30 Ekim 2009 Cuma



Üniversitede bir hocam vardı, psikologa giden bir kıza " ne gerek var kızım, çık bir dağın tepesine kıçın yırtılana kadar "booook" diye bağır, hiçbirşeyin kalmaz" demişti. Nerde o dağ?


Bu da benden gelsin: F*CK YOU very very much.

28 Ekim 2009 Çarşamba

dikkat erkek çıkabilir

Bornova'da sürekli gittiğimiz, uzun zaman gitmediğimizde sahibinden azar işittiğimiz bir bar var. Küçük ve sıcak bir yer. Tırt bir ismi olmasına rağmen en sevdiğimiz yer şu an. İsmi mi? Ayaküstü Bira'zz :)

Para hırsı gözlerini kör etmemiş olan nadir işletmecilerden Ahmet Abi ve Arzu Abla. Rakı geceleri meşhurdur Bira'zz'ın. İstemediğiniz kadar meze gelir masanıza. Sarmalar, haydariler, peynirler, midyeler... Ve siz sadece içtiğiniz içkinin parasını öder çıkarsınız. Barmeninden garsonlarına kadar herkes tanıyor bizi. Ama bir kere bile gidip " her zamankinden" demişliğim yoktur.

Size bundan hiç bahsetmedim değil mi? En büyük hayalim şu dünyada bir bara gidip, sofistike ve hüzünlü bir bakış attıktan sonra barmene " her zamankinden" demek. Bakın yazın bunu bir kenara, bunu demeden ölürsem gözüm açık gider.

Neyse Salı Gecesi "Ladies night" vardı Bira'zzda. Gelin kadın kadına eğlenelim, sürprizlerle çoşalım diyordu afişinde. Kadın kadına eğlenme kısmı biraz şüpheli geldi bana. Çok ince bir çizgi vardı çünkü. O "Ladies Night" bir anda "Kadınlar Matinesine" dönebilirdi. Bizi en çok gecenin sürprizi cezbetti aslında.

Barmeninden garsonuna, bodyguardına herkes kadındı. İçerisi pembe tüller ve balonlarla süslenmişti. Bu kısmı bana çok seksist geldi ama napalım. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Kapıda kadın bir bodyguard gelen erkekleri "nazikçe" geri çeviriyordu ve peruklu bir kız pembe keselere konulan lolipopları dağıtıyordu. Herkes çok şıktı, biz hariç :) Neyseki Zeynep benimde bu konuda sınıfı geçtiğimi ama İlknur'un sınıfta kaldığını söyledi. "Rüküş rüküş" diye alay ettik. Yok bu kadar sığlaşmadık. İlknurla evden çıkmadan " aman ya pijamayla gitsekte olur nasıl olsa ortalıkta erkek yok" gibi sığ muhabbetler yapmadık değil. Ama sadece o kadar. Günlük çapsızlık dozumuz belli, fazlası hepimize zarar.

İçkilerimizi söyledik ve başladık içeridekileri süzmeye :) Kendimi tırt magazin programındaki dış ses gibi hissettim resmen. Sonra masamıza sigara böreği-sarma dolu bir tabak geldi. Korkularım bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı o an. Gecenin sonunda yan masaya tiramisu tarifi verirken hayal ettim kendimi. Neyseki arkasından gelen midye biri o gün muhabbetinden baya uzaklaştırdı.

Gece boyunca hep Türkçe pop / Beyoncé (biyaanse) çaldı durdu. İçeridekiler çoştukça çoştu. En sonunda bizde dayanamadık attık kendimizi çoşan kadınların arasına. Nedense bu olay gecenin sürprizi ile aynı zamana denk geldi.


Gecenin sürprizi 2 adet erkek dansçıydı. Tamam dansçılar maymundan 2 dk. sonra doğmuş tiplerdi. Ama koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir ( google'a bakmadım değil hani). Eelmanlardan biri "benimle dans eder misin'de" dans etmişti. Hatırladınız mı? Yoksa ben mi sallıyorum? Hayat bu işte, nereden nereye :)

Neyse sürpriz çıkınca herkes bir çoştu. Bu çirkin elemanların egoları arşa değmemişse bana da Nora demesinler. Önce yabancı şarkılarla dans ettiler. Sonra bir ara verdiler. Ama herkes nasıl eğleniyor görmelisiniz. Sonra 2. kez çıktıklarında bildiğin oryantal yaptılar, oyun havaları çaldı. Bir anda kendimi bir kına gecesinde buldum. Matineden kurtardık, gün olayını sıyırdık ama kına gecesini atlatamadık. Cidden kına gecesi modunda oynadıkta oynadık tüm gece.



Dansçılar bardan inip libidosu tavan kadınların arasına karıştılar. Anladık ki daha da dans etmeyecekler. Bütün şevkimiz kırıldı. Artık gitme vakti gelmişti bizim için. Dansçının biri ( kel ve çirkin olan) " kızlar devamı bizim evde" gibi denyo laflar etti. Hem çirkin hem kel hem denyo. Ama etrafı kız doluydu. Yüce Rabbim sen nelere kadirsin. ( çarpılmama az kaldı :))Wuhuuu yapan Nora'yı bulabildiniz mi?

