24 Ağustos 2009 Pazartesi

Life in a Cartoon Motion



2007 Yazıma damgasını vurmuştur bu albüm ve bu adam. Dinlediğim en eğlenceli, en rengarenk adamlardan biri Mika. 1983'te doğmuş. Bir arkadaşım 83 serisinin çok iyi olduğunu söylemişti. Mika'ya bakınca doğruluğuna inanıyorum. Şarkıları kadar klipleri de rengarenk bu adamın.


2007 mi 2008 mi çok net hatırlamıyorum ama MTV müzik ödüllerinde sahne almıştı. O kadar eğlenceliydi ki sahnesi evcilik gibi. Youtube'u şöyle bir karıştırın, kesin bulursunuz. Eğlence garantili bir show.

Geçen MTV'de denk geldim, yeni albümünü çıkarmış, ilk klibi " we are golden". Slip donuyla rengarenk bir odanın ortasında hoplaya zıplaya şarkı söylüyor.

Yeni albümünü daha elden geçiremedim ama eski albümünden Top 3 yapabilirim.

3. sırada şeker gibi bir şarkısı var, aslında gönlümde hepsi bir numara ama, kader. Lollipop :)

2. sırada nostaljik bir karaktere yazılmış bir şarkı var, Grace Kelly :)

Ve 1 numara, en eğlenceli şarkısı, hatta Nelly Furtado ile bir mix'i var, tadından yenmiyor, relax, take it easy <:0


19 Ağustos 2009 Çarşamba

Bir Festivalcinin Galaksi Rehberi - 2




Festival girizgahını daha önce yapmıştım size, hatırladınız mı? Okuduğunuzu anladınız mı bir test edelim bakalım.
Soru 1 : Epica'nın söylediği şarkılardan ikisini sayınız?

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, kopya çekene acımam atarım blogtan :)

Neyse efenim, bu festival finito. Bu kadar rezil bir festivalin ve bu kadar bombastik eğlencenin bir arada olması nasıl ironik değil mi?

- Cuma gününün 3in1'i yorgunluk / soğukalgınlığı / uykusuzluk. 1 saat rest in peace tribinde şarj ettim kendimi.

- Foça otobüsleri koltuk altlarına, yolcu kucaklarına, bagaja kadar doluydu, dolayısıyla bana düşen "orta taraf"ta bir yerdi. Ayakta yolcu kalmasın derler ya, biz de oturan yolcu yoktu. O sinirle muavin amca çemkirişimi hakketti.

- Sağlam deniz yatağını 10 TL'ye almadım ama yastığı patlak ( aslında kendisi de patlak) deniz yatağını 5 TL'ye aldım, aferin bana. Keşke ekonomi okusaydım haa.

- Festival alanı berbattı. 2 Tepe üzeri çadır alanı. 70.000 (yetmişbin) kişiye 6 duş vardı. Bu yüzden herkes pisti. Tuvaletler bildiğin foseptik çukuru idi. Yemekler de tırttı. Bira 5 TL idi, (Tuborg malesef), cumartesi 3TL'ye düştü, fıstık hediyeli.

- En iyi performanslar: Epica (bebeğim) Pentagram, Duman ve Babazula'ydı.

- Duman konserinde Miski ile gaza gelip ergenlerin arasına daldık. Sahnenin önünde hemde. İnanın bizde şeye sürülecek akıl yok. Etrafımız bir anda testesteron fışkırtan, pis ve susamış ergenlerle doldu. Büyük tehlikedeydik. Uzun zamandır bira ve su içmemiş ergenlerin arasına ellerimizde buz gibi bira ile dalmıştık. Gecikmeden dost bir ergen bizi bir an önce biralarımızı bitirmemiz gerektiği, yoksa bizi burda parçalayacakları konusunda uyardı. Herşeyi o dost ergene borçluyuz. Dost ergen candır.

-Duman konserinde arkalarda bir kız bayıldı, sahne önündeki görevliden su istediler, görevli suyu yolladı, elden ele arkaya giden su, susuzluktan delirmiş bir ergenin midesinde yolculuğunu bitirdi. Nazik ergen bardağı geri yollamayı unutmadı. Nazik ergen de candır.

- Tembel bir ergen Duman konserinde eliyle yaptığı metal işaretini Miski'nin kafasına koydu konser boyunca, ne Godun lan Gafana? demeden edemedik.

- Cuma gecesi Ogün Sanlısoy'un fönlü saçlarını merak etmeyen festival bitlileri konser alanını boş bırakarak, ayı gibi bira standlarına doğru saldırmışlardı ki yoğun gaz ve toz bulutundan bir "böğürme" sesi geldi. Festival bitlileri biliyordu, bu ses ona aitti. Hayko Cepkin. Bu Freak Festival onsuz olamazdı.

