1 Haziran 2010 Salı

The Boat That Rocked (2009)

1 Boat. 8 DJs. No Morals




1960'lı yılların ortasında Rock 'n Roll müziğin patlama yaptığı dönemlerde patlama yapan diğer bir şey de korsan radyo istasyonlarıdır. Kuzey Denizi'nde demir atan gemilerde 24 saat boyunca Pop ve Rock 'n Roll müzik yayını yapılmaktaydı. Okuldan atıldıktan sonra annesi tarafından Radio Rock gemisine yollanılan Carl yepyeni ve ilginç bir hayata adım atacaktır.




Kuzey Denizi'nin ortasında en sevdikleri işi yapan bir sürü DJ kafalarına göre takılmak ve eğlenmektedir. Fakat onların eğlencelerinden rahatsız olan devlet bu radyoyu kapatmak için ellerinden geleni yapmaktadır.



Gemi birbirinden eğlenceli ve garip DJ'lere ve olaylara ev sahipliği yapmaktadır. Dönem ruhunu, dokusunu yansıtan inanılmaz eğlenceli, kulakların pasını silen bir film "The Boat That Rocked".

Richard Curtis'in yazıp yönettiği filmde Doktor Dave rolünde Nick Frost karşımıza çıkıyor. Philip Seymour Hoffman, Tom Sturridge, Bill Nighy'nin başrollerinde oynadığı, aslında pek başrol denemez, çünkü tüm karakterler başrol oynuyor, bu eğlenceli filmi kesinlikle kaçırmayın derim.

Filmde benim başrol oyuncum ise Mark karakteri oldu, film boyunca karizmasını korudu. Aslında ben bu adamı sevdiceğimin uzun saçlı haline benzettim. Baksanıza ne güzel adam.


26 Mayıs 2010 Çarşamba

Yılmaz Erdoğanvari Otogarda Sanatsal Aktiviteler


Bursa Otogarı'nda askere giden civan delikanlıların doldurdugu one way ticket Bilecik otobüsü yüzünden bekliyorum. 15.00 otobüsüne zor yer buldum. DoğanBey çay evinin sponsorluğunda bir yandan buraya yazıyor, bir yandan tavşan kanı çay içiyor, bir yandan da LOst indiriyorum. Şu an burda etrafı tecrübeli gözlerle keserek kitap yazıyor olmam gerekiyordu ama tırtoglutırt bir insanım.


2 Haftalık yokluğuma 1 işten ayrılma, 1 Bodrum tatili, 1 KPSS başvurusu, 1 de 6 metrelik dalış sığdırdım. Hayat ne garip vapurlar falan diyemiyorum, vapurdan garip olaylar dönüyor. Dünya-Minare ikilisi dilime pelesenk oldu. (pelesenk WTF?)


Güzel yurdumun çeşitli yerlerinde beni misafir etmek isteyen arkadaşlarıma sesleniyorum, Nuran bir tık ötenizde.


Hayat bana güzel demiş miydim daha önce?

13 Mayıs 2010 Perşembe

Popüler Kültüre Koyiim Size Bi'şey Olmasın.

Teknolojik gelişmeleri pek takip eden biri değilim. O yüzden teknolojik gelişim ve insanlar üzerinde etkisi hakkında boş boş sallayıp durmama gerek yok. Mirc denen şeyden Twitter'a kadar baya bir gelişim gösterdik Allah için. Herkes bu sosyal ortamlarda ne ararsa buldu. Fuck Buddy'den hayat arkadaşına kadar geniş br skala sundu bu dünya bize. Ekmeğini yemedim diyen çarpılır. Bu gelişmelerin şu an tadı damaklarda kalan ekmeği ise ünlü olmak.

