3 Eylül 2010 Cuma

Brothers (2009)

There are two sides to every family

Amerikan Ordu'sunda görev yapan Sam kısa bir süre içinde Afganistan'a gitmek zorundadır. 2 küçük kızının olması işleri onun için daha da zor hale getirmektedir. Sam ne kadar ülkesini seven, sorumluluklarını bilen biriyse hapisten yeni çıkan kardeşi Tommy ise bir o kadar sorumsuz ve bir çok değerden uzak biridir.

Sam Afganistan'a gittikten bir süre sonra hep korkuyla beklenen o haber gelir ve Sam Afganistan'da ölmüştür. Tommy bu süreci kolay atlatmaları için Sam'in karısına ve çocuklarına ilgi gösterir, kendinden beklenenlerin aksine.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardır. Sam ölmemiştir ve Afganistan'da esir düşmüştür. Kimsenin beklemediği bir anda Sam sağ salim evine döner. Ama aslında Sam gönderdikleri adam değildir.

Jim Sheridan'ın yönettiği, Natalie Portman, Jake Gyllenhaal ve Tobey Maguire'in başrollerini oynadığı film savaşın insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine, bir insanı nasıl ters düz edebileceğine dikkatleri çekiyor.

Çok sevdikleri babalarının Afganistan'dan bir canavar olarak dönmeleri iki küçük kız çocugunun "Babamı sevmiyorum" sözlerine neden olmaktadır. Herkes kendi bakış açısından değerlendirir olayları. Ama en acınası kısım Sam'in yaşadığı kısımdır.

Sam karakterini, özellikle Afganistan'dan döndükten sonraki halini Tobey Maguire çok iyi canlandırmış. Film beni inanılmaz etkiledi. Karakterlerle kendinizi çok rahat özdeşleştirebildiğiniz, anlatımı sade ama vurucu bir film.

İzlemeniz tarafımdan şiddetle tavsiye edilir.

P.S: Sizi bilmem ama ben Tommy'yi ( Jake Gylenhaal'i inanılmaz derecede Jared Leto'ya benzettim, eğer benzemiyor derseniz 0.50 gözlerime verin.)

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aşkın Ömrü Kaç Yıl Demiştiniz?


Bu yazıyı uzun zaman önce yazmam gerekiyordu aslında, ama biraz olayın dışından bakmanın ve bunun içinde zaman tanımanın kimseye zararı olmaz diye düşündüm. Ama zaman uzadıkça uzadı. Baktım o kadar dışına çıkmışım ki unutmuşum gitmiş yaşananlar, yazılacaklar.

20.5 yaşımdan 25 yaşıma kadar bir yazı bu. Zaman zaman burada anlattığım şeyler ve dahası aslında. Daha ayakta duramazken size alınan, emeklemeyi hatta yürümeyi size öğreten o oyuncak vardır ya, onun gibi bir şeydi işte. Hani o süreçte gerçekten ihtiyacınız olan ama yürüyünce ihtiyacınız kalmayan o oyuncak.

Uppuuzzzzuun bir ilişkiye de oyuncak demek haksızlık ama zamanında kıymetlidir o oyuncaklar herkes bilir. Yaşanan onca şeye bir süre önce bir sünger çektik anlaşmalı olarak. Miras paylaşıldı, geriye bakılmadan kapılar kapandı ve yeni hayatlara yelken açıldı. Hande Yener olsaydı "Bodruma da gittik beraber, İstanbul'da da yaşadık" diye şarkı yazardı ama ayrılık filminin başrolü ben de olunca böyle şarkılar, şiirler çıkmıyor. Bir dönem Bihter'e bürünüp " aptallll, appptaaaallllll" diye Behlül'e saydırmışlığım var ama o da sütten sanırım.



Geldik bir hikayenin daha sonuna diye sevimli bir hikaye anlatıcıya dönüşüyorum nedense. Yaşanan onca koca seneden, belki de durum belki de zaman nedeniyle en kötü anıları seçiyorum, hafızama kazıyorum. Ve Burak Kut vurdumduymazlığıyla " yaşandı bitti, haydi zıpla" diyorum uzun deri pardesüm üzerimdeyken, sanırım isilik oluyorum.

Bu yazı aslında yaşananlarla ilgili yerine getirmem gereken dünyevi son işimdi. "Hayat ne garip" kısmı var bir de bu işin, ama ona daha zaman var sanırım.

Kimseye hiç birşey için teşekkür etmeye gerek yok sanırım. Yapılandan fazlası alındı zaten zaman içinde. Tek teşekkür salaklığıma gelsin. Çünkü biten her şeyden sonra kendi muhaseben başlıyor. Kara defter açılınca da yaptığın salaklıkların altı kırmızı ile çiziliyor. Benim defter kırmızı çizgilerle dolu şu an. Ama biliyorum ki her mürekkebi su temizliyor. Uyanıklık yapıp koyuyorum kara kaplı defteri suyun altına. akıp gidiyor tüm salaklıklarım. Ama kadın milleti sever döngüde yaşamayı. Belki de yeni salaklıklara yer açıyorum.