- Gündüzleri konser alanından ve bitli festival insanlarından uzakta bir beach'te günümüzü gün ettik. Duşumuzu aldık, dişimizi fırçaladık. Mis gibi. Beach'in sahibi diş fırçalamamızı biraz garipsedi ama hijyen şart.

- Cumartesi gecesini Miski ile sallama gecesi olarak düşündük. Keywordlerimiz "heykelcilik, resimcilik". İpini çözmüş danalar gibiydik, bir oraya bir buraya. Sonra yolumuz Öztürkjant, Ebeperi, Sarptır, Alp, Efe ve dahası ile kesişti. Süper muhabbetti.

- Cumartesi Gecesi ateşi isminin Semih olduğunu öğrendiğimiz, peltek ve bahçelievlerde oturan bir festival bitlisiydi. "aç aç" gazına gelen Semih pantolonunu indirdi. Anladık ki herkesin kafası güzeldi.

- Ankara'dan gelen 657'ye tabi iki tane festival teyzesi vardı, kırmızı saçlı, şişman, ve kafası güzel. Süperlerdi.

- Cumartesi gecesi rüzgarın saatte çıldırmış gibi esmesiyle çadırımız uçmaya yeltendi. Yakaladık tabi ki. Ama çadırların %80'i telef oldu.

- Gecenin sonunda Alp, Efe, Çağlar, Ben Miski, Kıvırcık ( bu çocuğu yan masadan alevli olarak aldık) Hülya sessiz sinema oynuyorduk. Düşünün kafalarımız ne kadar güzel.

- Tüm gece uçağın motoruna yakınmış hissi ile uyumak zorunda kaldık rüzgar yüzünden. Deniz yataklarımızda söndü.


- Miskinin önerisi : O kadar alıştım ki taşta yatmaya bahçeye mıcır döktürüp üzerine çadır kuracağım : )

- Pazar günü arkamıza bile bakmadan kaçtık festival alanından. Güle güle bitliler, ergenler, ucubeler.

- Yolun bir kısmını mutsuz yürüyen ben ve miski bir göz teması ile gülmeye başladık, karnımıza ağrılar girene kadar. Heykelcilik, resimcilik :)

- Bir festivalde böyle bitti be dostlar, o kadar eğlendim ki anlatamam. Festival bitlileri, ucubeleri, ergenleri, bebeğimsiniz.

14 Ağustos 2009 Cuma

Bir Festivalcinin Galaksi Rehberi

Foça Rock Tatili dün itibari ile başladı. Daha öncesinde Epica'yı ilk güne, hafta içine koydukları için organizasyona baya bir sektirmiştim. Ama hiç bir şey beni oraya gitmekten alıkoyamadı, soğukalgınlığım bile.

Vardığımızda Epica ilk şarkısını bitirmişti. Simone sahnede ışıldıyordu resmen. Aynen böyle " saçlarını dağıtırsın, rüzgarlara bırakırsın" modunda takıldı tüm gece.


Bir Simone'a baktım, bir de festival ucubelerine. Dedim hey güzel Allahım neler yapıyorsun, kimine kelek, kimine çilek veriyorsun. Her festivalde olduğu gibi etraf ilginçlikler insanları ile doluydu. Dantelli etekliler, Kiss makyajlılar, 5 yıldır yıkanmamış saçtan oluşan doğal rastalılar... Adam ol deyip ağzına iki tane yapıştıracağın tipler... Ama bunlarsız festival kambersiz düğüne benzer. Canlarım benim.

Neyse Epica diyordum. Ev arkadaşımın tırt fotograf makinesiyle fotograf çekmeye çalıştım fakat muvaffak olamadım. Cry for the Moon, Solitary Ground, Black Infinity, Quetius... Bütün gece sahnede kalsalar sesim çıkmaz dinlerdim.

Ayrıca Yves bebeğim her zaman ki gibi bombastik, fantastikti. Tam 1 saat sahnede kalıp bir daha geri dönmemek üzere gittiler. Bir damla gözyaşı süzüldü gözümden.

Epica sahneden inerken, tişört, su, baget gibi şeyler fırlattı seyircilere. Bir ara Yves'i falan atarlar diye bir önlere doğru atıldım ama nafile. Napayım tişörtü, atsanıza bir uzun saçlı.

Sonra çıkan grup gençlik yıllarımın grubuydu. İlk onların albümünü almıştım. Ortaokul 1 mi desem, hazırlık mı desem. Pentagram... İlk defa sahnede izledim, ama bir kere daha helal olsun dedim adamlara. Give me Somethin to Kill the Pain, Anatolia, Dark is the sunlight... Beni "metal müziğe giriş" günlerime götürdüler.

