20 Kasım 2013 Çarşamba

Allahını Seven Üzerime Enerji Atsın.

Eskiden, çook eskiden, buralar daha dutluk iken, o çirkin bloglar ve bloggerlar buraları ele geçirmemişken, küçük bir zümreydik burada ( şair meslegine gönderme yapıyor), her gün bir şeyler karalar, karalananları okurduk. Çok uzun zamandır herkesin üzerinde bir ölü toprağı vardı. Bakıyorum silkinmeler başlamış. İlk önce Gutu'nun ardından Loreathan'ın birşeyler yazması beni gaza getirdi. 

Düşündüm ne yazsam diye, hiç bir şey bulamadım. Eskiden havadan sudan bahseder dururduk. O yüzden geleneği bozmayalım değil mi canım :) Ben burada yokken neler oldu biliyorsun zaten. Hayatımda değişenler ve değişmeyenler var. Mesela kuaför buldum kendime. Aylardır düzenli olarak tek bir kuaföre gidiyorum. Hala kilo alıp veriyorum. En son Gutu'yu gördüğümde fena gaza geldim. Yüzmeye devam ediyorum halim oldukça. Bugün yüzmeye bir de yürüyüş ekledim. Ama 7 saat dersin üzerine 1.5 saat yürüyüş beni eşekten düşmüş karpuz gibi paramparça etti. Yürüyüşten döndüğümden beri koltuktan kalkmadım. Tuvalete bile gitmiyorum kalan son enerjim bitmesin diye. Durumum çok vahim. 

Bahsettim mi hatırlamıyorum ama Agustos'ta bir gece ansızın teyze oldum. Ansızın diyorum sanki 9 ay hamile bir ablam olmamış gibi ama o gece beni aradıklarında hastaneye gidiyoruz diye inanmadım. 9 ayını doldurmuş bir anne adayından kanıt istedim. Hastaneden fotograf çekip yolladılar, ama ona da beni kandırmak için yapıyorlar diye inanmadım. Neyseki sabah apar topar yetiştim ve Ayris ilk gözünü açtığında oradaydım. Adını ben koydum, çok güzel bir isim değil mi? Evet çok  güzel. 

Bunların dışında hala akıl sağlığını korumaya çalışan bir öğretmenim. Bu arada biliyorsunuz pazar günü öğretmenler günü, ve biz de okul programı için bir dans gösterisi hazırladık. Vals yapacağız. Çalışmalar boyunca anladım ki ben bir odunum ve sağım solum hala yok.

Gene kaynana Semra'nın da dediği gibi daldan dala daldan dala oldu ama ne yapalım. En azından bir ce ee demiş oldum. 

Bundan sonra daha sık yazmaya, sizi bunaltmaya karar verdim. Back to old days fellas, wait for it.

Xoxo

Nuran the Yenidoğan ünitesi

29 Ağustos 2013 Perşembe

Gökşen & Timur Wedding Story

2. ayını geride bırakırken evliliğin, poposuna vurduk teletubbylerin.





Special thanks to Serin Üçer :)

18 Ağustos 2013 Pazar

The Düğün

Evlilik hazırlıkları ile ilgili yazdığım postlarda size sıkça nasıl hiç bir şey yapmadığımdan bahsetmiştim. İki rahat insan olarak durduk durduk, düğünümüze katılıp çılgınlar gibi eğlendik. Pek çok ayrıntıya takılmadığımız için her şey beklediğimizden çok çok daha iyi oldu diyebilirim. Bizim için önemli olan bazı şeyler vardı, onları da aylar öncesinden halletmiştik zaten. Genelde takip ettiğim Türk bloglardan hiç bir şekilde yararlanamadığımı defalarca belirtmiştim, pinterest ve yabancı evlilik blogları inanılmaz işime yaradı diyebilirim. Tabi bir de zevkine hayran olduğum tasarımcı sevgilimin olması kısmını atlamamam lazım. Evleneli 1 ay olduğuna göre deneyimlerimi artık paylaşabilirim :)

Düğün Mekanı : İzmir'de açık hava düğün yapabileceğiniz yerler genellikle Narlıdere tarafında ve biz Bornova'da yaşadığımızdan bizim için Narlıdere seçenek bile olmadı. Kafamızda tek bir yer vardı, Murat Köşkü.
                                              

 Direk gidip oradan tarih aldık. Bornova'da yaşayanlar bilir Murat Köşkü Ege Üniversitesine bağlı, lokal tadında bir yer, kocaman bir bahçenin içinde eski bir köşk. Etrafı ağaçlarla çevrili olduğu için dışarıdan soyutlanmış bir mekan. Süslemesi, el buketi, damat ve sağdıç yaka çiçekleri, kamera ve fotograf ( düğün akşamı için) hepsi sundukları pakete dahildi. Yemek menüsü çok zengin değil ama düğünün yemek yeme yeri olmadığını düşündüğümüz için bize gayet uygundu. Köşk Spesiyal diye bir ana yemekleri vardı, biz onu seçtik ve gelen her misafir yemeklere bayıldığını söyledi. Evleneceklere kötü bir haber, 2014'te artık organizasyon yapılmayacak burada. 

Gelinlik: Benim hayalim hem kabarık, Vera Wang tarzı bir gelinlikti, ama nedense hiç kabarık gelinlik denemedim, bana çok prenses işi geldi. O yüzden yarım balık modelinde karar kıldım. Gelinliğimi yabancı bir sitede gezerken buldum, fotografını gelinlikçime verdim ve bunu istiyorum dedim. O kadar şanslıyım ki yakın bir arkadaşımın annesi bir gelinlikçi de terziydi ve hiç uğraşmadan onlara diktirdim gelinliğimi. Bir çok gelinlikçide duvak, el buketi, kesesi, tacı hep ekstradır ama benim diktirdiğim EgeCan Modaevi'nde hepsi pakete dahildi. Ve gerçekten verdiğim fotograftan daha güzel bir gelinlik giydim.

                                          


Damatlık : İşin en kolay kısmı damatlık bence. Hele de benim sevgilim gibi ne olursa giyerim diyen bir sevgiliniz varsa. Bütün damatlık serisi olan mağazaları gezdik, en son Hatemoglundan damatlık, gömlek, ayakkabı ve kemeri aldık, Timur kuşak bağlamak istemedi, ben de sevmediğimden kemer aldık. Sevgilim tambi metalci olduğundan geri kalan ayrıntıların kuru kafalı olmasını istemiştim ben, hatta düğün konseptimizde kuru kafa gibi oldu. Papyonunu E-Bay'den sipariş ettim, kol düğmelerini de asos.com'dan aldım, kuru kafalı papyon pek hayal ettiğimiz gibi gelmedi, İzmir'deki düğünde takti ama.

                                                          

