktı, sayın erkekler, canlarım ciğerlerim, sanıyor musunuz ki kadınların cevap veremeyeceği, kem küm edeceği bir konu var, ha sanıyor musunuz?

Denk geldiğim yazıda erkekler anlamadıkları kadın davranışlarından bahsetmişler. Buraya kadar herşey güzel, peki dostum sende problem olmasın, beyne giden yollardan oksijen geçmiyor olmasın demezler mi adama ha?

Sorulara gelince buyrun aşağıdan yakın, cevaplar mı, daha aşağısında.

İşte erkeklerin anlayamadıkları kadın davranışları..

“Neden, neden, tek tip saç tokası kullanmazsınız? Sırf saçlarınızı toplayabilmeniz için binlerce saç lastiği ve toka var. Ufak bir olayı neden bu kadar büyütüyorsunuz?” —Ali, 26

Şimdi Alicim, 26 yaşına gelmişsin ama nato kafa nato mermer. Söylesene bana canım lastik tokayla yandan çıkan saçlarımızı nasıl yapıştırırız? ya da firkete ile nasıl at kuyruğu yaparız. Demek ki neymiş her tokanın işlevi farklıymış. Bu kadar basit olayı neden almadı senin sepet anlamadım.

“Kadınlar vücutlarındaki tüyleri acılı bir şekilde sıcak ağda ile kökünden alabiliyorken, neden ufak bir böcekten korkar=” — Ömer, 22

Ömerim, bebeğim, sıcak ağda ile alınan tüyler ve böcek korkusu arasındaki denklemin beni matematik bilginin kıtlığına inandırdı. Evladım sana ilkokulda elmalarla armutlat toplanmaz demediler mi? Sonra böyle antin kuntin sorularla gelip canımızı sıkıyorsun. Çık dışarı.

“Kızlar ve üzüntü! O bunu dedi, şunu dedi.. Bunu yıllarca konuşabilirler. Bu tartışmayı neden bitirmezler?” —Ufuk, 28

Ufuk kuzum bu da soru mu şimdi. İşin özü sizin kadar odun ya da umursamaz olmadıkları olabilir mi canım ha? İşler televizyon karşısında göbek kaşıyıp yatarken yürümüyor be gülüm? Ha benim koçuma.

“Her ay yaşanan hormonal durumlar öncesinde çok iyiyken, o dönemde neden kavga ediyoruz? Bu olağan durum öncesinde sinirli olmamak için birşey yapamaz mı? Bu dönem öncesinde şöyle uyarabilir; "Beni dinleme, muayyen günlerimdeyim?" — Umut

Umut akıllı bir çocuğa benziyorsun ama gözümden düştün resmen. Soruya soruyla karşılık vereyim o zaman? Her seviştikten sonra neden hemcinslerin kıçını dönüp yatar, sevişmeye başlamadan önce bildirseniz fena mı?

"Kadınlar için evlenmek neden erkeklerden daha önemli? Aşk yetmiyor mu?" — Buğra, 24

Anamm, bu daha hayatının baharında, hava bir karış yukarıda. Bu sorunu şöyle değiştirsek, abicim biz tek eşlilik, sorumluluk vs kaldıramıyoruz, bize böyle şeylerle gelmeyin, hele bana hiç gelmeyin. Buğra seni evlenmek için tırmalanırken görmiyim valla fena yaparım.

"Neden tüm ayakkabılar? Kız kardeşimin valizleri sadece ayakkabılarla dolu, o görmeden birkaç tanesini attığım bile oldu. Bu tutku korkutucu gelmiyor mu?" —Metin, 25

Metin araba eğer ucuz bir şey olsa seninde valizler dolusu araban olmaz mı?

“Kadınların davranışlarını anlamıyorum! İlk üç ay her şey iyi, güzel ve hoşken sonrasında tamamen farklılaşıyor.” —Deniz, 32

Denizim bunun sebebi senin ne kadar hödük olduğunu anlamış olmaları olmasın, içindeki öküzü görüp ürkmeleri mesela, ha yavrum?

“Kadınlar neden söylenen şeyi farklı algılamamızı bekliyor. Örneğin ‘maç izleyebilirsin’ dediklerinde izlediğimiz zaman, kötü hissediyorlar.” —Kenan, 27

Kenan hiç düşündün mü sana maç izleyebilirsin dediğinde insanlıktan çıkabilirsin demediğini, ve senin gerçekten insanlıktan çıkıp saçmaladığını, bunu bir düşün derim, köşede tek ayak üstünde de beklemyi unutma.


