21 Kasım 2012 Çarşamba

Evlilik Dosyası

Evlenecek olan tüm bloggerlar evlilik hazırlıklarından bahsediyorlar. Ben de kendi kendime dedim ki " blogger'lık var mı? var var, evlilik var mı? var var, ne duruyorsun? Ne yapayım? Evlilik dosyası açsana, evlilik dosyası açsana. Şimdi bu kendi kendine konuşmalarım pek hoş değil farkındayım, klinik vak'a bile çıkar bunun altından. Ama şimdilik akıl sağlığım orta çizgilerde seyretmekte.

Evlilik dosyasında gelinlikten, ev eşyalarına, yemek takımından ütüye kadar geniş bir skalada kafanızı ütülemek istiyorum. Buyrun listem aşağıda:

Gelinlik: yok
Ütü: yok
Mutfak eşyaları:yok
Ev Eşyaları : hiç bir fikrim yok
Düdüklü tencere: 2 marka adı öğrendim, ama ortada bi'şey yok.
Çift kişilik nevresim takımı: hiç yok.

Dosya açıldığı gibi kendi kendine kapandı gördüğünüz üzere. Görsel olarak size aldığım şeylerin fotografını göstermek isterdim ama zırnık almadım henüz. Ben tek hazırlığı Haziran ayında bi taraflarım tutuştuğu zaman nasıl kendimi sakinleştireceğim konusunda yapıyorum. O zamana kadar azimle birinin gelip, buyrun bu eviniz, dayadık döşedik, bu gelinliğin, bu organizasyonunuz, buyrun evlenin demesi üzerine yoğunlaşıcam.

See you at the bitter end.

XoXo

Nuran the kınalı gelin

 

11 Kasım 2012 Pazar

Tiyatro 4 ve Ben, Feuerbach.

Bornova Büyükşehir Belediye Tiyatrosundan daha önce defalarca bahsetmiştim. Çok iyi oyuncular sayesinde çıkan çok güzel oyunlar izlemiştim. Belediye tiyatroları dışında, İzmirli herhangi bir tiyatro oluşumu var mı inanın bilmiyorum. İlk ve tek bildiğim şu an Tiyatro 4. BBŞT'den oyunculuğuna hayran olduğum Kağan Uluca ve bu hayatta sanata katkı verebilmek için olduğuna inandığım Derya Efe Tiyatro 4'ün kurucularından.

Aylardır harıl harıl yeni oyunları Ben, Feuerbach için çalışıyorlar. Oyun 15 Kasım Perşembe akşamı ilk defa Fransız Kültür sahnesinde izleyicisiyle buluşacak. Tiyatro 4'ün ve bu oyunun özel ve benim bildiğim kadarıyla ilk olduğu durum ise gösterimlerini bir bar sahnesinde de yapacak olmaları. Daha önce hiç bar sahnesinde bir oyun izlememiştim. Perşembe günü ilk gösterimine gidecek olsam da, sonraki haftalarda bar performanslarına da kesinlikle gideceğim. 

İzmir'in tiyatro konusunda çok aktif olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden de bu tarz topluluklara, oluşumlara destek verilmesi gerektiği inancındayım.

İzmir'de yaşayanlar perşembe akşamı bir maniniz yoksa gelin birlikte tiyatroya gidelim?



6 Kasım 2012 Salı

Strange is Relative

Bu kadar zaman sonra blogu açıp bunu yazmalıyım dedirten şey tabi ki de gönlümüzün prensi Johnny Depp. Tim Burton'ın son filmi -en azından benim bildiğim son filmi- Dark Shadows. En bilmeyen adama sorsanız, Tim Burton yeni film çekmiş kimler var? diye, direk Johnny Depp ve Helena Bonham Carter der. 

Bu ikiliyi birlikte görmediğimiz bir Burton filmi var mı? Bence yok. Neyse, film sevdiği kadın tarafından lanetlenip vampir olan ve 196 sene sonra kapatıldığı tabuttan çıkarılan Barnabus Collins'i anlatıyor. Hem fantastik hem komik bir film. Biliyorsunuz ki vampirler özel ilgi alanıma giriyor. O yüzden filmi salyalarımı akıtarak izledim. Imdb'de 6.4 vermişler filme, bunu yapanlara halt etmişsiniz diyerek kaçıyorum. Şunu izlememek olur mu hiç?