Gelin Aksesuarları ve Gelin buketi: Gelin çiçeğime açıkcası çok önem vermedim, çiçek tutmak bana çok aptalca geliyor, ama adettendir deyip yaptırdık. Mekandan sordular ne renk oldun diye, düğün rengimiz ağırlıklı mor olduğundan onu da mor istedim. Bir tek çıkarken ve çiçeği atarken gördüm çiçeğimi. Hatta gelin çiçeğini atmadan baya bir aradım çiçeği, nereye koyduğumu unuttuğum için. Ojelerimi lila istedim, ona da 2 gün önce karar verdim, Sally Hansen'ın Extreme Wear Lilac ojesini sürdüm, yüzük turnaklarıma da ablamın aldığı kuru kafaları yapıştırdık. Kuru kafalı aksesuarın tüm gün durup düğünden önce ikisininde düşmesi süper oldu yalnız :) Gelin tacımın hikayesi baya ilginç mesela. Ben daha retro bir taç istiyordum, ama gelinlikçilerde genelde aynı tarz taşlı taçlar vardır. Hatta taç bile istemiyordum, bir yerde gelinlik denediğimde kullandıkları taçtan sonra gelin tacı olmasına karar verdim. Gelinlikçime anlattım, bulabilirsek bakarız dediler. Bir gün provaya gittiğimde bir taç vardı, oleeey bulmuşlar dedim, gelinliği denedim, eee tacı napıcaz dediler, eee bulmuşsunuz dedim, meğerse benim gördüğüm taç döküm taçmış, baya eski bir taç ve sadece teşhir için kullanıyorlarmış, ama düğünde kullanmam için bana verdiler :) Gelin ayakkabısına gelince ben hep sandalet giyeceğim demiştim, topuklu ayakkabıyla aramız çok iyi değil, ve o gün eziyet çekmek istemiyordum, ablamın düğününe aldığım ve sadece 3 kere giydiğim taşlı bir ayakkabım vardı, ve çekimler için giymeyi planladığım pudra melissalarım vardı. Ben de gittim kendime gümüş rengi bir sandalet aldım. Bilecik düğününde 1 saat falan melissa giydim ama İzmir'de sadece sandalet giydim, kimse de ayakkabılarımı görmedi, çok rahat ettim açıkcası. Sırf topuklu bunun olayı diye o geceyi eziyete dönüştürmeyin derim :) 

Gelin Saçı / Makyajı : Buradan "bir kuaförüm bile yok anlıyor musun?" çağrıma simplepresenttense yanıt vermiş ve beni kuaförü Kadir'e yönlendirmişti. Bu arada bilmeyenler için biz ailelerimiz farklı şehirlerde yaşadığı için 2 düğün yaptık. Bilecik'teki düğünde saçım yandan dağınık örgü gibiydi, İzmir'de ise retro bir topuzdu. Açık söylemek gerekirse ben ilginç bir şekilde Bilecik'teki saçımı daha çok beğendim, çünkü topuz bana göre değil. Makyajımı da Bilecik'te normal makyaj yapıldı, İzmir'de porselen. İkisi de güzeldi bence, ama şimdiki aklım olsa kırmızı rujdan kaçınırdım.



Düğün Fotografları : Fotografçı konusu bizim için cidden çok önemliydi. Piyasada 500 tl'ye bile düğün fotografı çeken "fotografçılar" var. Ama ortalık hülyalı bakıştan geçilmiyor. Baya bir araştırma yapıp, ZMYASASİZİNLE 'ye karar verdik, inanılmaz eğlenceli bir çekim oldu ve ortaya çıkan işe biz ve tüm bizi tanıyanlar bayıldı :) Evleneceklere tavsiyem fotograf çekiminizi sakın aynı gün yapmayın, piliniz bitiyor, cidden yorucu bir iş çünkü. Düğün klibimizi bir arkadaşımız çekti, henüz hazırlanmadı ama güzel bir şey çıkacağından eminim. Bu arada Murat Köşkü'nün anlaşmalı fotografçısı Agora Fotografçılık. Bizi aramışlardı düğün çekimlerimiz için, fakat biz ZMYASA'da karar kıldığımız için onlarla çalışmamıştık. Düğün akşamımızda ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anladık. Mekandaki fotografları onlar çektiler, elemanlarının tavırlarına kötü demek bile hata olur. Hiç profesyonel değiller. Gündüz süper bir fotografçıyla çalışınca aradaki farkı çok iyi anlayabiliyor insan.


Davetiye ve Düğün Hediyesi : Düğün konseptimiz davetiyemizle birlikte bir anda kuru kafa oldu ki ikimizde severiz kuru kafayı. Biz daha nişanlanmadan düğün davetiyemize karar vermiştik, plak şeklinde olacaktı. Düğüne yakın tasarımını sevgilim yaptı, aslında orjinal plak yapmayı çok istedik fakat bize baya pahalıya patlayacağı için vazgeçtik. Düğün hediyelerimiz de davetiyemizden yola çıkarak bardak altlığı yaptırdık. Herkes için kullanışlı olsun istedik, 2li şekilde süslemesini kendimiz yaptık evde, tüle sarıp mor ve sarı kurdelalarla süsledik. Gelen herkes çok begendiğini söyledi. Kendi evimizde de kullanıyoruz şu an.