Andy Warhol zamanında " bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak" demişti. 15 daika olmayabilir, 10 dk olabilir, şimdi 3-5 dakika için birbirimizi kırmayalım. "Filiz sevişelim mi" diyen adam bile bakıyorsun bir anda herkesin dilinde. Mesela ben de facebooktan yorum yazan birine " x sevişelim mi" desem halim nice olur. Bunu görenler Viyana Kapısına dayanan Türkler gibi kapıma dayanmaz mı? ( Ben Part-time bronz, part-time Beyaz-Türküm.)






Ya da ismimi-cismimi saklasam, Audrey Hepburn resimleri koysam, vursam sonra belden aşağıya. Seks, şiddet, özel hayat, biraz da arabesk koysam. Arkadan versem "dırınrırır" diye müziği. Ne olur sizce? Amma kafa ütüledin deyip beni kederlere gömersiniz.

Ya da küfürün bini bir para olsa, ya da biri bin para olsa. Ne bulursam koysam, yerleştirsem. O zamanda "cık cık cık ne ayıp" diye 55'lik teyze moduna girersiniz. Yine bana hüsran bana yine hasret var diye gidip Kayahan'a yerleşirim.

İnternetin yağlı ballı ekmeğini herkes ağzını şapırdata şapırdata yerken bana kesin kepek ekmeği ve yağsız peynir düşer. Ünlü olayım diye evrene yolladığım sinyaller Lost adasının sinyal bozucusu yüzünden evrene ulaşmaz ya da yanlış gider. Millet evrenin kıyağıyla klip çekip albüm yaparken kesin benim mavi donlu, boğaza kadar çekilmiş çoraplı videom falan patlar. Download manyağı olurum high school girl xxx diye.

Sonra ana haberlerde Allah yazılı kolyeyle Gülben Ergen açıklaması yaparım, onda da kesin Flash Tv falan ilgilenir benim haberimle.

Yaşıtlarım zeytinli martini içerken ben gideyim de bir çay içeyim.


12 Mayıs 2010 Çarşamba

El Secreto De Sus Ojos (2009)

Emekli olduktan sonra 25 yıl önce baktığı bir tecavüz-cinayet olayının romanını yazmaya karar veren Benjamin için bu roman aslında kendi geçmişindeki boşlukları doldurması, yaşadıklarının muhakemesini yapması için iyi bir fırsattır.

Filmin açılış sahnesi olan tren garı sahnesi, çok güzel ve vurucuydu. Hayal meyal hatırlanan bu sahne görsel olarakta bu etkiyi bırakıyor izleyenlerde.


En iyi yabancı film oscarını alan film Juan Jose Campanella'nın hem yazıp hem yönettiği bir İspanyol filmi. Başrollerinde Ricardo Darin ve Soledad Vilamil oynuyor. Flashbacklerle güçlendirilen filmlerde karakterlerin yaşlandırılmış halleri çok başarılı.

Radikal'deydi sanırım bir köşe yazarı Benjamin karakteri için Sezen Cumhur Önal benzetmesi yapmıştı, gerçekten film boyunca adama hak verdim :)

Adamın çember sakalı beni öldürdü :) Ama yine de izlenmesi gereken filmlerden biri oluverdi. IMdb'de bile ilk 250 film arasına girmiş.





11 Mayıs 2010 Salı

Sıkıldım Sıkıldım Uçmak İstiyorum Şalalalala

- Yazmam gereken o kadar çok film birikti ki, ama öncesinde yeni odama taşınmalıyım. Sonra sizi film bombardımanına tutacağım.

- Böyle garip ilanlar ve bunları yazan garip insanlar var. Ben de bu kafayı istiyorum.

- Bende kalkıp dans etme isteği uyandıracak albümlere, şarkılara ihtiyacım var. Kan ilanı gibi oldu. Taze kan aranıyor.




- Performansını düşük bulduğum için bitmesini dört gözle beklediğim rimelim 2 gündür kayıp. Sanırım evi terk etti. Buradan kendisine seslenmek istiyorum."En az 2 ay daha seni kullanmak zorundayım. Şimdi bana masraf çıkarma, dön ne olur. "

- Best Fondoten arayışım devam ediyor. Her türlü tavsiyeye açığım.

- Yarın İzmirli Kadın Blogger'lar tekrar buluşuyor. Aslında İzmirli Blogger'lar ama hepsi kadın. İzmirli erkek bloggerların sesi çıkmıyor. Şikayetçi miyim, tabi ki hayır.

- Geçen gün çok garip bir türbanlı gördük Forum Zara'da. Elimde görsel yok ama tarif ediyorum hayal edin.

1,60 boylarında. Saç rengi belirsiz, ama çiçekli böcekli bir türbanı vardı. Marge Simpson'a benziyordu. Kıpkırmızı bir saten bluz giymişti. Bu arada bluz ne garip bir laf. "bluz" Altında dizinin 3-4 cm altında biten lacivert, arkadan çift yırtmaçlı bir etek vardı.
En altta da çiçekli böcekli, büyük ihtimal türbanla aynı desende bir tayt vardı. Ayakkabıyı hatırlamıyorum, ama o da garip bir şeydi. Evet böyle bir insan var, yaşıyor, geziyor. Oksijen tüketiyor. Emo türbanlı bile beni bu kadar şaşırtmamıştı.

- "Bu şarkıyı kesin bir zenci söylüyor" diye düşündüğüm şarkıları beyazlar söylüyorsa kendimi gaydarı bozulmuş eşcinsel gibi hissediyorum.

-Satırlarıma burada son veriyor, sabahtan beri içemediğim çayımı almak üzere mutfağa doğru yaylanıyorum.


Nuran the Yeşil Çaysever Girl.

6 Mayıs 2010 Perşembe

In a Relationship With ?

İnsanların karşı cinsle ilişkileri için geçenlerde "parmak izi" gibi demiştim, farklı farklı. Ama kendi tezimi kendim çürütüyorum şimdi. Aslında farklı gibi gözüküyor ama gerçekten aynı. Serdar Ortaç'ın dediği gibi "binlerce dansöz var" ama bu dansözlerin tarzları neredeyse aynı. Mesela ben kendime göre ilişkileri kategorize ettim. Hagisine dahilim pek kestiremedim ama neyse.

Siyam İkizi Modeli: Bu model ilişkizedeler her an her saniye tabiri yerindeyse götgötelerdir. Sürekli bir temas isterler. Araba kullanırken el freni üzerinden el ele tutuşmak mesela bu tarza bir örnektir. Karşısındakine rahatsızlık verdiğini düşünmez ama resmen karşısındakinin ( karşısındaki derken sevgilisini kastetmiyorum, diğerleri, the others, lost gibi.) içini bayar. Hep bi mucumucu durumu. Biri bir yere giderse diğerinin gitmemesi imkansızdır. Tuvalate bile beraber girebilirler. Tuvalete bile birlikte giriyorlarsa bunları ameliyat bile paklamaz. Ölüm onları ayırana kadar katlanmak zorundasınız.

Mırmır Modeli: Bu modele tabi ilişkizedeler etraflarında onyüzbinmilyon kişi olmasına aldırmadan mırmır kendi aralarında konuşurlar sürekli. Kimse bunlara insan içinde mırmır yapılmayacağını söylememiş, ağaç yaşken eğilmemiş, oduna dönüşmüştür. Bu çeşit, biz olmayı yanlış anlamış, başkalarına koyiim bize birşey olmasın mottosuyla yola çıkmışlardır.

Kıskanırım Seni Ben Modeli: İnanıyorum ki kıskanç ilişkizedeler zıt kutuplar gibi birbirini çekiyorlar. Ya da birbirlerine baka baka üzümleşiyorlar. Kıskançlıkta sınır tanımıyorlar. Bu hayattaki amaçları birinin hayatını zindana çevirmek. Bu modelde sosyal iletişim ağları kesinlikle yasaktır. Cep telefonunda sabit bir numarada dumazlar. Gelen reklam mesajı bile telefon numaralarını değiştirmek için sebeptir. GSM operatörlerinin en sevdiği ve destek verdiği ilişki modeli budur.

