saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2012 Çarşamba

Okulun Son Günü Ders İşlenmez.

En son okuduğum okulu bitireli neredeyse 5 yıl oldu. Koskoca 5 yıl geçmiş. İnsan diyor ki "kesin herşey değişmiştir". Benim gibi düşünenleri aydınlatayım. Hala bir şey değişmedi. Öğrenci milleti hala -3 yaş esprileri yapıyor, "son gün ders işleyecek miyiz?" diye soruyor. Tek değişen ben artık soran değil, sorulan kişiyim. Yoksa geri kalan her şey aynı. Ha bir de son gün serbest kıyafet mi geleceğiz okula sorusu var, tamamen unutmuşum.

Yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz tatil olacak diye kendimi avutmaya çalışıyorum. Zira street fighter'da dayak yedikçe enerjisi azalan Chun Li gibiyim. Her sabah kalkmak daha da zorlaşıyor. Neyse efenim. Tatil programım hayli kabarık. Cuma akşamı Ankara, oradan Eskişehir, oradan Bilecik, Oradan İzmit, oradan İstanbul ve tabi ki her güzel şeyin sonuyla İzmir'e dönüş.

Biliyorum 100 bin kere söyledim ama ben hiç Ankara'ya gitmedim. Çok heyecanlıyım. Çok uzun kalmayacağım, ama özellikle görülecek yerlere giderek nokta atışları yapacağım. Mesela ankaralı çok ünlü bir avukatı tavsiye ettiler. Gidip kendisini görüp, 3 noktalı bir atış yapacağım. Başka Ankaralı varsa aranızda, ya hemen konuşsun ya da kendi kaybeder. Nerelere gideyim mesela?

Kar falan yağıyor yurdun dört bir yanına. Garip geliyor bana. Şimdi gidip ölümcül soğuklarla hiç kazağım olmadan savaşacağım. Evet benim hiç kazağım yok. Beni boğuyor kazaklar. Boğuyordu daha doğrusu. İlk defa bu sene neden kazağımın olmadığını sorguluyorum.

Sorgulamak için artık çok geç tabi. Neyse şemsiyeyle çok haşır neşir olmayacağız. Tam bu satırları yazarken çay bardağını düşürdüm. Gidip parçalarını toplamalıyım. 15 gün yokum canlarım. Bence beni çok arayacaksınız.


25 Aralık 2011 Pazar

Oldu mu Bu Yaptığınız?

Şimdi biliyorum Spartan tekmesi atıcam falan dedim, azıcık gözünüzü korkutmuş olabilirim. Ama nerde espri anlayışınız? Yapar mıyım hiç? Ne zaman geldiniz de sizi üzdüm, kırdım. En minnoş blog sahibesi değilim ama, kendi çapımda tambi prensesim. Üzer miyim sizi hiç? Hadi bakıyım, yeni yıla kardeş kardeş girelim. Öperim hepinizi al yanaklardan.

Nuran the sevgi yumağı.

20 Aralık 2011 Salı

Çatlak Patlak Yusyuvarlak.


Bir dönem yediğim, içtiğim, gezdiği, gördüğüm ne varsa yazardım buraya. Gittikçe überalles tembel bir insan oluyorum. Tembel demişken, teyzemin çok komik bir hikayesi vardır, aslında teyzelerimin. En küçük 2 teyzem bir gün okuldan dönüyorlar, en küçük olanı biraz tembelmiş, öyle diyorlar ben onların yalancısıyım. Neyse ondan büyük teyzemin sınıfından bir çocuğu dövüyorlarmış, teyzem de koşup yardım etmiş. Ç ocugun kalmasına yardım ediyormuş ki yerde yatan, dayak yemiş çocuk, teyzeme bakıp "sseeennniiinnn kaakaaarrdddeeşşşiiinn tüüümmmbeeeel" demiş. Bizim ailede sürekli geyiği dönen bir mevzudur bu.

Bu aralar ben de sabahları uyanıp aynada kendime "seeeennnn tttüüüümmbeeelllsssinn" diyorum, ama cidden tembelim. 1 ay sonra sömestr tatili başlıyor. Resmen iple çekiyorum.

Okulda yeni yıl çekilişi yaptık, ingilizce bölümünde, girdiğim 2 sınıfta ve serviste. Bu demek oluyor ki tam 4 kişiye hediye almak zorundayım. Buna bir de hediye alınacak özel insanları eklersek, göreceğimiz şey sıçtın mavisidir.

Bu arada yılbaşında napıyorsunuz?

17 Ekim 2011 Pazartesi

Merhaba Ben Kuş.

- bazen mideme bir ağrı giriyor, çıkmıyor. işte o zamanlar yemeden içmeden kesiliyorum, aşıkmış gibi. ama aşık değilmiş gibi de aynı zamanda. canı sıkkın gibi ama aslında mutlu gibi. kafası karışık gibi de olabilir aslında. neden olduğuna çok takılmıyorum. şu an benim için önemli olan tek bir şey var o da midemdeki ağrı. arada kalbime de vuruyor. garip işte.

- yaşıtlarımın evlenmesine ses çıkarmıyorum fark ettiyseniz. ama çocuk yapıyorlarsa orada tavrımı koyarım, sakin ol şampiyon derim. çocuk ne lan?

- bundan 1 yıl önce falan baya baya evlenmek istiyordum ben de her genç kız gibi. hatta öyle istemişim ki erkek arkadaşım arkasına bakmadan kaçtı. elmyra gibi "seninle evlenicem, seni hep sarıcam, sıkıcam" modundaydım. ama herşeyin zamanı varmış bence. evlilik artık yaş olarak yakınlaşsa da mantık olarak uzaklaşıyor her geçen gün. biri tencere-tava muhabbeti yapınca bana gelenler geliyor, durmuyor.

- üstünden çok zaman geçti, söylesem de bi işe yaramaz ama ben söyleyeceğim. yazın kuşadası'nda tatildeyken 1 gün de efes ve şirince'ye gittik, efes'te bildiğin o eski zamanları, spartacus'leri, kleopatra'yı falan canlandırdılar 10-15 dk'lık bir atraksiyonla. şimdi eğer derseniz merak ettim ve beni deliler şey yaptı, gidin görün. ( şey yapmak?)

- insanın soyadının kuş olması çok garip bence.

- mesela geçen yıl eğer bilseydim bu olayın yaz yağmuru tadında geçeceğini, çocugu da o kadar korkutmazdım, kendime sakin ol şampiyon ona da arkana yaslan evlat derdim. hayat işte.

- bu arada anasınıfı kapısında gördüğüm eski sevgilinin sırrını çözdüm. bugün taşlar yerine oturdu.

- Walking Dead sevenler yeni bölüm taze taze çıkmış, en son kustuğum yerden devam ettim ben, bir değişiklik yok, adam hala şerif şapkasıyla geziyor, diğer adam hala onun karısını istiyor, bir de hala zombiler var.

- bazı geceler çok sıkıcı, bu gecede onlardan biri bence. Saat geç olmuş yatmak lazım, yarın mıntıka nöbetim var.

- bu arada hava soğuk ya, hani bizim popomuz donuyor ya, 7-14 yaş arasına bir şey olmuyor, hala incecik hırkayla geziyorlar.

- neyse canlarım, şimdi benim ne giyeceğime karar verip, onları çıkarıp, sandalyenin üzerine koyup, makyajımı çıkarıp, dişlerimi fırçalayıp, kremlenip yatmam lazım. yoksa sabaha kadar sizinle konuşmak isterdim. ağlasam sesimi mısralarımda duymanızı isterdim ama geç oldu.

Haydi biiiiissss.

30 Haziran 2011 Perşembe

Kokteyl Havasında Geçiyor Günler.

-Kokteyl falan deyince elimde içkim eller havaya gezdiğimi düşündünüz değil mi? Sağ gösterip sol vurmaktır bu. 2 haftadır oturarak yemek yediğim bir elin parmağını geçmez. 3 farklı yerde derse giriyorum, yani İzmir'in 3 farklı semtinde. 3'ünün arasında savrulurken kahvaltımı, öğle yemeğimi ve akşam yemeğimi yiyorum, yürürken. Yemek kısmı kolay ama bir kere ayran içeyim dedim o beni mahvetti. Tshirtüm restoranların menüsüne döndü.

- Benim gibi tembel bir insanın bu tempodan rahatsız olması gerekirken ilginç bir şekilde ben çok mutluyuum.

- Çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için bir adım attım, öğrencilerimden biri ses mühendisi ve bana bir şan hocası ayarlayacak. Şan derslerine başlayacağım :) Tek rakibim Ömür Gedik.

- Ders verdiğim kursun olduğu yerde minnacık bir büfe var, tam köşede. Sevgilim adamın X5'i olduğunu söylediği günden beri alışverişi kestim. Sanki her aldığım püskevitle x5'e katkıda bulunuyormuşum gibi geliyor.

- Hani bir şarkı takılır ya, kafanızda döner durur, uykuda bile. 2 gündür "a be kaynana" şarkısının esiriyim, intiharın eşiğindeyim. Şimdi bunu söyledim ya sizi de yanımda sürüklemek istediğim çok belli oldu mu?

Siz şu şarkıyı dinlerken ben de biraz uyuyayım. Uykusuzluk yüzünden dün akşam 1 bira ile yamuldum.

XoXo

Nuran The Eğitim Neferi




31 Mayıs 2011 Salı

Waiting Sucks

- 26 Haziran'da True Blood 4. sezon başlıyor, çok heyecanlıyım. Eric bebeğimsin.

- Bilinçaltı çok fena bi'şey gerçekten. Bilinçaltının nelere kadir olduğunu gördükçe gözümde Freud'un değeri daha da artıyor. Saçma sapan anlık bir şey düşünüyorsun, bilinçaltı onun bir parçasını alıyor ve rüyanda kullanıyor, ama çok saçma oluyor. Mesela birini düşündüm, havuza gidiyor diye, havuzda biliyorsunuz ki (Ege Havuzu) slip mayo şart, içimden olm sliple ne komik olur diye geçirdim, dün akşam rüyamda aynı kişiyi görüyorum slip mayoyla, evimizin bahçesinde güreş müsabakası varmış ona katılıyormuş, ne dersin buna şimdi?

- Düşündüm ki kadınlar ayrılıklardan sonra düzenlerini tamamen değiştiriyorlar, eski sevgiliye ait anıları yapabiliyorlarsa tamamen rafa kaldırıyorlar, ama erkekler öyle değil. Onlar düzene aynen devam ediyorlar, sadece başroller değişiyor. Bu genellemeyi 2 erkeği inceleyerek bulmamda benim sığlığımdan olabilir, ama bence böyle.

- Okulum bitti, haftasonlarım boş artık, nasıl keyfim yerinde anlatamam.

- Bu arada insanların denyolukları hala beni sinir edebiliyor. Yaş kemale erince denyolugun azalması gerekirken benim etrafımdaki oranı artıyor. Ama bendeki denyoluk azaldıkça ve sakinlik arttıkça "minare-dünya" mottosunu başarıyla gerçekleştirebiliyorum, ama yinede kısa bir süre sinir oluyorum.


- 1 sene eğitim sistemi ile ilgili çeşitli dersler alıp hala Talim Terbiye Kurulu napar, Milli Eğitim Şurası ne işe yarar bilmiyorsam hatta sınıfça bilmiyorsak bu eğitim sisteminin suçu. Geçen sınavda doğru yaptığım soruyu bu sınavda yanlış yaptım. Ayrıca biri bana söylesin Talim Terbiye Kurulu ne tırt bir isimdir!

- Facebookta herkes kedi fotografları ve videoları paylaşıyor, hem de hiç tahmin etmeyeceğim adamlar. Kedileri pek sevmediğimi herkes bilir, ama bu aralar cidden hepsine uyuz oluyorum. İnsanların gördüğü benim göremediğim ne var şu kedilerde anlamadım. Şimdi kedi severler panter emel gibi üzerime atlayacak ama sevmiyorum kedileri yapacak bir şey yok.

- Neyse minnoşlarım, boşverin bunları da sinerji oluşturun yaz gelsin. Dün izmir'de güneşli havada gök gürledi, yer küre noluyor g.tün başın oynuyor diye boşuna demiyoruz.