6 Ekim 2012 Cumartesi

Dondurucuya At Beni, Yaz Gelince Çıkar

- Güzelim yaz mevsimini bitirdik. Koskoca yaz hiç bir şey yapmadan geldi ve geçti. Üzerimizi örtmeden uyuyamayacağımız günlere geldik ki ben hiç mi hiç haz etmiyorum bu günlerden. Haziran ayında doğan bir insan olarak tambi yaz insanıyım. 12 ay yaz yaşasak aman azıcık hava soğusun demem. Belki de sırf bu yüzden küresel ısınma bana baya sempatik geliyor. Sıcacık bir dünya. 

- Yeni eğitim sisteminde 66 aylık çocuklar okula başlıyor. Bu ay tanımı işi sanki olduğundan fazlaymış gibi gösteriyor. 7 çok geç diye reklamlar vardı bir zamanlar. Evet 7 günümüz çocukları için geç, ama 5,5 da çok erken. Bence 6 çok ideal. Bunu bir düşünün. Diyeceksiniz ki 6 ay ne farkedecek. O kadar çok şey farkediyor ki. Bana güvenin. 6 yaş konusunda yetkililere süslenmek istiyorum.

- Ben normalde çok erkek çocuğu sevmem. Kız çocukları bana daha sevimli geliyor. Ama biliyorum ki benim oğlum olacak. Bir şeyi çok istersen tersi oluyor çünkü. O yüzden bu sene kendimi erkek çocuklarına alıştırmaya başladım. Kızım olursa bir gün adı hazırdı. Ama hiç erkek çocuk düşünmediğimden isim de düşünmemiştim. Hazırlıklı olmak adına anlamını da sevdiğim, bizim için özel bir isim bulduk bir gün oğlumuz olursa diye. Sonra o isimde bir öğrencim oldu ki kendisini her gördüğüm yerde sıkıştırmak istiyorum. Bu kadar sevimli bir çocuk olamaz. O kadar güzel "tiiiçır" diyor ki yerim ben onu. 

- Doğmamış çocuga don biçmek tam olarak bu oluyor değil mi? Yannız kızı olan arkadaşlarım bence dikkatli olsun, benim oğlum diye demiyorum çok çapkın olacak. Aynı zamanda karizmatik olacak. Tüm kızlar benim oğluma hasta olacak. Bence bu cümlelerimden sonra bir oğlumun olmaması için hepiniz dua edin. Yoksa kızların hayatını zindana çevirecek potansiyele sahibim. 

- Gideyim de gelecekteki gelin adaylarıma ne cadılıklar yapıp, ne laflar sokacağımı düşünüp mutlu olayım.

xoXo 

Nuran The Kaynana






16 Ağustos 2012 Perşembe

Crazy.

Crazy diye dinlediğim şarkıların çoğu çok güzelmiş bugün onu fark ettim. Bu aralar yeni takıntım Ornette'in Crazy şarkısı. Kadın dünya çirkini, resmen tipten 7 yıl yer ama şarkı çok güzel.Ben sevdim siz de sevin ama çok sevmeyin.

Bunun dışında neler oluyor hayatta? bir de şu rüya gerçek olsa dersek baya baya yandık. Çünkü Freud'un dudağını uçuklatacak, psikoanalizi dibe vurduracak rüyalarım var. Koskoca 7 haftalık tatilimizin sonuna geldik, koskoca 7 hafta ne yaptın derseniz, gebeşlik dalında altın madalya aldım. Bilecik-Karasu-İstanbul-Çeşme-Foça-Marmaris gezilerini serpiştirdim bu zamana. 