Bilmiyorum.

Zamanında biri arkadaşıma " sen mantık insanısın, ben aşk kadınıyım" demişti. Mantık işine girince anca insan olabiliyorsun, aşk olunca da tüm kadınsı hislerin gözeneklerinden fırlıyor. Ortasını bulup aşk insanı olamıyorsun. İşte size "o benim" diye el sallıyorum uzaktan.

İşte söylenebilecek tek şey bu. 4.5 yıl geçiyor, geriye bir tek 2 haftalık Demet Akalın tribi ve sonrasında eller havaya günler başlıyor.

Hayat garip dimi, vapurlar falan.



24 Ağustos 2010 Salı

İncelikler Yüzünden..

Siz yine de incelikli davranın, benim kadar değilse de.

15 Ağustos 2010 Pazar

Küresel Isınmanın Tek Sebebi Emre Altuğ'dur.

- Biliyorum uzun zamandır burayı boşluyorum. Okuyorum da yazmıyorum zannetmeyin, okumuyorum da pek fazla. Sebebini sorarsan bilemiyorum.

- Şapkalı -a'sı olmayan ve üzerine basa basa "ithalat" ( şapkasız -a ile okuyun) diyen bir adamın çok zengin olması haksızlık değil de nedir söyleyin bana?
- Benim gönlüm zengin diye de bir züğürt tesellisi var ki insanoğlunun embesilliğinin nadide örneklerindendir. Yemişim o gönlü ben.

- Ben yine İstanbul'dayım minnoş izleyicilerim. Ama hala beni buraya taşınmaya ikna edemediniz. O zaman bunu yapmazsam ölürüm. " İstanbul'da yaşanmaz arkadaş". Klişe timi beni ararsa cumaya gittim gelicem.



Atos Portos

- Siyah ve beyaz dışında tüm insanların renkleri algılayışının farklı olması garip değil mi? Mesela bana füme deseniz aklıma gelen renk büyük ihtimal sizin aklınıza gelmez. Bu derin tespiti sizinle paylaşmak istedim.

- Bugün bir kitap aradım Taksim'de. İngilizce bir kitap. Bütün kitapçılara girip İngilizce adını söyledim, neredeyse %80'i Türkçesini çıkardı. Mesela biri size gelip bir kitabın İngilizce ismini söylese neden Türkçe'sini almak istesin ki. Bi düşünün bunu.

- Yazın insanlara değmekten nefret ediyorum. Bildiğin yapışıcaz ve bizi bir daha ölüm bile ayıramayacak diye çok korkuyorum. Tüm bunların sebebi Ablam'dır. Ben birine yapışırsam suçluyu çok uzaklarda aramayın.

- Ablam demişken pis diye otobüsün dur ikazına yüzük parmağının ucuyla basan bir kişilik kendisi. Tanışmanızı çok isterim :)

- Kanalları gezerken ne zaman Flash TV'ye denk gelsem, konsomatris tipli kadınlar Ankara Havası oynuyor, bir pavyon şarkıcısı şarkı söylüyor oluyor. Konsepti değiştirip pavyona mı döndüler diye merak etmiyorum değil.

- Şu Dünya'da en kıskandığım insanın ağzını ölümüne şapırdatan Vedat Milor olması ne acımasız.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Delini Öpebilirsin.


Tanrı bir maçta arkanızı kollayan takım arkadaşınız gibi, ne zaman yaralansanız, sakatlansanız yanınıza ilk gelen ve ilk yardımı yapan oluyor. Görmedi, unuttu beni diye düşünmenize fırsat vermeden size varlığını hissettiriyor. Güzel şeyler oluyor hayatta, hayatımda. Tek yaptığım ise gülümsemek olanlara.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Merhaba Canım.

Merak ediyorum aranızda beni özleyen, ne yaptı bu kız? nerelerde diye gece yatmadan düşünen var mı? Yoksa kimse bi'şey demesin. Var olduguna inanıp mutlu olmak isterim açıkçası. Varsa da kaç kişi? Facebookta 1.000.000 beni düşünen, merak eden insan bulabilir miyiz?

Facebook demişken, ölen/intihar eden falan tiplerin hemen Facebook'taki statüleri gazetelerde deşifre ediliyor. En son bunu yazmış, sonra da öldü gibi. Ben kendimi düşünüyorum. Mesela intihar etsem, ya da öldürülsem (manyak mıyım? yes) Facebook hesabıma girip baksalar statülerimden ne anlam çıkarırlar bilmiyorum. Mesela geçenlerde "Turunçgillerden Necmi" yazmışım. Kesin arkamdan Necmi Turunçgil'e olan kara sevdası ölüme götürdü gibi bi başlık gelir. Bi ara "Cinsiyetimi kaybettim, hükümsüzdür." yazıyordu. Yapılması muhtemel eşcinsel ilişki ölüme götürdü haberiyle manşetten girerim ortamlara. Neyse.

Hala iş güç enerjimi gebeş gibi yatıp ayran içerek değerlendiriyorum. Arada da kim gel derse gidiyorum. Ayvalık-Mordoğan-Bodrum gibi çeşitli yazlık alanlarda tatil yaptım, ilk defa güneş kremleri kullanıp ayı gibi güneşlenmedim. Resmen olgunluk çağındayım.

Bu arada hayatımda çok bombastik değişimler var ama söylemem burdan. Merak eden olursa arasın anlatıyım.

Haftaya bir kaç görüşmem/sınavım var, ondan sonra ver elini İstanbul tekrardan. Tabi bu plan şimdilik böyle. Ani değişimler yaşanıyor planlarda. Mesela geçen hafta önce Karasu'ya gitmeye karar verip, sonra Ödemiş diye fake atıp Bodrum'a gittik.

Şu an çok uykum var, saat 7 olmasına rağmen (akşam 7) ben daha yeni bişiler yedim. Biraz uyuyayım.

Köprüaltı Camcam Öpsün sizi Nuran sultan.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Metroseksüel Rakı

Amerikalıların Türkiye'ye adım atmasıyla sulandırarak içmeye başladığımız, bir adabı bir raconu olan rakı, Türkiye'nin ilk özel sektör rakısı Efe Rakı ile imajını değiştirerek metroseksüelleşmeye başladı.



Bir çok rakı seven kişi bu değişimi yadsıyordur. Rakı benim de sevdiğim içkilerdendir. Mezesiz, muhabbetsiz rakının ağladığına inananlardanım. Ama çarşamba akşamı Hilton'un 55. yıl davetinde Efe Rakı'nın Yaş Üzüm Kokteyllerinden ikisini denedim. Beğenebileceğimi düşünmediğim içinde rakı olan bu kokteyllere bayıldım. Denediğim kokteyller Rakito ( İsminden de anlaşılacağı üzere Mojitonun Rakılı muadili) ve Efe Mandarindi.


Rakı içmeyi sevmeyen insanlar için süper alternatifler aslında. Hem bu kokteyllerde diğer içkilerin yarattığı acımtrak tat yok. İçimi gayet rahat. İsimleri ve tarifleri pek duyulmadığı daha doğrusu yayılmadığı için bir bara gidip " Hey Barmen bana bir bira yanımdaki fıstığa bir rakito" demek imkansız şu an.

Ama evde barmen moduna sokacağınız eş ya da arkadaşlarla bu fanteziyi gerçekleştirebilirsiniz. Ama bu eş ya da arkadaş size "bana rakito verme bana rakito yapmasını öğret" derse yapacağınız şey belli.

Sadece siz sevgili seyircilerimle paylaşacağım çok gizli formülleri alıp bu barmensel tiplere vermeniz yeterli. Yapıp beni de çağırırsanız ala (a'lar yumuşak yalnız).

Şu yazıdan sonra Vedat Milor'dan tek eksiğimin bedava yemek içmek ve sonsuz ağız şapırdatması olduğunu siz de düşünmüyor musunuz?

Efe Rakito

1 kadeh Efe Yaş Üzüm Rakısı (5 cl)

Misket limonu

1 tatlı kaşığı esmer şeker

5-6 adet nane yaprağı

Soda

Kırık buz


Dikine kesilmiş yarım limonu ( yeşil limon ) ince ince dilimleyin. Uzun bir bardağa önce limon dilimlerini koyup üstüne 5-6 taze nane yaprağı ekleyin. 1 tatlı kaşığı esmer şekeri birkaç damla sodayla havanda iyice ezip, bardaktaki limonlara ekleyin. Bardağı kırık buzla doldurup üstüne 5-6 cl Efe Yaş Üzüm Rakısı ekleyin, soğuk soda ilave edin.



Efe Mandarino


1 kadeh Efe Yaş Üzüm (5 cl)

2 adet mandalina

1 cl limon suyu,

1 kaşık toz şeker

2 adet mandalinanın kabuğunu soyarak suyunu sıkın. Bir mandalinanın kabuğunu 1\4’ünü sıktığınız mandalina suyu ile blendırda karıştırın. Karışıma 1cl limon ve 1 kaşık toz şekeri ekledikten sonra tekrar blendırda karıştırın ve süzün. 5 cl Efe Yaş Üzüm Rakısı ile hazırladığınız mandalina karışımını shakerda salladıktan sonra geniş ağızlı, ayaklı bir kokteyl bardağı ile servis edebilirsiniz.