anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2010 Salı

Glory Box

Bazı anlar bazı şarkılarla özdeşleşir, kişilerle özdeşleşen kokular gibi. Portishead'in Glory Box şarkısınının ben de çok garip bi anısı var, yıl 2006 falan sanırım. Anının ne oldugu bana kalsın, ama ne zaman bu şarkıyı duysam aklıma hemen o an gelir. Komik bir anı ama fıkrayı anlatmayı beceremeyince nasıl heba olursa bu anı da heba oldu. Yapcak bişi yok size söyleyemem :)

27 Nisan 2010 Salı

Arkayı Dörtleyelim.

Omzumdaki dövmeme bir yenisini ekledim. Omzuma değil ama. Yenisini bileğime ekledim. O zaman bu cümleyi en baştan kurmalıyım. Omzumdaki dövmeye ek bir dövmeyi bileğime yaptırdım. Evet, böylesi daha iyi.



Geçen yıl İzmir'de Clean Ink Tattoo'da yaptırdığım, omzumdaki yıldız dövmelerini de düzelttirdim. Bu sefer Bodrum'da Ink Tattoo'da yaptırdım. Dükkan bizim sayılır, Zeynep'lerin. Benim ismimi verin yeter yani. Bu halini daha çok begendim. Ablam " ne o keko gibi her yanın dövme" dedi, ben de ona "skandal" dedim.


Bence keko olmadı. Bilakis, bi saniye, bilakis süper oldu. İlk defa bilakis diyorum, heyecanımı maruz görün.

Neyse, dini ve resmi bayramların şu an en hoşuma giden yanı resmen resmi tatil olması, önümüzdeki 2 yıl 23 Nisan hafta sonuna denk geliyor, herkes sıgınaklara.

Bu arada benim ve anemin hiç unutamadığı bir 23 nisan anımız vardır. İlkokuldayım, çünkü mavi önlüğüm vardı, 23 Nisan'a katılıyoruz. Annem katılmıyor ben katılıyorum. Nasıl ve neden hatırlamıyorum, inadımdan olabilir, sabah hazırlanamamış olabilirim, herşey olabilir. Mavi önlüğün altına kırmızı tayt giymişim. Tek giyen benim. Herkeste beyaz dantelli çoraplar. Neden kırmızı tayt ve neden o gün, onu da hatırlamıyorum. Resmen binlerce çocugun arasında seçiliyorum. "Melabağğ Canım" gibiyim. Annemi hatırlamıyorum ama teyzemin şokunu hatırlıyorum. Annen seni nasıl böyle yolladı diyor, ama annem mi yolladı onu da hatırlamıyorum.

Allahım ilkokul benim için resmen karanlık bir geçmiş, her açışımda embsil bir anım çıkıyor. Neyseki geçen yıllar bana çok iyi davranmış, gitmiş o embesillik, yada gitmemiş mi? Hemen bir tarama yapalım böyle bir anım var mı?

Bu arada dün bir video izledim, Zeynep sayesinde. Bodrum'da 23 Nisan şenliği. 6 yaşındaki veletler tango yapıyor, ama küçük kız partnerine trip attığı için tangoyu bırakıyor. Resmen kızın büyüyünce ne olacağını gördüm o videoda. Hayatı boyunca bir erkeğe hayatı zindan edecek.



Dövmeden girip trip atan veletten çıkabilecek tek insan benim.Öperim.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Henüz 3 Yaşında Bir Kardeşim Varrr...

Yer: Bilecik
Yıl : Belli değil ama 90'ların başı olması lazım.

Bilecik'in tek ve en büyük oteli bizim eve çok yakındı, hatta evin yanındaydı. Bilecik'e konsere gelenler hep o otelde kalırdı. Otel evimizin dibinde olunca gelen ünlüleri muhakkak yakından görürdük, bazen tanışma şansımız bile olurdu. Haluk Levet ilk ünlü olduğu zaman gelmişti otele. Çıplak ayaklarla geziyordu. Çocuk aklımla nasıl şaşırmıştım. Oysa ki evrim teorisini destekleyen tek insan olan Haluk Levent'in öyle gezmesi çok normal. Adam doğal hayata alışkın.

Bir gün kapının önünde oynuyoruz. Kapımızın önünde bir kaç gündür duran 34 plaka bir araba var. Otele gelen birisi oldugunu tahmin ediyoruz tabi ki. Sonra pos bıyıklı mavi gömlekli bir adam geldi. Açtı bagajını bir şeyler alıyor. Bakıyoruz adama, yurdum amcası. Annem yanına çağırdı bizi. Dedi ki bu adam ünlü, hem de çok ünlü, gidin imzalı fotograf isteyin. Tek derdi sokakta biraz daha oynamak olan ablamla ben gittik adamın yanına. Adamı ömrümde görmemişim, ne şarkısını bilirim ne adını. Ama almışız gazı annemden.

- Merhaba, biz sizin çok büyük hayranınızız. Bir imzalı fotografınızı alabilir miyiz? dedik.

Adam da eğildi arabanın bagajına, çekti 2 tane fiyakalı resmini bizim için.

- Gızlar, hangi şarkımı en çok seviyorsunuz? kelimeleri fırladı pos bıyıkların arasından.

Eğer o zaman İngilizce biliyor olsam kesinlikle WTF? derdim.

- Hepsini çok seviyoruz, hepsi çok güzel diye yuvarlak bir manevra ile kurtulduk pos bıyıklı adamdan.

Adamın verdiği imzalı resmindeki gömlek ve üzerindeki gömlek aynıydı. Ellerini kavuşturmuş, gülümsüyordu pos bıyıkların arasından.

Kocaman "HAKKI BULUT" yazıyordu resmin üzerinde. Hakkı Bulut kimdi? Sanırım bunu bir tek annem biliyordu.

Elinde ünlü birinin fotografı, hemde imzalı fotografı olan biz iki kardeş sevinçten deliye döndük. Hatta ablam o kadar deliye döndü ki oturma odasında televizyonun üzerindeki çerçevedeki annemle babamın resminin üzerine koydu imzalı Hakkı Bulut Fotografını.

Ben kendiminkini saklamıştım. Neden ve kimden sakladığımı bilmiyorum ama saklamıştım.

Ertesi gün heyecanımız ve sevincimiz geçmişti aslında. Çünkü Hakkı Bulut gördüğümüz ilk ünlü değildi. Ki o dönem kendisi bizim için ünlü bile değildi. Ama Hakkı Bulut'un ablamın adına imzaladığı fotografı annemle babamın fotografı üzerinde kaldı. Sevincimiz ve çoşkumuz kaçınca onunda bizim için önemi kalmamıştı.

Bir gün, başka bir şeye sinirlenen babam, tüm hıncını bizim Hakkı Bulut fotografından çıkardı.

- Bu eşoğlueşeğin resminin ne işi var bizim evin baş köşesinde, hemde bizim fotografımızın üzerinde dedi ve Hakkı Abi'nin pos bıyıklı gülüşünü ikiye ayırdı.

Ablam odanın ortasında Hakkı Abi'nin parçalanmış bıyıklarına gözyaşı dökerken ben sinsice üst kata çıkıp, sakladığım yerden Hakkı Bulut'un imzalı fotografını çıkarmış, ablamın ağlaması bitince onu sinir etmek için cebime sıkıştırmıştım.

Hakkı Bulut, henüz 3 yaşında bir kardeşim var, seni ondan bile kıskanıyorum.