Önümüzde yeni bir 10 günlük İstanbul tatili var, bir de hayırlı bir iş olan kuzen düğünü var. Böyle düğünleri de hiç sevmiyorum ya. Şimdi ben alengirli elbiseleri ya yakın arkadaş düğününde ya da aile düğününde giyerim. Şimdi diyeceksiniz ki sonuçta o da kuzen, kuzen ama sanki bana düşmez gibi geliyor öyle giyinmek. Ne giyicem diye düşünmekten gına geldi. İstemede ne giysem, nişanda ne giysem, kuzenin düğününde ne giysem, işe giderken ne giysem, gece çıkarken ne giysem? Resmen ömür harcıyoruz. En iyisi insanın kendi düğünü, sonuçta ne giysem derdi yok. 

Bu konular cidden beni geriyor. Beni geriyorsa anlatayım siz de gerilin, bence yani. Gerilmek demişken nereden bağlantı kurdum bilmiyorum ama dün fal baktırdık Alsancak'ta. Çocuk bana hayatında kimse yok, 2015'e kadar da evlilik yok dedi. Daha bir sürü salladı. Ama eleman çok komikti, acımadım verdiğim paraya, eğlendim sonuçta. Bence falda 35 yıllık çözüm ortağımız Sevda. Kemeraltı'nda. Giderken sağda dönerken de solda.

Resmen çok sıkıldım şu an, gideyim de azıcık dizi izleyeyim. Öperim mini mini birlerim. 



2 Ağustos 2012 Perşembe

1+3=2

Size hiç sevgilimle nasıl tanıştığımızdan bahsetmiş miydim? Bana bahsetmedim gibi geliyor. Bizimkisi tambi kader ağlarını ördü hikayesi aslında. 2 yıl önce dün tanıştık sevgilimle. Ama 2 yıl önce bundan tam 2 hafta önce kader bizi bir araya getirip tanışmamız için çabalamış ama biz fark etmemişiz. 

P.S: bu yazıyı bu şarkı eşliğinde dinleyin, ben onu dinlerken yazdım çünkü.
http://fizy.com/#s/12j2xx

Yıllardan 2010. Temmuzun ya 17si ya da 18'i. Arkadaşlarımla gece bir yere gitmiştik. İçki olan her mekanda olan denyoluklar bizim de başımıza geldi tabi. Gözlerini dikip bakan bir kaç insan müsveddesi, gerilen sinirler vs. Güvenliğe durumla ilgili şikayetimizi bildirdik. Güvenlik bana 'başkaları da şikayet etti, aldık o arkadaşları eğlenmenize devam edin' dese de kaçmış tatlarla, 'bizden başka kim şikayet eder ki' sorularıyla eve gittik. 

Ayrana boğulmuş, yatay biçimde tam 2 hafta geçti o günden sonra. Bir pazar bir arkadaşımın doğumgününü kutlamak için sürekli gittiğimiz bir yer var oraya gittik, yenildi içildi. Eve gidilmek için erkenden kalkıldı. Malum herkes çalışıyor. Tabi ben çalışmadığım ve evlere sığamadığım için orada gördüğüm başka arkadaşlarımın yanına oturdum. 2 kız-1 erkek oturuyorlardı. Kızların 2 si benim arkadaşım. Elemanı tanımıyorum. Konuşurken elemanla 2 hafta önce aynı mekanda oldugumuz, bizi rahatsız edenleri görüp şikayet ettikleri ortaya çıktı. Kader başlamış mercimekli fırınlı işine bizim haberimiz yok. O zamanlar iş arıyorum, öğretmenlik için. Eleman bana yardımcı olabileceğini söyledi. Tanıdıkları bir yer varmış. Telefonumun şarjı yok, telefonunu alamadım, sen benim numaramı yaz 15-20 dk sonra çaldır beni kaydediyim dedim ve herkes evlerine gitti.