“Kızlar neden gerçekten, gerçekten hoş erkekle birlikte olmak istiyor ve birini bulduklarında buluşmuyorlar. Tek bir sebebi olabilir bu erkeklerin de ekilebileceğini göstermek.” —Rıza, 26

Rıza bir kere isimden kaybediyorsun, bu isimle senin bir kızla buluşma ihtimalin çok düşük, soruna gelince de sen neden gidip çalgıcı karısı binnaz'la çıkmıyorsun? Seni Starbucks'ta bekliyor a gitmiyorsun, ha?

“Neden kızlar ilk defa karşılaştıkları diğer kızlardan hoşlanmaz? " Murat, 27

Neden erkekler kızların hiçbir erkek arkadaşından hoşlanmazlar Murat? Bunu cevapla sen bana.
“Neden kadınlar söylemek istediklerini doğrudan anlatmaz, dolandırır. Her zaman birşeyler yapmak isterler, ancak sözcüklere dökemezler, söylemezler. Lafı neden dolandırıp dururlar anlamıyorum” —Tarık, 26

Tarıkcım, bitanem, esasoğlanım, senden biraz beynini çalıştırmanı istiyor olabilir miyiz? Biraz alengirli düşüncelere kapıl, meme-maç-bira üçgeni dışına çık istiyor olabilirler mi? Ah Tarık Ah.


Başka sorusu olan?

9 Nisan 2009 Perşembe

Davranış Biçimsizlikleri


Kadın-Erkek eşitliği üzerine yapılan tartışmaları çok severim, ama ucu bir yere bağlanmadığı içinde sıkılırım. Kadın ve erkek benzer özelliklerle donatılmış, bazı yönlerde birbirinden ayrılan bazı yönlerde birleşen iki varlıktır. Burada ne kadına verilen doğurganlık lütfundan ne de erkeğin kas gücünden bahsedip kimsenin canını sıkmayacağım. Fiziksel eşitsizlikleri hepimiz kabul ediyoruz, biz zaten sosyal eşitlik istiyoruz. Burda çoğu insanın yaptığı genel hatalardan bahsedip kadınların büyülü dünyasının perdelerini sizin için aralamak istiyorum.

1. Kadınlar yemeği sizin düşündüğünüz gibi koklamaz ya da kuş gibi yemez, yeri geldiğinde ki bu acıktığımız zamanlara denk gelir oturup bir kuzu bile yeriz, gerçekten yapabiliriz. O yüzden lütfen yanımızda "yok artık hepsini sen mi yiyeceksin" gibi gereksiz konuşmaları yapmayınız, onu yeriz üzerine de bir tatlı söyleriz.

2. "Kadınlar tuvalete gitmez" hepinizin yıllardır inandığı bir masal. Kuzuyu yiyorsak tuvalete de gideriz, hem öyle kuzu gibi tane tane boşaltım yapmayız, ayıp biliyorum ama bildiğiniz sizin gibi tuvalet ihtiyacımızı gideriyoruz.

3. "Kadınlar pırt yapmaz" Buna da inandınız dimi? Yapıyoruz gerçekten, siz erkekler sevgili yanı, aile ortamı, arkadaş ortamı dinlemeden herkesi bombardımana tutabiliyorsunuz ya aynısını biz de yapabiliyoruz ama sizin gibi bunu lanse etmiyoruz, ritüel haline getirmiyoruz. Bu arada "osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur"

4. Şimdi kuzuyu yedik, ayı gibi dişlerimizi kurcaladık, sonrasında sizin gibi gevrek gevrek geğirebiliyoruz, cidden bunu da yapabiliyoruz, hatta alfabeyi bir ters bir düz sayanlar bile var aramızda. Yapamayacağımızı düşünmeniz yada inanmanız ne büyük bir gaflet.

5. Bir erkek gördük mü, yakışıklı olması şartı ile, sizin dibinizin kalkması gibi bizimde dibimiz düşüyor, baya baya bakıyoruz elin adamına, ama sizin tersinize adamı gözlerimizle soynuyoruz ve yine göslerimizle taciz etmiyoruz. Edenlerimiz de var tabi ama bunun kadınlığın şanında olduğunu savunmuyoruz.