- Son olarak pazar günü outlet vari biyere gittik, Tolga, Çağlar ve ben. Bir sepetin içinde renkli renkli şeyler vardı. Ben de içini talan ederek kendime üzerinde astronotların olduğu renkli çok saykedelik bi tayt buldum. Ama bedeni kaç bulamadım. Tezgahtaki adama "bunda beden yazmıyor mu bulamadım" dedim, adam " yazıyor, 9" dedi, ben de "ee peki 9 beden neye tekabül ediyor" dedim, ama "o beden değil yaş dedi", "ee peki bana olur mu" dedim, "olur olur zaten evde falan giyersiniz" dedi. "Dedim gardaşş, gardaş dedim yok evde giymeyeceğim dışarıda giyeceğim", "vaaay" dedi adam, "neden" dedim, "çok marjinal" dedi. Çok denyosun demesinden iyiydi zira mazhar denyomusun kızım bu tayt ne dedi, sevgilim Peg Bundy'e benzemişsin dedi. O yüzden adamın " marjinal" demesi çok hoşuma gitti.

- Son demiştim ama bu cidden son bak. Metrodayız, pazar günü, Bornova'ya dönüyoruz. Karşımızda bir eleman oturuyor, kolunda joker dövmesi var, kocaman, kolunu kaplamış, altında "Canım Anam" yazıyor. WTF? Onu siz düşünün artık.

XoXo

Nuran The Canım Anam

19 Nisan 2011 Salı

Reha Muhtar Gibi Sağ Köşeden Kariyere Başlamak

- Melabağğ canım.

- Bu embesil blog sorunsalı yüzünden hala bloglara erişim namümkün. Dolayısıyla sıkıntıdan ve binbir hile ile okusamda yazmak içimden gelmiyor(du). "Obezlere şişko diyelim", "bekarlar nükleerden daha tehlikeli" gibi süperskimsonik açıklamaların yapıldığı bir ülkede blogspot'un açılmasını sağlayacak dikelçenin "blogspot" değil " blogspoRt"a yazılması size garip geldi mi? Bana gelmedi, hatta baya yerinde bir hareket oldu.

- Okul hala devam etmekte. Havalar ısınmadan benim bünye ısındığından okula kafama göre gidiyorum, sınavlara çalışmıyorum. Ama "zekiyim ama çalışmıyorum" insanı olduğumdan en yüksek notları alıyorum. Tabi umrumda mı? bence değil.

- Geçenlerde hayatımın denyoluğunu yaptım ve bir umut diyerek 34 beden bir pantolon denedim. Aslında denedim diyemem eğer bacağımdan geçseydi deneyecektim ama geçmedi. Ama 36 denedim, hatta denemekle kalmayıp aldım.

- Allegrande insanına Gtalk'ta diyet ve kilo verme üzerine aforizmalar yaptım, beyin gücü dedim, salla dedim, istediğini ye kilo ver dedim, sonuç: O uyguladığı Zeto diyetiyle 2 kilo verirken ben kendi bombastik fikirlerimle 2 kilo aldım.

- Bulduğu herşeyin önüne Vintage ekleyen insanlar, hepinize vintage ıslak odun hazırladım, haberiniz olsun.

- Asostan bi elbise aldım bir arkadaşımın düğünü için. 10 beden almıştım, herşey süper oldu ama korktuğum başıma geldi ve göğüs kısmı baya bi sıktı. Geri gönderip bi beden büyüğünü mü alsam, yenisini mi sipariş etsem göğüslerimi mi küçülttürsem derken yenisini almaya karar verdim. Yenisi eğer istediğim gibi gelirse küçük olan elbiseyi satıcam. İstediğim gibi gelmezse de büyük olan elbiseyi satıcam. Eğer ikiside olmazsa yeni elbise arayışına giricem.

- Yannız bu yaz katılmam gereken tam 4 düğün var. Yakınıyordum hiç arkadaşım evlenmiyor, hiç arkadaşlarımın düğününe gidemiyorum diye ama bunu kastetmemiştim. Teker teker gelin olm. Altını, elbisesi, ayakkabısı, saçı makyajı size çalışıcam bu yaz belli oldu.

- "Düğünümde hamile istemiyorum" dediğim bir arkadaşım dediğimi dinlemiş ve hamile :) Diğer arkadaşlarıma da buradan söyleyeyim, 2 yıl içinde hamilelik, lohusalık gibi tüm durumları bitirin, düğünümde hamile istemiyorum :)

- Madem seslenmeye başladım, bir çağrıda bloggerlara gitsin. O ne giymiş, bu saçlarını nasıl yapmış postları çok sıkıcı bence, o ne öyle hürriyet magazin sayfası gibi.

- Satırlarıma tambi yağmur şarkısı ile son veriyorum.




11 Şubat 2011 Cuma

Sümüklü Nuran.


Şu an çok fena sümüklerim akıyor. İki şarkıyı kapıştırıyorum. Biri beni salya sümük Demet Akalın'a döndürüyor. Diğeri ise "We can do it" kadınlarına. Çok hırpalanıyorum bu iki kadın arasında çok.


Hiç sümüklerinizi kolunuza sildiniz mi? Etrafta beni uyaracak bir anne yokken yapıyım anasını satıyım dedim ama yanlış zamanlama. Kısa kollu sweatshirt yüzünden koluma silmiş oldum. Sonuçta sümük bu yıkarsın geçer. Bu arada Demet Akalın ne keko kadındır ki ben kadının hem abi diyeninden hem de kekosundan çok korkarım. Fark ettiniz mi bilmem ama Demet Akalın'da sürekli "abiğğ" diyor. Demet Akalın'ın makyajsız hali ne fenaymış yalnız. Yıldız Tilbe'nin makyajlı halinden bile beter. Aklıma gelmişken Mustafa Ceceli benim kocam ya da sevgilim olsa istinasız kendimi asmıştım. Yumuşak sesli prensler ben de garip bir intihar eğilimi oluşturuyor. Şimdi kimse bana Mustafa Ceceli kim demesin, yemem ben.

Ben şimdi gidiyorum. Önce kolumu yıkayacağım. Sonra da yüce rabbime bana benzeyen bir kız çocugu vermesi için dua edeceğim.


P.S: pipili küfür eden kadınları da sevmiyorum.

9 Ocak 2011 Pazar

Herkese Benden Çay, Şakir'e Yok.


- Biliyorum beni çok özlediniz, hepiniz "ah nerede vah nerede" diye şarkılar söylüyorsunuz. İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım.

- Hem eğitmek, hem eğitilmek inanın cidden zormuş, ama keyifliymiş. Eğiteceğim tipler artık sadece kreş çocukları değil, genç dimağları da zehirleyeceğim. Twitter'dan takip edenler biliyorlar, etmeyenler için bir de buradan yayın yapayım. Bir dershanede demo ders anlatmıştım, ve benimle çalışmayı istediklerini söylediler 2. sunuma gerek kalmadan :)

- 2011 benim için süper başladı, öyle de devam ediyor. 2011 benim yılım diye herkese söylüyorum, hiç bu kadar hayatımdan, aldığım kararlardan emin ve memnun olmamıştım.

- Bu hafta sonu okulda sunumum var, yardım için bir kolejde çalışan İngilizce Öğretmenine ihtiyacım var, var mı aranızda?

- Aranızda peki ***** çikolatalı gofret sevmeyen ve benim gibi yazı özleyen var mı? Markayı mozaikledim, reklam almıyorum.

- Kulağımdaki rahatsızlık yüzünden doktora gitmiştim ya, bilmeyenler vardır tabi. Orta kulak enfeksiyonu oldum ben, kreş çocuklarında yaygın olan şey beni vurd
u o kadar kreş çocugu varken. Neyse işitme testi için sıra beklerken üniversiteden cazgır mı cazgır bir kızı gördüm işitme testini bekleyenlerin arasında. "10 aylıktaki de can benimki de can" deyip bebeklere öncelik veren hemşireleri ve ailelerini azarlıyordu. Can çıkar huy çıkmaz, evlenenin poposu büyür lafları aklıma geldi, ahaha.

- Bu arada popo demişken, üniversitede bile büyük olan poposu ( kimin poposu? Cazgır kızın poposu, geriye gönderme yapıyorum.) bildiğiniz tanımlanamayan cisme dönüşmüş, hatta popoyu bıraksan ehliyet sınavına falan girer, o derece.

- Burdan da genele bir gönderme yaparak şunu demek istiyorum, allahım etrafımda bir tane de " herkes insan, o kadar kusur kadı kızında da olur, analarrrrr, babalarrrr siz de nasıl vicdan varrr" diyen insan yok. Mesela biri düşüyor ya, ben tekme atmaya gidiyorum ya, bakıyorum tüm arkadaşlarım orda. Bu da böyle bir anıdır.

- Bulgaristan'da doğan insanların " ee bende avrupa vatandaşıyım" demesi bir tek bana mı garip geliyor, lütfen biri söylesin.

- Bu arada 82 doğumlu Yılmaz Morgül'e olan hayranlığım Nihat Doğan aşkımı geride bırakıyor. Neden mi?



1 Aralık 2010 Çarşamba

Masallağğğ Masallaaağğ.

- Çok büyük fanı değilim ama deli gibi sahlep içmek istiyorum. Daha doğrusu, bir battaniye alıp, süper manzaralı bir yere gidip ki burayı biliyorum ama söylemem, sevgilime sarılıp sahlep içmek istiyorum. Yani neymiş sadece sahlep içmek değilmiş amaç.


- Bugün Hesionka'dan aldığım "biscuit" kolyemi taktım okula giderken, çocuklar bayıldılar, ders sonundaki teletubbiesler gibi sarılma ritüelimizde hepsi kolyeye ellediler gerçek mi diye, hatta aralarından 1-2 tane ısırmak isteyen bile oldu. (biyolojik saatim sus!)


- Pazar günü KPDS var, KPSS'deki çalıntı soru skandalından sonra OSYM adayları don-atlet sınava alma gibi bir uygulama başlatmış, çanta, takı, saat vs. herşey yasak, hatta kemerli tokalı kıyafet giymeyin bile diyor devlet. Sorular sanki sınav salonlarında dağıtıldı anasını satayım. Biz mi öküzüz devlet mi anlamadım.


- Konsere gitmek istiyorum, ama Orphaned Land konserine, 15 Aralıkta İstanbul'a geliyorlar, ve ben bir kez daha konserine gidemiyorum.


- Bu aralar metal damarım kabardı çok fena. Metal cidden ölmemiş bilader.


- Yılbaşı planları başladı mı? Biz de başladı, geçen yılki efsanevi Bodrum turundan sonra çıtamız çok yukarılarda, ama kadromuz çok sağlam, sayfiye yerleri bizi bekleyin yine. ( sayfiye?)


- Bir gün bana görücü gelirse shot tekila vericem kahve yerine. Ona göre gelin beni istemeye.


- allahım sen beni bir gün " çocugunuz zeki ama çalışmıyor" yalanını söylemek zorunda bırakma.


- 59.9 kiloyum, bu ne biri bana acıklasın, 60 desem çok 59 desem az, düz hesap 55 diyim de olsun bence.


- Bu arada biz yarın buluşuyoruz, duyan duymayan kalmasın.


Öperim.


Nuran the şişman hırsı olan kız.

19 Ekim 2010 Salı

Bir Hareketlenme Oldu Sanki?



- İşi gücü olmayan ama vakti de olmayan bir insan varsa o da benim ve size şu an el sallıyorum.

- Zeyneple sabah yürüyüşlerine başladık. 45 dk.ya yakın yürüyoruz, sonra da teyzelerin tepesinde komik görüntüler verdiği aletlerde takılıyoruz. Ama gayet iyi görüntüler veriyoruz. Beni çekip facebook'a koymak isteyen bir sevgilim var ama daha o kadar ölmedik :)

- Dün spor sonrası Zeyneple "süperiz, enerjiğiz, tambi aktif sportifiz" diye konusuyorduk, bu sabah ikimizinde ağrımayan tek yeri kulak arkalarıydı, ama durmak yok yola devam diyen badem bıyıklıyız ikimiz de.

- Bu akşam Almanca kursu için bir toplantıya gidiyorum, ortaokuldan beri almanca 2. yabancı dilim. İnsanların İngilizce için "Anlıyorum ama konuşamıyorum" tırt bahanesini ben de almanca için kuruyordum, artık Ich komme aus der Turkei'dan öteye gidebilirim.

- Cumartesi günü İngilizce Öğretmenliği için formasyonumda başlıyor, sabah 9 akşam 7 can mı dayanır? Pek ders asmayı düşünmüyorum diyorum, ama eminim sabahın 7sinde kalkıp asla Buca'ya gitmem, I believe in myself :)

- Bu arada 2 senedir sürekli havuza gitmek için konusuyoruz, ama çokta büyük olmayan popolarımızı kaldıramıyorduk. Bu sefer gazı veren sevgili oldu, bakalım ona da başlıyoruz bu hafta.

- Benimde artık bir Bucket list'im var, biraz sığ ama olsun, hafta hafta hepsini hazırladık, gerçekleştirmek içinde adımları atıyoruz.

- KPDS için çalışmaya da başlamam lazım, hatta bu yazı bitsin oturup 2 test çözeyim.


Kingo Pre-schoolo :)

- Bu arada 2. anaokuluma da dün başladım. Resmi olarak ilk öğretmenlik deneyimim bu. Geçen hafta ilk anaokulunda 5/6 yas ve 3/4 yaşa derse girdim. 5/6 yaş süperdi, sözümü dinlediler, derste eğlendiler. Ama 3/4 yaş beni hayattan soğuttu. Çok komikler ama, enerjileri tavan veletlerin. Dünkü okulda otorite problemi yaşadım, ders saatlerim kısaydı, çocuklar çok yaramazdı.

Öğrenciler ile aramda çok garip muhabbetler dönüyor, yanlarında gülemiyorum ama aklıma geldikçe evde kopuyorum. Çocuğa diyorum ki " Berk hadi ingilizce merhaba de bize", Berk bana " İngilizce merhaba diyor" :), güler misin ağlar mısın.

Kim ilk söyleyecek diyorum, hevesle parmağını gözüme sokuyor eleman, örtmenim ben ben diye, hadi sen söyle diyorum, omuz silkip söylemicem ben diyor. Naparsın buna :)

Dün bir çocuk çişe gitmek için izin istedi, iyi git dedim, gelmiş bana pantolonumun düğmesini açın diyor :) Açtım, gitti çişe, geldi kaparmısınız diyor ama elemanın göbekten kapanmıyor düğme.

Çok komikler çok, gerçekten eğleniyorum :) Ben günde 1.5 saat katlanıyorum ama bu gürültüye, tüm gün olsa şimdiden intihar notu bile bırakmadan asmıştım kendimi :)

- Bu arada yeni nesil ebeveynler çocugumuzun adı ilginç olsun diye bokunu çıkarmışlar, çocuklar isimlerini söyleyemiyor :)

- Bu arada Hesionka ve Loreathan'in malikanesindeki Cadılar Bayramı partisine gitmek istiyorum, bu Cuma'ya kadar beklediğim bir haber var, gelsin hemen biletimi alıcam, Hello Kitty olmak istiyorum, ama gecen yıldan çalıntı bir fikrimde yok değil :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

Herkes Kendi Koyununun Bacaklarından Sorumlu

Bugüne kadar hep yaptığım şeylerde ilk parmakla gösterdiğim, " aaaa, ne yaptın" dediğim kişi kendim olmuşumdur. Bir çok şey yüzünden kendimi sorumlu tutmuşumdur. Mesela bir adamla ömrümü geçirmek, onunla yaşlanmak istiyorum diye herkesten, herşeyden çok kendime eziyet ettim. Sanki onca yıl sonra istediğim çok tepeden inme birşeymiş gibi. Ya da hayattan, insanlardan beklentilerim yüzünden hep kendimi suçladım. Neden elimdekiyle avunamıyorum diye yedim durdum kendimi.

Ama bugün anladığım şey benim ve beklediklerimin aslında çok yerinde olduguydu. Kim, hangi hakla daha azıyla yetinmemi isteyebilirdi ki benden?



Beklentilerimi karşılamayan kişiler ve durumlara yanmaktansa, o durumları ve kişileri geride bıraksaydım, beni die çekmelerine izin vermeseydim kesinlikle şu an Ayşecik gibi kordon boyunda dans ederek aşk şarkıları söylüyordum.

Yaşanan herşeyin bir bedeli olur. O bedeli ödemeden yoluna devam etmek otobana para ödemeden girmek gibidir ve muhakkak birileri plakanı tespit eder. Ve sonunda polisle muhattap olursun, er ya da geç cezanı çekersin. Tüm bunlardan muaf olmak için yapılması gereken tek şey yavaş yavaş ilerlemek, iç yolculuğunu yapmak, tüm bedelleri bir alışveriş-bir fiş edasıyla ödeyip yoluna devam etmektir.

Benim iç yolculuğum çok öncelerde başlamıştı. Hayatımda yerinden oynayan taşlar vardı. 3.1 olmasa da 2.8 ile sallanmak yetti oynayan taşların yerinden kalkmasına. Mucizeler beklemedim mesela, bir sabah uyanıp başkasının hayatını yaşamak gibi. Mucizeleri aşıp gerçeklere inanınca herşey yerine oturuyor zaten.

Yavaş ama emin, güzel şeylerin gelmesine izin verdim başıma, hatta pozitif enerji falan diyenlere bile inanıp hepsini ben çektim hayatıma.

Duygularımla hareket ettiğim için kendimi suçladığım her günü tersine çeviriyorum. "Ben buyum" cümlesini ayna karşısında o kadar çok tekrarlıyorum ki kendime bu günlerde, ve tekrarladıkça kendimi daha çok seviyorum.

Ve aynada benim gördüğüm kızı sevecek insanlarla dolduruyorum hayatımı. Kimseyi değiştiremezsin, kimse içinde değişmemelisin diyordu bir yazıda.

Kimse için değişmiyorum, sadece kendim için daha da güzelleşiyorum.


Haa şimdi bunları okuyup anlamlandıramayabilirsiniz. Ama benim için o kadar anlamlı ki şu an yaşadıklarım, hissettiklerim, siz de ilin istedim.

Hayat rahat güzel, rahat insanlarla güzel.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Zilleri Takıp Çıkı Çıkı Yapma Zamanı.

Bu yazıpta yayınlamadığım ki yayınlamazsam eğer 4. yazı olacak. Ama bunu yayınlarım sanırım.

Öncelikle part time anaokulu öğretmeni full time Kurt Cobain oldum ben. 4-5-6 yaşındaki veletler ve ben, müthiş karışım. Huni mi takarım zil mi pek bir fikrim yok. Yalnız Loreathan bana " çocuklar sana öğretmenim biz nasıl olduk? derlerse ne cevap vereceksin" diyene kadar hayat bana o kadar güzeldi ki. ama şimdi etrafımda kara bulutlar geziniyor. Resmen depresyon hırkamı giydim. Kafamda bir kaç cevap var ama hepsinin gereksiz sonuçları var. Mesela ;



- Evladım seni leylekler getirdi sıcak bir yaz gününde, sizin çatıda dinlenirken seni bacadan düşürdü. Annenler de aldı, besledi büyüttü.

* Şimdi zamane veletleri o kadar zeki ki ben ona leylek falan dersem korkuyorum bana ön sevişmeden anlatmaya başlar diye. Bu leylek hikayesini mesela ben belli bir yaşa kadar yemiştim. Ama şimdikiler de çok zor.

- Çocugum annenle baban birbirlerini çok seviyordu, sonra sen oldun desem?

* Çocukta bu sefer sınıftan hoşlandığı çocuktan çocugu olacağını düşünüp travma yaşamaz mı? Fiksasyonların allahını yaşatıp çocuga tüm aşk ve cinsel hayatıyla oynamaya gerek yok.

- Ben belli bi yaşımda mesela öpüşünce çocuk olduguna inanırdım. Mesela desem annenle baban öpüştü, sonra sen oldun?

* Bu da aslında annen baban birbirini sevdi, sen oldunla aynı kapıya cıkıyor. Ömrü boyunca çocuk dogum kontrolünü öpüşmeyerek yapmaya kalkacak sonra al başına belayı.

- Dürüst olsam, annenle baban sevişiyorlar sen uyuduktan sonra desem mesela? Bir de parmağımla gösterip "ehihih" diye gülsem?

* Bu son söylemek istediğim şeyden sonra çocuk değil anne-baba fiksasyon yaşayabilir, sonra gelip beni fiksleyebilirler. Bizim çocuk geceleri uyumuyor, tüm cinsel hayatımız bitti diye beni hırpalayabilirler. Sevişemeyen evli bir çift atom bombası kadar zararlı olabilir.

Hiçbiri olmuyor, peki ben bu çocuklara ne dicem? Akşam elektrikler kesikti çalışamadım desem orta çağdan beri mi siz de elektrikler yok derler valla.

Sayın Loreathan olmasa şu an evde " are you sleeping, are you sleeping, brother John" diye geziyordum. Ama şimdi, peki şimdi?

Burdan kendisine sevgilerimi iletiyorum, kendisinin bir çocugu oldugunda gizli gizli çocuga bu soruları aşılamamam için beni nasıl durduracağını merak ediyorum.

Evladım sor bakıyım Loreathan babana sen nasıl olmuşsun :)

Loreathan Baba mı? WTF?

8 Eylül 2010 Çarşamba

Minareden Atlarım, Eee Sonra?


- Çamaşır suyunun dünyanın en iyi buluşu olduğunu düşünen kadınlardan oluşan bir ailede pasaklı bir insan olmak demek, Harlem'de yaşayan tek beyaz olmak demek, anlıyor musunuz? Bir adaya düştüğünde yanına 3. secenek olarak antibakteriyel jel almak isteyen bir ablam, bal dök yala evine "burası pislikten geçilmiyor" diyen bir annem var. Onlarında tüm yaz Akdeniz Akşamlarını söyleyip ateş başında gitar çalan bir kızları/kardeşleri var. Düşünün ne durumdayım?

- Saçlarımı kestirdim ve bir yanını bir kısım sarı yaptım, alışana kadar belgelemekten kaçınıyorum.

- Nerde o eski bayramlar diye klişe timini çağırıyorum Hesionka ile beraber :)

- Çeviri denen şey bildiğiniz ömür törpüsü, hele de benim gibi dünya-minare insanları için. Neyseki son 3 paragrafım kaldı.

- Bugün yakın bir arkadaşımın cafesinde geçici kasaya bakıyorum, daha pek bakmadım, ben çeviri yapıyorum, cafe sahibi kasaya bakıyor, adam sanırım benden bi cacık olmadığını anladı :)

- Bilecik tüm düzenimi derinden sarstı. Gece yatmak gündüz kalkmak bilmiyorum. Annemin beni postalamasına çok az kaldı hissediyorum.

- Bu arada referanduma " aman tatilimi bozamam" deyip oy kullanmayacak insanlar var, hem de 2010 Türkiye'sinde, fucking idiots.

- Facebook'ta Yılmaz Özdil yazısı paylaşmayanları dövüyorlarmış, ayrıca burda kızlar teklif ediyormuş.

- Beyinsiz Politika diye bir şey duydunuz mu? Duymadıysanız Kılıçdaroğlu ve Tayyip'i bi dinleyin derim.

- Bu postu Hesionka'nin yolladığı gece gece beni öldüren fotografı ile bitirmek istiyorum. Ve kendisine burdan mesajı veriyorum. " Yapma etme, bunlar yüzünden bulucam bi Aytek, evlenicem satılık yazısının önünde."




30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aşkın Ömrü Kaç Yıl Demiştiniz?


Bu yazıyı uzun zaman önce yazmam gerekiyordu aslında, ama biraz olayın dışından bakmanın ve bunun içinde zaman tanımanın kimseye zararı olmaz diye düşündüm. Ama zaman uzadıkça uzadı. Baktım o kadar dışına çıkmışım ki unutmuşum gitmiş yaşananlar, yazılacaklar.

20.5 yaşımdan 25 yaşıma kadar bir yazı bu. Zaman zaman burada anlattığım şeyler ve dahası aslında. Daha ayakta duramazken size alınan, emeklemeyi hatta yürümeyi size öğreten o oyuncak vardır ya, onun gibi bir şeydi işte. Hani o süreçte gerçekten ihtiyacınız olan ama yürüyünce ihtiyacınız kalmayan o oyuncak.