15-20 dk sonra eleman beni aradı, geyik yaptık telefonda. Ertesi gün onun iş yerine yakın bir yerde görüşmem vardı, "yemeği beraber yiyelim mi?" dedi. Hala bir şey anlamayan saf ben, gayet sevecen tavırlarla olur haberleşiriz dedim. Sınava girdim cıktım, konuştuk ve Cine Cafe'de öğle yemeği yedik. Yemekte galiba saflığım biraz azaldı ve benden hoşlandığını anladım. Daha doğrusu gözüme soktu :)

Aynı akşam Bodrum'dan arkadaşlarının geldiğini, Alsancak'ta buluşacaklarını söyledi, illa beni de çağırdı. Eve döndük, telefonda konuşuyoruz, saat 3 olmuş, "bisiklete binelim mi?" dedi. Ben de hızlı gaza gelirim, hadi binelim dedim. O zaman hayatımın bundan sonraki kısmının hep böyle enerji dolu olacağını anlamıştım. 

Bisikletli, tatilli, konserli, tiyatrolu, yemeli, içmeli tam 2 yıl geçti. 1 ağustos 2010'da tanıştığımızdan beri sürekli beraberiz ve daha çok uzun yıllar beraber olmak için adımlamaya başladık.

2 yıldır yaşlanmadığımı, daha da gençleştiğimi hissediyorum. Bütün üşengeçliğimden, tembelliğimden eser kalmadı. Bir adamın tek bir gülüşü bütün günüme, bütün ömrüme yetiyor biliyorum. Hem çocukluğunu hem olgunluğunu ayrı seviyorum ben o elemanın. 

Nuran the gönül kadını.

xOxO

1 Ağustos 2012 Çarşamba

I Kask You.

Her şeyi Twitter'da paylaşınca sanki blog okuyucuları da biliyormuş gibi hissediyor insan. Ama öyle değilmiş. Domgünümde sevgilim bana kırmızı bir bisiklet ve red hot chili peppers konser bileti almıştı. İkisi de çığlıklarla sevindiğim hediyelerdi. RHCP biletlerimiz şimdilik uykudalar, uyanacakları günü, 8 Eylül'ü bekliyorlar. 

Ama sevgili kırmızı bisikletim Hector, ilişkimizin 3. kişisi haline geldi. Uzak kaldığımda sevgilimi ayrı Hector'u ayrı özlüyorum. Bisiklete binmek inanılmaz zevkli. Bir de trafik sorunu olmasa. İzmir'de bisiklet yolları olmadığı için trafikte bisiklet binmek zorunda kalıyoruz. O da inanılmaz tehlikeli olabiliyor. Çünkü şoförler yollar sadece onlarınmış gibi davranıp size gıcık olabiliyor. Böyle konusunca sanki her akşam Urla'ya, Foça'ya gidiyormuşuz, İzmir'i bir ucundan diğerine karışlıyormuşuz gibi hissettiniz di mi? Hahaha yok öyle bişi. Bisikletle anca arkadaşlarımızın evine, Forum Bornova'ya ve Ege Üniversitesi Kampüsü'ne gidebiliyoruz. Ama buralara giderken bile trafiğe maruz kalıyoruz. 

En son sevgilimle bisikletleri bağlayabilmek için kilit aldık ve onları alırken kask alalım araştırıp diye konuştuk. Bugün bizim tanışma yıldönümümüz. Bugün için bir hediye düşünürken aklıma kask geldi. Sevgilimi tanıyanlar tambi metalci, tambi kurukafa aşığı olduğunu bilir. Nette küçük bir araştırmayla kurukafalı kasklar buldum. İzmir'de de yerleri vardı ve hemen gittim aldım. Bisiklet malzemesi almak isteyenler için, Delta Bisiklet, 1. Kordon'da, Liman'dan Alsancak İskeleye yürürken solda.

Kasklarımız inanılmaz güzel. Bu akşam test sürüşüne çıkıyoruz. Çocuk gibi heyecanlıyım. Artık uzun mesafe yolculuklara çıkabiliriz. Uzun mesafe dediğimde Bornova- Karşıyaka olabilir, Bornova- Alsancak olabilir. Eğer yeterli kondüsyona ulaşırsak seneye Foça'ya ya da Urla'ya gidebiliriz :)

Bisiklet candır, bence beni okuyan herkes bisiklet alsın, blog bisiklet etkinliği yaparız.