Dünya...Minare Modeli: Bu ilişkizedelerde taraflardan biri ıssız adam gibi tripleriyle meşhurdur. En önemli özelliği " Abi ilişki bana göre değil, ben birine bağlanamam" cümlesidir. Akıllı biriyseniz ki minimum zeka da buna yeterli, arkanıza bakmadan kaçın derim. Bu tipler restoresi imkansız tarihi eser gibidir. Mümkünse arayın gelsin bir müzeden alsınlar bu tipleri.

Dominant Modeli: İlişkizedelerden en az birinin olmadı ikisinin ya da kaç kişilerse artık hepsinin dominant olmaya çabaladığı, ben ne dersem o ilişkisidir. Kadınlarda "ben bilmem beyim bilir", erkeklerde "hanımköylüyüm" olarak dışavurulur. Kadınlarının en büyük özelliği bebek gibi konuşmaya çalışmalarıdır. Ağzına ağzına ıslak odunla vurmak geliyorsa içinizden, tutmayın. Ekspresyonist duygularınızı salın gitsin :)

SizMantıkİnsanısınızBizAşk Modeli: Dünya'da kimse bunlar kadar birbirini sevemez, leyla ve mecnunun, aslı ile keremin update edilmiş halleridir. Sürekli bir aşk sözcükleri, bir şiirler, mumlar çakmaklar falan. En dikkat çeken özellikleri, bu yapış yapış aşklarının hep yapmacık gözükmesidir.

Bunların haricinde bir de normal ilişki modeli var ama çok bir numaraları yok bunların. Olması gerektiği gibi ilişkilerini yaşayıp geçiyorlar. En önemli özellikleri akıl sağlıklarının yerinde olması.





3 Mayıs 2010 Pazartesi

Düşük Bütçeli Vedat Milor Gibiyim.

- Havalar resmen ısındı, havalar nasıl olursa olsun benim havam batsın.

- Aradığımız zaman gelmeyen, geldiğinde işini yapmayan, aldığını getirmeyen bir bilgisayarcımız var. Haftasonu gelip bilgisayarımın kasasını götürmüş. Bu satırları kendi laptopumdan yazıyorum. Dolayısıyla çalışamıyorum, goygoy forever.

- Dün resmen saat 15.00'te anca kahvaltı edebildik. Naptınız diye soranlara, tek cevabım: TETRİS

- Yukarıkızılca diye Allahın unuttuğu bir yer var Kemalpaşa'da. Çok bombastik sucuk-ekmek yapıyor kasapları. Sucuk köfte de yapıyor. Kasap köfte de. Yersen.

- Vedat Milor gibi yeni tatlar/yeni yerler keşfediyorum ben de ama tek fark ben parasını ödüyorum.

- Eskişehir Tekel Strike, Ahmet Abi'nin fırlattığı rejoice, yıka ve çık. (espri by mazhar)




- Ayıp olacak biliyorum ama biz İzmirli Bloggerlar yine buluşuyoruz :)
- Burayı Banyosuyumun okumasını istemiyorum ama Mika'ya doğalgazın vurduğu dare nedeniyle gidemiyorum, resmen yastayım.
- Domgünüme resmen 53 gün kaldı. Mazhar Naber?
- İnsanların ilişkiyi algılama ve yaşama şekilleri resmen el izi gibi bir şey. Yüce Serdar ortaç boşuna binlerce dansöz var dememiş. Ama birbirini boğan, mırmır konuşan, her boka (resmen bok dedim) trip atan çiftler, beni geriyorsunuz. Etrafımız resmen sarılmış, kendimi kutupta yaz gibi normal çift özleyen Baha gibi hissediyorum.



- İzmir Seri Katilinin 27 yaşında olmasına ne diyorsunuz? Adam babamdan 2 yaş küçük gibi duruyor.