Uppuuzzzzuun bir ilişkiye de oyuncak demek haksızlık ama zamanında kıymetlidir o oyuncaklar herkes bilir. Yaşanan onca şeye bir süre önce bir sünger çektik anlaşmalı olarak. Miras paylaşıldı, geriye bakılmadan kapılar kapandı ve yeni hayatlara yelken açıldı. Hande Yener olsaydı "Bodruma da gittik beraber, İstanbul'da da yaşadık" diye şarkı yazardı ama ayrılık filminin başrolü ben de olunca böyle şarkılar, şiirler çıkmıyor. Bir dönem Bihter'e bürünüp " aptallll, appptaaaallllll" diye Behlül'e saydırmışlığım var ama o da sütten sanırım.



Geldik bir hikayenin daha sonuna diye sevimli bir hikaye anlatıcıya dönüşüyorum nedense. Yaşanan onca koca seneden, belki de durum belki de zaman nedeniyle en kötü anıları seçiyorum, hafızama kazıyorum. Ve Burak Kut vurdumduymazlığıyla " yaşandı bitti, haydi zıpla" diyorum uzun deri pardesüm üzerimdeyken, sanırım isilik oluyorum.

Bu yazı aslında yaşananlarla ilgili yerine getirmem gereken dünyevi son işimdi. "Hayat ne garip" kısmı var bir de bu işin, ama ona daha zaman var sanırım.

Kimseye hiç birşey için teşekkür etmeye gerek yok sanırım. Yapılandan fazlası alındı zaten zaman içinde. Tek teşekkür salaklığıma gelsin. Çünkü biten her şeyden sonra kendi muhaseben başlıyor. Kara defter açılınca da yaptığın salaklıkların altı kırmızı ile çiziliyor. Benim defter kırmızı çizgilerle dolu şu an. Ama biliyorum ki her mürekkebi su temizliyor. Uyanıklık yapıp koyuyorum kara kaplı defteri suyun altına. akıp gidiyor tüm salaklıklarım. Ama kadın milleti sever döngüde yaşamayı. Belki de yeni salaklıklara yer açıyorum.

Bilmiyorum.

Zamanında biri arkadaşıma " sen mantık insanısın, ben aşk kadınıyım" demişti. Mantık işine girince anca insan olabiliyorsun, aşk olunca da tüm kadınsı hislerin gözeneklerinden fırlıyor. Ortasını bulup aşk insanı olamıyorsun. İşte size "o benim" diye el sallıyorum uzaktan.

İşte söylenebilecek tek şey bu. 4.5 yıl geçiyor, geriye bir tek 2 haftalık Demet Akalın tribi ve sonrasında eller havaya günler başlıyor.

Hayat garip dimi, vapurlar falan.



15 Ağustos 2010 Pazar

Küresel Isınmanın Tek Sebebi Emre Altuğ'dur.

- Biliyorum uzun zamandır burayı boşluyorum. Okuyorum da yazmıyorum zannetmeyin, okumuyorum da pek fazla. Sebebini sorarsan bilemiyorum.

- Şapkalı -a'sı olmayan ve üzerine basa basa "ithalat" ( şapkasız -a ile okuyun) diyen bir adamın çok zengin olması haksızlık değil de nedir söyleyin bana?
- Benim gönlüm zengin diye de bir züğürt tesellisi var ki insanoğlunun embesilliğinin nadide örneklerindendir. Yemişim o gönlü ben.

- Ben yine İstanbul'dayım minnoş izleyicilerim. Ama hala beni buraya taşınmaya ikna edemediniz. O zaman bunu yapmazsam ölürüm. " İstanbul'da yaşanmaz arkadaş". Klişe timi beni ararsa cumaya gittim gelicem.



Atos Portos

- Siyah ve beyaz dışında tüm insanların renkleri algılayışının farklı olması garip değil mi? Mesela bana füme deseniz aklıma gelen renk büyük ihtimal sizin aklınıza gelmez. Bu derin tespiti sizinle paylaşmak istedim.

- Bugün bir kitap aradım Taksim'de. İngilizce bir kitap. Bütün kitapçılara girip İngilizce adını söyledim, neredeyse %80'i Türkçesini çıkardı. Mesela biri size gelip bir kitabın İngilizce ismini söylese neden Türkçe'sini almak istesin ki. Bi düşünün bunu.

- Yazın insanlara değmekten nefret ediyorum. Bildiğin yapışıcaz ve bizi bir daha ölüm bile ayıramayacak diye çok korkuyorum. Tüm bunların sebebi Ablam'dır. Ben birine yapışırsam suçluyu çok uzaklarda aramayın.

- Ablam demişken pis diye otobüsün dur ikazına yüzük parmağının ucuyla basan bir kişilik kendisi. Tanışmanızı çok isterim :)

- Kanalları gezerken ne zaman Flash TV'ye denk gelsem, konsomatris tipli kadınlar Ankara Havası oynuyor, bir pavyon şarkıcısı şarkı söylüyor oluyor. Konsepti değiştirip pavyona mı döndüler diye merak etmiyorum değil.

- Şu Dünya'da en kıskandığım insanın ağzını ölümüne şapırdatan Vedat Milor olması ne acımasız.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Delini Öpebilirsin.


Tanrı bir maçta arkanızı kollayan takım arkadaşınız gibi, ne zaman yaralansanız, sakatlansanız yanınıza ilk gelen ve ilk yardımı yapan oluyor. Görmedi, unuttu beni diye düşünmenize fırsat vermeden size varlığını hissettiriyor. Güzel şeyler oluyor hayatta, hayatımda. Tek yaptığım ise gülümsemek olanlara.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Merhaba Canım.

Merak ediyorum aranızda beni özleyen, ne yaptı bu kız? nerelerde diye gece yatmadan düşünen var mı? Yoksa kimse bi'şey demesin. Var olduguna inanıp mutlu olmak isterim açıkçası. Varsa da kaç kişi? Facebookta 1.000.000 beni düşünen, merak eden insan bulabilir miyiz?