6. Sizin gibi, aynen sizin gibi hatta çapkınlık yapabiliyoruz. Bildiğiniz birilerinin yanına gidip asılabiliyoruz. Tabi bu özelliğimiz sizlerin tam aksine öznel bir özellik. Yani bu olayı genlerimizle bağdaştırmıyor, karakteristik bir özellik olarak tanımlıyoruz. Ya da "abi nefes alsın" mantığıyla her gördüğümüz adamı cinsel bir meta olarak kayıt altına almıyoruz.

7. Sinirlendiğimiz zaman hiç duymayacağınız küfürler edebiliyoruz ayrıca, yaratıcılık konusunda sizden iyi olduğumuzu söylesem yalan değil.

Tespitlerim şimdilik bu kadar ama bu burda bitmez kadınların kanı yerde kalmaz. Coming soon yavrularım.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim, sayın merfee'ye sordum kadın-erkek arasındaki fark nedir diye bana direk "meme" dedi, canım benim akıl nasıl çalışıyorsa anlamadım : )

8 Nisan 2009 Çarşamba

Erik Mevsimi

Çilek mevsimi değil ama çilekler çıkmış, dayanamadım aldım. Sevgilime mail
attım sonrasında, -çilek mevsimini kaçırdın ama erik mevsimi gelmeden dön diye.
Bugün bir garip hissediyorum, sanki dünyanın tüm ağırlığı benim omuzlarımda. Omuzlarım düşüyor, tutamıyorum.
Kafamın içi dolu ama neyle bilmiyorum. Herşeye rağmen güzel bir gün bugün. Yapacak o kadar şey var ki, annem, babam ve ablam geliyor, süper bir haftasonu bizi bekliyor, özlediğim aile kahvaltısı, anne-kız dedikoduları, süper anne yemekleri ve sefkati, babamın evdeki herşeyi sihirli değneği ile düzeltmesi...
Hepsini çok özlemiştim, önümüzdeki 5-6 ay için depolamam gerekiyor hepsinden bir parça.
Diyet iyi gidiyor, yazlıkları deneyip daha da gaza geliyorum : ) Ama annem gelince hem yapacağı yemeklerden hem de -gene bir deri bir kemik olmuşsun söylemleri yüzünden bir süre ara verebilirim. Ben en kilolu olduğum dönemlerde bile anneme göre bir deri bir kemiğimdir zaten.
Bu yüzden onu daha çok seviyorum galiba, kimse gibi acımasız eleştiriler yapmaz, çirkin olsanızda şişman olsanızda sever sizi, dünyanın en güzeliymişsiniz gibi davranır, her sabah -prensesim diye uyandırır.
Cidden annem beni böyle kaldırır, Prensesim. Nasıl şımardığımı görmeniz lazım, : )
Hepimiz için keyifli zamanlar geliyor, Zeynep İstanbul'a gidiyor, İlknur eve gidiyor, benim de annemler geliyor, tekrar bir araya geldiğimizde hepimiz süper mutlu olucaz eminim.

Evdeki eski herşeyden kurtulup evi dekore etmek istiyoruz, babam bunun mimarı olacak gibi :) Evimize laf atanları 1-2 ay sonra görmek isterim.

38 gün kaldı bu gün itibariyle, özlemin tavan yaptığı günler bunlar. Yanımda olmasını en çok istediğim zamanlar. Bahar yenilenmektir, devinimdir, biz 3 yıldır hep birlikte yenilendik. Bu baharda birlikte yenilenseydik olmaz mıydı?

İçimdeki kelebek sayısı hergün biraz daha artıyor, bu kadar heyecanlanacağımı düşünmezdim. Geriye bakınca zaman sanki lastik top gibi, o zamandan bu zaman zıplamış. Şimdi ki görevi bu günden 16 Mayıs'a zıplamak. Attım gitti..

Bugün tüm pantolonlarımı daraltmaya veriyorum, aferin bana değil mi?

Maaşlar hala hesaba geçmedi, annemler gelmeden alışveriş yapmam lazım, buzdolabı bildiğin terkedilmiş şehir gibi : )

Saat 11 olmuş, ara öğün zamanı, see you later, alligator vs calculator

6 Nisan 2009 Pazartesi

Survival of the Fitness!