Düğün Çerçevesi : Son zamanlarda moda olan çerçeveden ( şu elde tutulan) yapacaktık biz de, misafirler için anı olsun diye, sonra okuldaki süper yetenekli 2 resim öğretmeni arkadaşım, 2 günde bize mükemmel bir çerçeve hazırladılar. Konseptimize cuk oturdu. P.S : Çerçevenin içindeki göbekli 1 hafta içinde doğum yapacak ablam olur :)


Giriş, İlk Dans ve Pasta Şarkısı : İki düğün yaptığımız için tekrara düşmek istemedik ve 4 tane ayrı şarkı seçtik, Bilecik'teki kitlemiz daha akraba olduğu için Türkçe, İzmir için yabancı şarkı seçtik. Bilecik'te giriş şarkımız Göksel'den Senden Başka ( dans ederek girdik salona), ilk dansımız İncesaz'dan Fikrimin İnce Gülüydü, pasta Şarkımız da Bruno Mars - Marry You oldu, İzmir'de ise giriş şarkımız Bruno Mars - Locked out of Heaven, ilk dansımız Minnie Riperton- Loving You ( Şıpsevdi reklamından hatırlar herkes bu şarkıyı) Pasta şarkımız da Christina Aguilera - Candy Man'di. İzmir'deki girişimiz çoook güzel olmuş, ama düğüne dair hatırlamadığım tek an girişimizde, heyecandan mı yorgunluktan mı yoksa üst üste içtiğim Baileys'den mi bilemiyorum :)

 Bunlar düğün gününe dair aklıma gelen, bizim için önemli olan ayrıntılardı. O gün ikimizde çok yorulmamıza rağmen o kadar eğlendik ki. Düğün sonrası Rock 'n Beer'da kendi aramızda bir after party yaptık, bütün arkadaşlarımız o gece yanımızdaydılar ve her anımıza tanık oldular. Çok heyecanlıydım ama her anın tadını çıkardım. Düğünden sonra herkes "hiç bir şey hatırlamıyorum düğüne dair" der, ben iki düğünün de her anını hatırlıyorum, İzmir'deki girişimiz hariç :)

Evlenenlere tek tavsiyem, ne kadar rahat olup, koy poposuna rahvan gitsin derseniz her şey o kadar tıkırında gidiyor :)

Ayrıca o kadar fotografçıya rağmen en sevdiğim fotograf bir arkadaşımızın çektiği, profesyonel olmayan ama mükemmel olan bu fotograf  ve Timur'un nikah memuru soruyu sorduğunda "en az 3 çipetpet" demesi :)


4 Mayıs 2013 Cumartesi

Saça Keratin Yükleme

Eğer beni yazmaya başladığım ilk günden beri takip edenler varsa kuaförlerle yaşadığım kötü deneyimlerimi bilirler. Saç uzatmaya çalıştığım, her kuaföre gidişimde hüsranla ayrıldığım için kuaförlerle arama baya bir mesafe koymuştum. Hatta şöyle söyliyim 10 yıldır İzmir'de yaşıyorum ve bir kuaförüm bile yoktu, anlıyor musun? Aslına bakarsanız çok eksikliğini de hissetmedim. Zaten 6 ayda bir ucundan saç kestiriyorum, 3 bilemedin 4 ayda bir saç boyuyorum, ne gerek var ki kuaföre diyordum. Ta ki düğün için güvenebileceğim bir kuaför ihtiyacı ortaya çıkana kadar. 