Organizasyona gelince, çadır alanı engebeli bir alandı, 45 derece açıyla uyumaya çalışan insanlar vardı. Yemek kısmı çok dağınık ve pisti. Foça bildiğiniz Ekim-Kasım'ı yaşıyor, bu ne soğuk. Rüzgarın hızı hız problemlerine konu olacak cinstendi.

Hayatımda ilk defa arabada yattım, 4 saat uyuyup işe geldim. Bugün çıkışta geri gideceğim, tüm haftasonu oradayım. Eğer pazartesi benden haber alamazsanız bilin ki bademciklerim birer birey haline gelmiş, ateşim başıma vurmuştur.

Ama herşeye rağmen:

Epica rulz.


Bu da benden size hediye.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Hey corç Versene Borç.

Pinksatelite hanım kardeşim beni mimlemiş, yakışır yakışıklı karşim. Burdan yakınız lütfen:

1. Hangi şehirde yaşıyorsun?

İzmir


2. Mesleğin?

Turşucuyum, yani fotoğraf hocam bana öyle hitap ediyor. Ben İhracatçı olduğumu düşünüyorum, ama sorsanız eskiden boş gezene kalfa olmak isterdim. Hayat beni neden yoruyorsun?


3. Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?

Küçükken saç fırçasından mikrofon, zeytin dalından kalem, kolumdan kamera, şipşak sesimden de fotograf makinesi yapardım, sanatçı kişiliğim böyle gelişti. ( Bir eleman yazıyordu, bende ondan gaza geldim.)


4. Ne kadar süredir blog yazıyosun?
Since B.C 3 (Kasım 2008)

5. Bloğunu hangi sıklıkla ziyaret edersin?
Hafta içi sabah 09.00- akşam 18.00 :)

6. Pc açıldığında bloğunu açmak kaçıncı sıradaki iştir?

Önce gmail, sonra facebook, sonra blog. Dolayısıyla sayıyoruz ve bakıyoruz ki 3. imiş.


7. Başka bir blog sayfasında görüp aldığın birşey yada gittiğin bir yer oldu mu?

Henüz olmadı, bu da sizin ayıbınız sayın bloggerlar.


8. Bloğunda hangi konulardan bahsetmek seni mutlu eder?

Saçmalamak o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam.


9. Bloglarda gördüğün diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur? (Blog teması, diğer bloglara yorumları, bloğunun adı, içeriği vs)


Bakarım içerik ne kadar dolu, blogger'ın kırıklık durumu ne, ona göre eklerim.


10. Blog aracılığıyla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsun?

Ben onuda yerim, gene ay sonu zor gelir.


11. Blog arkadaşlarınla buluşma, biraraya gelme fikrine ne dersin?

Fulya ile bir türlü ayarlayamadık, hatta şu an gtalk'ta onu konusuyoruz :)


12. Bu soruları kimler cevaplasın?
Fulya
DiskDünya
Wakuman

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Kurt Cobain gibi depresyon hırkasını giyicem ama isilik olurum diye korkuyorum bu sıcakta.

Ege Üniversitesi'ne "Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde yüksek lisansınıza talibim" diye başvurumu yaptım. Aslında gönlümde yatan güzel Kadın Çalışmaları ama bu sene kimseye bizden kız yok dediler. Bakalım "beni seç beni seç" tribime kanıp beni almazlarda seneye Kadın Çalışmaları'na başvururum, ben aslında seni istedim, herşey yalan gerçek sensin derim. Yerse.
16 aydır çalışmama rağmen hala otobüslerde öğrenci basıyorum, insanın yaşlandığını kabul etmemesi gibi bir trip bu.
Yer küre o kadar küçük ki insan hiç tahmin etmediği insanlarla karşılaşıyor. 2002 yılında Kumburgaz'daki patronumun düğün törenine denk gelmiş olabilirim, ilginç değil mi?

Hani şarkıcılar hep anlatır ya "küçükken saç fırçasından mikrofon yapardım" diye. İşte bende öyleydim, tek istediğim büyüyünce şarkıcı olmaktı, güzel sanatlarda okumaktı. Olmak istediğim yerle olduğum yer arası 5 dk. var. Yani en azından Andy Warhol öyle söylüyor. ( Andy Warhol?)

Çok küçüktüm, belki 3 ya da 4. Annemler taşınıyorlar ve beni teyzeme bırakıyorlar ayak bağı olmayayım diye. Teyzem de beni kapının önüne çıkarıyor, 2 dk eve birşey almaya girdiğinde ipi kopmuş deli bir dana gibi takılıyorum top oynayan çocukların peşine. Hatırladığım şey belediyedeki amcalara bir masanın üzerinde oturup, bir elimde lokum bir elimde çikolatalı gofretle şarkı söylediğim ve adamların bana babamın kucağında eve giderken "yine gel" dediği.