Facebook demişken, ölen/intihar eden falan tiplerin hemen Facebook'taki statüleri gazetelerde deşifre ediliyor. En son bunu yazmış, sonra da öldü gibi. Ben kendimi düşünüyorum. Mesela intihar etsem, ya da öldürülsem (manyak mıyım? yes) Facebook hesabıma girip baksalar statülerimden ne anlam çıkarırlar bilmiyorum. Mesela geçenlerde "Turunçgillerden Necmi" yazmışım. Kesin arkamdan Necmi Turunçgil'e olan kara sevdası ölüme götürdü gibi bi başlık gelir. Bi ara "Cinsiyetimi kaybettim, hükümsüzdür." yazıyordu. Yapılması muhtemel eşcinsel ilişki ölüme götürdü haberiyle manşetten girerim ortamlara. Neyse.

Hala iş güç enerjimi gebeş gibi yatıp ayran içerek değerlendiriyorum. Arada da kim gel derse gidiyorum. Ayvalık-Mordoğan-Bodrum gibi çeşitli yazlık alanlarda tatil yaptım, ilk defa güneş kremleri kullanıp ayı gibi güneşlenmedim. Resmen olgunluk çağındayım.

Bu arada hayatımda çok bombastik değişimler var ama söylemem burdan. Merak eden olursa arasın anlatıyım.

Haftaya bir kaç görüşmem/sınavım var, ondan sonra ver elini İstanbul tekrardan. Tabi bu plan şimdilik böyle. Ani değişimler yaşanıyor planlarda. Mesela geçen hafta önce Karasu'ya gitmeye karar verip, sonra Ödemiş diye fake atıp Bodrum'a gittik.

Şu an çok uykum var, saat 7 olmasına rağmen (akşam 7) ben daha yeni bişiler yedim. Biraz uyuyayım.

Köprüaltı Camcam Öpsün sizi Nuran sultan.

8 Haziran 2010 Salı

Anne Ben Büyüyünce Ne Olmak İstiyordum?

- 3-4 yaşlarımdayken ablamın beslenme çantasını da yanıma alarak şarkıcı olmak için evden kaçmaya çalışan bir çocuktum. Neyse ki beslenme çantası boştu da pek yol alamamıştım.

- Deliler gibi kaset çanta istediğimi ve elde ettiğimi bilmeyen yoktur değil mi? Yoksa ona göre devam edicem. Kaset çantam iyi de hoşta ama resmen benim kadar yer kaplıyor. Otobüslerde, minibüslerde bir tam bi kaset çanta veriyorum. İzmir'e döneyim bir öğrenci kartı çıkarıcam kaset çantaya, indirimli binsin taşıtlara.

- Banyosuyu kuzusu bir hata yaptı ve bana bir zenit aldırdı, ama hala alamadı. Banyom, köpüklü banyom, affet beni, zenitle birlikte sana kendimi getiricem, sen fotograf çekerken sana yamaklık yapıcam.

- Domgünüme şu an itibari ile 17 gün kaldı. Neler istediğim konusunda hala bir karara varamadım. Listeyi hazırlayacağım en kısa zamanda.

- Ne yapmak istediğim konusunda hiç bir fikrim yok şu an. Hayatıma dair tek planım nereye gitsem, nereyi gezsem. Tambi boş gezenin yancısıyım.

- Akıl yaşta değil baştadır derler ya, çok doğruymuş. 24 yaşımı bitirmeme günler kala ben hala zirzop bir insanım.

- Tüm gençlik dizilerinin başrol oyuncularının evlilik dışı hamile olmasına ne diyorsunuz? RTE 3 çocuk demişti ama evlenmeden olmaz yavrularım.

- Saçlarım arkadan uzuyor, ülkücü bıyığım olsa tambi Beatles'ım.

- Evcilik diye bir program var ya, orda kızlar ve erkekler var ya, aslında bunlar karı-koca ya, hepsine "insert" saklambaç oyunu.


13 Mayıs 2010 Perşembe

Popüler Kültüre Koyiim Size Bi'şey Olmasın.

Teknolojik gelişmeleri pek takip eden biri değilim. O yüzden teknolojik gelişim ve insanlar üzerinde etkisi hakkında boş boş sallayıp durmama gerek yok. Mirc denen şeyden Twitter'a kadar baya bir gelişim gösterdik Allah için. Herkes bu sosyal ortamlarda ne ararsa buldu. Fuck Buddy'den hayat arkadaşına kadar geniş br skala sundu bu dünya bize. Ekmeğini yemedim diyen çarpılır. Bu gelişmelerin şu an tadı damaklarda kalan ekmeği ise ünlü olmak.

Andy Warhol zamanında " bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak" demişti. 15 daika olmayabilir, 10 dk olabilir, şimdi 3-5 dakika için birbirimizi kırmayalım. "Filiz sevişelim mi" diyen adam bile bakıyorsun bir anda herkesin dilinde. Mesela ben de facebooktan yorum yazan birine " x sevişelim mi" desem halim nice olur. Bunu görenler Viyana Kapısına dayanan Türkler gibi kapıma dayanmaz mı? ( Ben Part-time bronz, part-time Beyaz-Türküm.)






Ya da ismimi-cismimi saklasam, Audrey Hepburn resimleri koysam, vursam sonra belden aşağıya. Seks, şiddet, özel hayat, biraz da arabesk koysam. Arkadan versem "dırınrırır" diye müziği. Ne olur sizce? Amma kafa ütüledin deyip beni kederlere gömersiniz.

Ya da küfürün bini bir para olsa, ya da biri bin para olsa. Ne bulursam koysam, yerleştirsem. O zamanda "cık cık cık ne ayıp" diye 55'lik teyze moduna girersiniz. Yine bana hüsran bana yine hasret var diye gidip Kayahan'a yerleşirim.

İnternetin yağlı ballı ekmeğini herkes ağzını şapırdata şapırdata yerken bana kesin kepek ekmeği ve yağsız peynir düşer. Ünlü olayım diye evrene yolladığım sinyaller Lost adasının sinyal bozucusu yüzünden evrene ulaşmaz ya da yanlış gider. Millet evrenin kıyağıyla klip çekip albüm yaparken kesin benim mavi donlu, boğaza kadar çekilmiş çoraplı videom falan patlar. Download manyağı olurum high school girl xxx diye.

Sonra ana haberlerde Allah yazılı kolyeyle Gülben Ergen açıklaması yaparım, onda da kesin Flash Tv falan ilgilenir benim haberimle.

Yaşıtlarım zeytinli martini içerken ben gideyim de bir çay içeyim.