Güçlü olanın her zaman ayakta kalması gereken bir dünyada yaşıyoruz. Zaten zamanında adamlar da demiş " survival of the fittest". Uyum sağlayabilen, zorluklardan bir ceylan gibi sekerek yırtabilen kişi hayatta kalır. Ama yavrum ya bunca pislikten sonra sen keşke ayakta kalmasaydın ya.
Anlamadınız bir şey değil mi? Şöyle ki bu ay Discovery Channel'da Survival Month ( Survival Ayı). Yani ayakta kalanların hikayelerinin anlatıldığı bir ay.

Hortumlardan kaçanlar, okyanusta boğulmaktan kurtulanlar vs. Dün bir abimizin survivor hikayesine denk geldik. HAni Türkiye'de de çekilmişti ya, cillop gibi kızlarla bilmem ne adasında takılmıştı tipler. İşte onun yabancı versiyonu içler acısı. Adam tek başına, Meksika çöllerinde...
Arı soktu gözler şişti patlıcam gibi, adam durmuyor, yılanla boğuştu ki kendisi cemaatin en zehirli yılanıymış, sonra pişirdi yedi yılanı, derisini de aldı ki sanırım en güzel yeri bir derisi bir de gerisiydi. Larva yedi, içini yemiyim diye ayıkladı bir de, gitti böcek yedi, yediğim en iğrenç böcekti dedi.

Hepsi normal gibi değil mi? Doğayla boğuşurken kimse adama bir porsiyon suşi getirmez tabi. Dayanacak, hayatta kalacak. Peki yılan derisini düğümleyip çişini yapıp boynuna asması, susayınca içmesi ne oluyor.
Ha ne oluyor?

Yapıştır kıçını ikea kanepene, aç Simpsonları izle, senin neyine adrenalin, macera, hayatın anlamı vs.
Yerim olm ben böyle anlamı. Hayatın anlamı yediğimin önümde yemediğimin arkamda olmasıdır benim için. Gidecem elin çölünce idrar içicem, iki de buz atayım içine, ohh mis.

Gerçekten midem kaldırmadı programı ki kolay kolay midesi bulanan insan değilim. Adam larvaları yerken masaya tam peynir koyuyordum, o peynirler geçmedi boğazımdan, larvaya dönüştü resmen.

Pislik adam, allah senin cezanı vermesin, Yediğin larvalar, içtiğin idrarlar burnundan gelsin.

Git hawai'de güneşlen, motor sporlarına gönül ver ama daha da gitme oralara.

Son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim.

- Skandal!

1 Nisan 2009 Çarşamba

April is the Cruellest Month


T.S Eliot "Waste Land" şiirine böyle başlıyor, Nisan en acımasız aydır diyor, fırsatım olsa, yanıma oturtabilsem Eliot'ı, bir kahve ısmarlarım ve derim;
- Bebeğim derdin ne senin nisan ayıyla? Haksızlık etmiyor musun bu güzelim aya?
Dışarısı pırıl pırıl, ılık ve hareketli. İzmir'in uzun zamandır beklediği hava bu. Hepimizin üzerimizden ayı postlarını atıp insan kılığına girmemizi öğütleyen bir hava bu. Mutluyum nedendir bilmem.
1 Nisan.
Bugün işe girmemin 1. yıldönümü. Hatta geçen yıl bu saatlerde etrafımı gözetleyip, dosyalarla boğuşuyordum. Şimdi ise yayılmış bu satırları yazıyorum. Olmuşum ben : )
Bugün 2 fotografım ilk defa bir sergide yer alacak, belki onun içinde heyecanlıyım. Bence süper fotograflar değil ama idare eder tabi.
Bugün sevgilimin dönüşüne tamı tamına 45 gün kaldı. "Yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz" dönemi başladı.
Ayrıca geçen cumartesiden beri tam 2.1 kilo vermişim, sevgilim gelene kadar daha 5 kilo vermem gerekiyor. İçki içmiyorum artık, anladım ki kilonun tek sebebi içki.
Haydi bismillah.
Neden mutluyum bilmiyorum diyorum ama baksanıza bir sürü sebebim varmış.

Keyfim fena gıcır bugün, Eliot hala nisanın zalim olduğunu düşünüyor musun bebeğim?



Haa bu arada unutmuşum en önemli ayrıntıyı, buraya gitmemize de tam 60 gün var : )