Bakıyorum da ne çok yapmak isteyipte yapamadığım şey olmuş. Hala şarkıcı olamadım ( bir kaç amatör grup deneyimini saymazsak), hala yurt dışına çıkamadım ( İstanbul Avrupa Yakasını saymazsak) ve daha bir çok antin kuntin istek.

Eğer 60'larda/ 70'lerde dünyaya gelseydim kesinlikle hobo olurdum. Dünya-minare ikilisini hayatımdan çıkarır, ordan oraya savrulurdum herhalde.

Bir yandan gelenekçi olmak ve bir yandan asi olmak tırt bir durum. Maybe in another life, bro.

Bu şarkı benden size gelsin, I know what you are.

I know.



6 Ağustos 2009 Perşembe

En "Trendy" Aksesuar : Çocuk

Tüketim toplumu olmamızdan mütevellit her gün yeni yeni şeyler moda oluyor, ve biz obur şişman bir çocuğun pizzaya ya da hamburgere "hurraa" etmesi gibi o yeni şeyleri yağmalıyoruz. Sonuna kadar sömürüp bir kenara fırlatıyoruz. ( Bu söylemi kullanınca aklıma Elm Sokağı filmindeki Freddy'nin zenci bir kızı öptüğü, kızın içindeki havayı resmen alıp kızı sönmüş balon gibi attığı sahne geliyor.)
Son trend sanırım en garibi. Çocuk. Evet bildiğimiz, bir kadın ve bir erkek sevişince istemli yada istemsiz ortaya çıkan, elde etmek için 9 ay beklediğiniz şey. Çocuk. Meksika Dalgası gibi yayılıyor. Ortada, sağda solda çocuk yapacak sağlıklı erkeği bulan, anne olmaya hazır mıyım? Kendi keyfim için bir çocuk yapmak doğru mu? diye düşünmüyor, kaba tabirle koyuyor çocuğu.
Ha bir de sağlıklı bir erkek bulamayanlar var. Onlar ne yapıyor? Soluğu Amerika'da alıyorlar, 150 gr sarışın, 200 gr Fransız, bir tutam zeka diye veriyorlar tarifi sperm bankasına, çıkışta alıyorlar bebeği.
Bu da mı olmadı, daha trendysi var. Vietnam'dan, Afrika'dan çocuk ithal edersin. Daha iyi bir yaşam vaadederek sömürdükçe sömürürsün çocuğu.




Bu kimisinin kotunu Leke Jeans'ten almasına kimisinin Diesel'den başka kot giymem diye saçmalamasıyla aynı durumdur.
Maksat o sezonun modasını takip etmektir. Hamileyken bikini giymek ya da çocuğunla denizde oyunlar oynamak...

Çocuk insanın kendine yakışanı giymesidir velhasıl.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Seven Days

Monday blue
Tuesday too
Wednesday, Thursday, Friday
Baby I love you.

Cuma seni seviyorum cidden. Dün dilime dolanan bir şarkı vardı, küfürlü bir tezahürat. Yanıldım, yenildim ve bunu Mazhar kulum ile paylaştım. Başka bir küfürlü tezahüratı aklıma taktı, gitti. İzmir haftasonları enerjimi emiyor. Sigara yasağından sonra ilk defa bara gittim, "sigara yasağı bebeğimsin". Anadolunun bağrından kopan gelen pazar kekosu Özgür vardı ya, işte onu Anadolu'ya geri yolladık. Elimizde kalansa beni güldüren bir sürü anı ve bir tutan saçı, yazdığı notu, verdiği poileri oldu.
Çok sıkıcıyım bu aralar. Dün balık ekmek yerken Yet'e -limon istermisin? diye sordum, ben garsondan istemesini kastetmiştim ama o ona limonumu verebileceğimi düşünmüş, beni hiç tanımamışsın bebeğim, malımı al mülkümü al da gel samur kürkümü al ama limonuma dokunma.

Bu arada gülmek gerçekten önemli bir şey. Mesela çok karizmatiksin, aranılan adamsın ama tırt bi gülüşün var, işte o an gerçekten bitiyorsun. Cam kırılma sesi ve ardından dağılan imaj. Cok fena.

İtiraf.com'da adamın biri karıma hediye alamadım ona çok sevdiğim kırmızı jartiyerimi hediye ettim demiş, Allahım sana geliyorum.

İyi falcı bilen var mı?