17 Kasım 2010 Çarşamba

New York'ta 5 Minare




Kökten dinci bir terör örgütünün peşine düşen İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Deccal kod adlı Hacı Gümüş'ün New York'ta yakalandığını öğrenir ve teslim alması için iki polisi New York'a yollar. Hacı Gümüş'ü almaya giden polisler aslında aradıkları adamın Hacı Gümüş olmadığını ve bu adamı almaya gelmelerinin bambaşka sebepleri oldugunu en sonunda anlayacaklardır.


Mahsun Kırmızıgül'ün son filmi olan New York'ta 5 minare bana göre tamamen zaman kaybı. Bir filmde bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. Daha önce "Güneşi Gördüm" filmini izlemiş ve begendiğimi yazmıştım burda. Ona dayanarak ve Haluk Bilginer'in performansı ile ilgili iyi yorumlara güvenerek gittim filme. Haluk Bilginer yine harikaydı ama bu filmi kurtarmaya yetmemişti.


Hatta şöyle söyliyeyim, kadro da gayet başarılıydı. Mesela bir Hollywood filmi tadını yakalamak için tüm loser Hollywood oyuncularını filme toplamışlardı. Amerika'da geçen tüm İngilizce konuşmaları iğrenç bir dublajla vermişlerdi. Madem bir iş yapıyorsun, alt yazı falan yap dimi. Kesinlikle berbattı dublaj.


Mahsun Kırmızıgül'ün yana yatık ezik yürüyüşünü hatırlamayan yoktur heralde. O adam bu yürüyüşten kurtulmadıkça isterse filmleri Golden globe alsın bi cacık olmaz ben söyliyim. Bir sahnede Mustafa sandal ile yürüyüşleri vardı, bir an Alişan ve Özcan Deniz'de yanlardan çıkacak sandım, o kadardı yani.


Mustafa Sandal'a gelince, Aya benzer şarkısı bile bu filmdeki performansından iyiydi. FBI ajanıyla Amerika'nın "demokrasi götürme sebepleri" üzerine kahvahane politikası gibi bir konuşması vardı, elimde olsa kalkar ağzına 2 tane çakardım o kadar.


3 Kuruşluk, dayanağı olmayan, "abi adamlar petrolün peşinde" söylemlerini sadece arkadaş ortamında yapsalar ya, bunun için film çekmeye gerek yok.


Filmle ilgili Fetullah Gülen'in hayatını anlatıyor gibi söylentiler çıktı, doğru mu bilemem. Ama Amerika'da yaşayan bir badem bıyıklı bir kısım Gülen2e gönderme yapıyordu. Ablamın filmin ortasındaki yorumu evlere şenlikti. "Pennsylvania'ya gidip elini öpesim geldi" :)


Yıkama-yağlaması boldu o açıdan. Ayrıca film baya bir dağınıktı. Kökten dinci terör örgütünden girdiler, kan davasından cıktılar. Duygu sömürüsü baya boldu.

Bir de Hacı Gümüş'ün (Haluk Bilginer) islamiyetle tanıştırdığı zenci arkadaşının havaalanında kendi sordugu soruya kendi cevap vererek gereksiz bir kıssadan hisse yapması, Mahsun'un konu, text vs. gibi hiç bir konuda bir iş çıkaramayacağını gösterdi.


Filmde saçmalardan seçmeler baya yer alıyordu. Koskoca FBI Hacı Gümüş'ün ailesi ve arkadaşlarının telefonlarını dinlemeye alıyor, ama marketini işleten adamınkini almayı unutuyor, adam sürekli hacı'yla konuşuyor, hatta kızının nikahına Hacı'nın 3g ile bağlanmasını da sağlıyor. Amerikan polisine de güven kalmadı azizim :)

Filme Bilecik'te gidip 5 tl'ye izlemeseydim bildiğin çıkışta oturur verdiğim paraya ağlardım. Ama hem 5 tl oldugu için hem de biletleri ablam aldığı için ağlamadım, ablam ağladı :)


Küçümsemek için söylemiyorum ama 3 kuruşluk bilgiyle çok büyük işlere kalkışmış Mahsun. İçi bomboş bir film yapmış. Bence daha iyi bildiği konularda devam etsin, uluslararası ilişkiler, politika ona biraz XXL gelmiş.
Son olarak bunu söylemezsem ölürüm, Engin Altan Düzyatan bebeğimsin.

0 yorum: