
Bazı filmler vardır ağzınızda bir tabaka çikolatayla aynı tadı bırakır, ruhunuzu okşar, tüm kaslarınızı gevşetir. August Rush bende aynen bu etkiyi bıraktı. Yatmadan önce izlenebilecek filmler arasında yerini aldı hemen. Huzurlu bir uykuya sebep oluyor çünkü.
Freddie Highmore ( August Rush), Jonathan Rhys Meyers
( Louis Connely) ve Keri Russell ( Lyla Novacek)'in başrollerini paylaştığı, müziğe doyacağınız bir film.
Konusu şöyle ki: Doğuştan yetenekli August'un müziği dinleyerek anne-babasını bulacağına inanmasını anlatıyor.
Anne cellocu ( ne denir ki buna) baba bir rock grubunda solist olunca insanın doğuştan yetenekli olması kaçınılmaz sanırım.
August Rush'ı oynayan çocuğa bayıldım, o kadar doğaldı ki, her gözünden yaş süzüldüğünde benimde gözlerim doldu. Film tam bir müzik festivali. Yolda yürürken kulağımıza çalınan şehrin gürültüsünün bile huzurlu bir şarkıya dönüştüğünüzü görüyorsunuz.
Filme turuncu saçlarıyla Robin Williams renk katıyor. Kendisi bizim Türk filmlerindeki Erol Taş görevinde. Etrafında sokaklarda şarkı-türkü çalıp para kazanmasını istediği bir sürü çocuk var. Filmdeki 2 zenci küçük çocugun sesi süper bu arada. Ama anladığım bir şey var zenci aksanını alt yazı olmadan asla çözemem.
Kulaklarımızın pası silindiği gibi gözlerimizin de pası siliniyor film boyunca. Jonathan Rhys Meyers tüm görkemiyle her kareyi süslüyor ki ben sarışın-mevi gözlü adamlardan haz etmem. Ama bu adam nasıl bir yaratıktır, ne şartlarda üretilmiştir, merak etmiyorum değil. Keri Russell'ı da es geçmemek gerek tabi ki. Kadın çok doğal ve güzel."An incredible journey moving at the speed of sound"
Demişler film için. Bu söz filmi tam anlamıyla anlatıyor. İzleyin derim ben.