Düğünde saçımı kime yaptıracağım? sorunuyla birlikte nette kuaför aramaya başladım. Google'a hemoroid yazdığınızda bile ilk çıkan site olan Kadınlar kulübünden baya bir kuaför ismi öğrendim. Sonra bir kaçını aradım, aralarından eleme yaptım, kazanana saçımı kestirip tasdikleyecektim. Yannız saç kestirip düğün saçına karar vermek nasıl bir kafaymış, kendimi de tebrik ediyorum. Sonra bu kuaför işini twitter'a yazdım, ve derdime derman işte simplepresenttense kız oldu. 10 yıldır Bornova'da gittiği kuaföre yönlendirdi beni. Bir pazartesi elimde kuaför listersi düştüm yollara. Gidip kuaförlerle görüşecektim. İlk kuaför olarak Simplepresenttense'in önerdiği Kadir'e gittim. Biraz konuştuk, sonra "o zaman saçımı keser misin" dedim ve oturdum koltuğuna. Saçımı kesti ve bilmem inanır mısınız bence makası bana çok yaradı, saçım hızla uzadı ve gürleşti. Sonra geçenlerde de boyaya gittim, düğün öncesi bir renge karar verip saç rengimi oturtmak istiyorum çünkü. Daha önce denemediğim bir şeyi yaptırdım, sonuçtan inanılmaz memnun kaldım. Oradayken saça keratin yüklemekten konuşuyorduk, Kadir'e boyadan sonra keratin de yükleyelim dedim, saçıma inanılmaz yaradı bu keratin. Saçımı boyadı, krepe balyaj attı. Sonra fön çekti saçıma. Normalde kıvırcık saçlıyım ve fönlenince saçlarım fare kuyruguna dönüyor, ama bu sefer baya baya gür gözükmeye başladı, kıvırcık saçta da aynı sonucu alınca dedim ki bu iş tamam.

Keratin yükleten bazı arkadaşlarım memnun kaldı, bazıları kalmadı, ama bana gerçekten yaradı. Düğünden önce bir kere daha aynı işlemi yapacağız. Normalde düğünde açık saç kullanmam saçlarım söner diyordum ama bu performansla giderse açık saç düşünebilirim. 

Yannız yolda para dolu cüzdan bulmuş gibi sevinçliyim, artık benimde düzgün bir kuaförüm var. Kadir'i de herkese tavsiye ederim, Bornova'da oturan varsa özellikle. Yeri Küçükparktaki yurt içi kargonun yanında.

XoXo

Nuran The Sırma Saçlı Kız

16 Nisan 2013 Salı

I Was Swimming Across The Sky.

Kaç sene oldu bilmiyorum ama yüzmeye başlayacağım dedim dedim ve başlayamamıştım. Baktım ki dedikçe olmuyor. Demeyi bıraktım. Seneler içinde önce mayomu aldım, sonra bone ve gözlük. En son raporu alarak 1 ay önce yüzmeye başladım. Yüzmeye demeyeyim aslında, yüzme kursuna başladım. Aslında çat pat yüzüyordum ama stil bilmiyordum. 

Dünya'nın en zor şeyi geliyordu bana 3 kulaç bir nefes olayı. İlk zamanlar cidden hiç bir zaman yapamayacağımı düşündüm. Çünkü yetenek konusunda gerçekten sıfırım. Ve üstün yeteneksizliğimle İlk 2 hafta yüzme hocasının beynine ismimi kazıdım, havuzun yarısını içtim, kolumu bacağımı tutmaz hale getirdim ama zafer benim :) Bugün hocam büyük gelişme olduğunu söyledi. 2 aya kalmaz Micheal Phelps ile yarışmaya başlarım. 

Şu an bir yunus gibi olmasa da bir su samuru gibi yüzüyorum. Henüz kıvraklığı ve estetiği edinemedim ama o da yakındır. 

Seni Yeneceğim Phelps.


Bir yengeç burcu olarak suyu çok severim zaten, bu 1 ayda ayrıca anladım ki sıkılmadan yapacağım tek spor yüzme. İzmir içinde yüzmeye gitmek isteyen varsa, kuru kesinlikle tavsiye ederim. Ege Kolejinin yüzme havuzunda kursu veriyorlar. Hocalarımız çok ilgililer. Yüzmeye gelin, yüzün bence.




14 Nisan 2013 Pazar

Rock 'n Rakunsella

Blog'un bana kazandırdığı nadide süpersonik arkadaşlarımdan biri Banyosuyu'dur. Kendini ne kadar yerse de 10 numara 5 yıldız kişiliğinin yanında, ultra becerikli bir insandır. En sevdiğim takılarım onun yaptığı takılar. Şimdi yaptığı takıların, broşların yanına yenilerini koydu. Ve Rakunsell the dükkanı açtı. Söylediği gibi bir acaip alışveriş mecrası. Bardak altlıkları, gözlükler her sey çok orjinal. Şimdi bir de çekiliş yapıyor, bence kaçırırsan pişman olursun. 




1 Nisan 2013 Pazartesi

Zalım Nisan.

Üniversiteden beri Nisan ayını iple çekiyorum sırf T.S. Eliot'ın The Waste Land şiirinin bir mısrasından alıntı yapabilmek için. "April is the cruellest month". 

Zalım Nisan, hayın Nisan. Aslında ben nisan ayını severim, yazın müjdecisi. Kıştan o kadar nefret ediyorum ki  altını çiziyorum vurgu için. Nisanın zalimliği geçiş mevsimini dibine kadar yaşatması. Sabah kalkınca o ne giyicem derdi var ya nisan ayında tavan yapıyor. Çizme giyemezsin, babet giyemezsin, çorap giysem mi düşünürsün, kazak mı? Hırka mı? Üzerime ince bir ceket mi alsam yağmurluk mu? İşte bunlar hep serdar ortaç usülü deli sorular.

Mesela bugün derigibiamadeğil bir pantolon giymiştim, biraz daha geç eve ulaşsaydım acile gidip pantolonu ameliyatla aldıracaktım. 

Nisan bu sene benim için çanların dingidongi çaldığı zaman. Son 2 aya girdik düğün sürecinde. Yapacak o kadar çok iş var. Ben kendime bilgisayarda, telefonda alınacaklar ve yapılacaklar listesi hazırlıyorum ama hiçbirini yapmıyorum. Dünyanın en rahat gelini ödülü bana gelebilir. 

Bir de beğenememe hastalığına tutuldum, fikirlerim çok çabuk değişiyor. Türk siteleri, blogları düğün hazırlıkları konusunda hiç yardımcı değil, her yer saten, gül, cupcake dolu. İlginç fikirler istiyorsanız en iyi yardımcılar yabancı bloggerlar. 

Evlenen bir kaç blogger'ın düğün hazırlıklarını okudum bir akşam. Retinam yanacaktı neredeyse. Karakteri olmayan bir sürü şey. İnsanlar kendilerini yansıtan şeylerden ne kadar uzaklaşmışlar. Moda neyse, neyi dayatıyorsa onu yapıyorlar. Birbiriyle kel alaka aksesuarlar, mobilyalar..

Kına mevzusuna hiç girmiyorum bilmiyorum fark ettiniz mi? Yıl olmuş 2013 hala bindallı giyen kızlar var. Bindallı nedir allaşkına ya. Ay böyle konuşuyorum sonra istemediğim şeyler oluyor. 

Her muhabbetim düğüne bağlanıyor değil mi? Aman napiyim şu an tek derdim bu. Bana taşlı şık bir sandalet lazım düğün için, bilen gören olursa haber versin lütfen. Ayrıca düğündür, nikah şekeridir, pastacıdır böyle ilginç fikirleri, tanıdıkları vs. olan varsa lütfen benden esirgemesin :)

Ay bu arada söylemeden edemeyeceğim, ben teyze oluyorum ^_^ Gelin olmak kadar heyecanlıymış bu teyzelik. Ağustos ayında bir gece ansızın bir kız gelecek bize. Teyzesi ilk iş bu emzikten alacak ona :)

Bu arad Game of Thrones başladı, Nuran the white walker kaçar.