Bu yazıyı uzun zaman önce yazmam gerekiyordu aslında, ama biraz olayın dışından bakmanın ve bunun içinde zaman tanımanın kimseye zararı olmaz diye düşündüm. Ama zaman uzadıkça uzadı. Baktım o kadar dışına çıkmışım ki unutmuşum gitmiş yaşananlar, yazılacaklar.
20.5 yaşımdan 25 yaşıma kadar bir yazı bu. Zaman zaman burada anlattığım şeyler ve dahası aslında. Daha ayakta duramazken size alınan, emeklemeyi hatta yürümeyi size öğreten o oyuncak vardır ya, onun gibi bir şeydi işte. Hani o süreçte gerçekten ihtiyacınız olan ama yürüyünce ihtiyacınız kalmayan o oyuncak.
Uppuuzzzzuun bir ilişkiye de oyuncak demek haksızlık ama zamanında kıymetlidir o oyuncaklar herkes bilir. Yaşanan onca şeye bir süre önce bir sünger çektik anlaşmalı olarak. Miras paylaşıldı, geriye bakılmadan kapılar kapandı ve yeni hayatlara yelken açıldı. Hande Yener olsaydı "Bodruma da gittik beraber, İstanbul'da da yaşadık" diye şarkı yazardı ama ayrılık filminin başrolü ben de olunca böyle şarkılar, şiirler çıkmıyor. Bir dönem Bihter'e bürünüp " aptallll, appptaaaallllll" diye Behlül'e saydırmışlığım var ama o da sütten sanırım.

Geldik bir hikayenin daha sonuna diye sevimli bir hikaye anlatıcıya dönüşüyorum nedense. Yaşanan onca koca seneden, belki de durum belki de zaman nedeniyle en kötü anıları seçiyorum, hafızama kazıyorum. Ve Burak Kut vurdumduymazlığıyla " yaşandı bitti, haydi zıpla" diyorum uzun deri pardesüm üzerimdeyken, sanırım isilik oluyorum.
Bu yazı aslında yaşananlarla ilgili yerine getirmem gereken dünyevi son işimdi. "Hayat ne garip" kısmı var bir de bu işin, ama ona daha zaman var sanırım.
Kimseye hiç birşey için teşekkür etmeye gerek yok sanırım. Yapılandan fazlası alındı zaten zaman içinde. Tek teşekkür salaklığıma gelsin. Çünkü biten her şeyden sonra kendi muhaseben başlıyor. Kara defter açılınca da yaptığın salaklıkların altı kırmızı ile çiziliyor. Benim defter kırmızı çizgilerle dolu şu an. Ama biliyorum ki her mürekkebi su temizliyor. Uyanıklık yapıp koyuyorum kara kaplı defteri suyun altına. akıp gidiyor tüm salaklıklarım. Ama kadın milleti sever döngüde yaşamayı. Belki de yeni salaklıklara yer açıyorum.
Bilmiyorum.
Zamanında biri arkadaşıma " sen mantık insanısın, ben aşk kadınıyım" demişti. Mantık işine girince anca insan olabiliyorsun, aşk olunca da tüm kadınsı hislerin gözeneklerinden fırlıyor. Ortasını bulup aşk insanı olamıyorsun. İşte size "o benim" diye el sallıyorum uzaktan.
İşte söylenebilecek tek şey bu. 4.5 yıl geçiyor, geriye bir tek 2 haftalık Demet Akalın tribi ve sonrasında eller havaya günler başlıyor.
Hayat garip dimi, vapurlar falan.