Geceyi bitirip hesabı öderken Arzu Abla'ya en kısa zamanda 2.sini istediğimizi ama daha yakışıklı dansçılar olması dileklerimizi ilettik. Arzu abla gelen en iyi tiplerin bunlar oldugunu söyleyince bu çirkinlere bakış açım bir anca değişti. Ve içimden şu sözü tekrarladım.



"Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir"

27 Ekim 2009 Salı

Ben bunlara alışığım, kilolarımla barışığım.

Zaman zaman ipin ucunu kaçırsamda hala diyetime devam ediyorum. Ama aylardır 61 kg'de bir takılma yaşıyorum. Ne yukarı ne aşağı. ( yukarı niye çıkacaksam?) Bugün diyetimi biraz daha sıkılaştırma kararı aldım en azından 59 kg'yi görene kadar. Her zaman yaptığımı yapmaya devam. Ama bu sefer akşam yemeklerinin dozunu ayarlamalıyım. Bir de nazik popomu kaldırıp şu spor olayına başlamalıyım. Yoksa bu yanlara konuslanan simirlerden, göbeğimdeki ayvadan kurtuluş yok.
Diyet yaparken en gıcık olduğum şey insanların sürekli bunu dile getirmesidir. Bütün hafta az ve öz yemişsin mesela. Kendini ödüllendirmek istiyorsun. Yiyeceğin 2-3 dilim pizza ya da biraz cips. Elini attığın an "ee sen diyette değil misin" diyorlar. Evet diyetteyiz ama ölüm diyetinde değil. 2 kg fazlamız var diye bu nimetlerden faydalanamayacak mıyız?

O yüzden bu sefer sır gibi saklayacağım diyetimi. Kimse görmeden gizli köşelerde yiyeceğim kibrit kutusu büyüklüğündeki peynirimi.

Şaka bir yana hala kibrit kutusu peynirle diyet yapan var mıdır? Benim kilo vermem için az ve sık yemem gerekli mesela. O yüzden mutfak faresi gibi paso bişiler yiyorum. Meyvedir, kepekli bisküvidir falan. Bişiler yiyorum deyince sakın 2.5 adana yanına künefe falan zannetmeyin.

Hayatımda yediğim kebap sayısı 1 bilemedin 2'dir zaten. Hiç aram yok kebaplarla, dönerle. O yüzden diyet yaparken hiç zorlanmam.

Ama pasta-börek gördüm mü dayanamam. Şu hayatta güzel ve kepçe kulaklı kızları nasıl sevmezsem yiyip kilo alamayan kızları da aynı derecede sevmem.

Şimdi 1 tane rulo kat yedim, kimse görmesin :))



Ofisten birini gaza getirmiştim diyet konusunda ve ona diyet koçluğu yapmıştım, 2 ayda 8 kilo vermişti, bende 5 kilo verdim o dönem. İnsanın diyet arkadaşı olması güzel bir şey bence. Birlikte gaza geliyorsunuz. O yüzden tekrar kendisini gaza getireyim de yalnız kalmıyım.

Ayrıca benim gibi metabolizması yavaş çalışanlar için sihirli bir tarifim var. Hemde lezzetli. Bugün başladığım sıkı diyetim 1 ay sonra bugün bitecek. 2 kilo vermiş olmam gerekiyor. Fazlası "always welcome" :)
Metabolizma Hızlandırıcı Çay:

Malzemeler :
1 lt su
1 elma
1 limon
1 kabuk tarcın
3-5 adet karanfil
3-5 adet karabiber
İsteğe bağlı olarak portakal

1 lt suya tüm bu malzemeleri atın, ama ayı gibi elma ve limonu bütün atmayın, 4e bölün. Kaynatın, için. Ben akşam yatmadan 30 dk önce içmeyi tercih ediyorum. Ama gün içinde de içebilirsem içiyorum. Faydasını cidden gördüm. Şiddetle tavsiye edilir.


Tüm şişman kızlara sevgilerimle...


XoXo Nuran the kemikleri iri kız.


23 Ekim 2009 Cuma

Ses Veriyorum : "Korkma"

Kendi kendime en çok çekindiğim, korktuğum hatta nefret ettiğim şeylerin bir sıralamasını yapmaya çalıştım. Ama yapamadım. Bir numaraya kimin oturacağı konusunda Kral Tv top 10 listesi kadar kararsız kaldım.Sonra da bir sıraya koymamaya karar verdim. Mesela daha önce size "abiii" diyen kızlardan nasıl çekindiğimden bahsetmiştim. Mesela karşımdaki süper bir insansa, kendisine hayranlıkla bakıyorsam, "abiii" dediği an aynen buna dönüyor gözümde.

Merhaba abiiii

Diğer bir madde de maç izleyen erkek. İnanılmaz itici geliyor. Holiganlık bu dünyadaki en gereksiz şey diye düşünmekteyim. Bunda sanırım babamın takım tutmamasının ve bizim evimizde hiç maç izlenmemesinin büyük etkisi var. Mesela Mazhar'ı dün akşam kükrerken gördüm maç esnasında. Cidden kükredi. Nedenini anlamadım.

Maç izleyen bir erkekten daha çok çekindiğim şey maç izleyen bir süre erkek. Bir bar dolusu, bir ev dolusu, bir cafe dolusu adam. Maç İzleyen Adam. Sen koru Yarebbim.

Sarhoş Kadın. Bu dünyadaki en tehlikeli şey bence sarhoş kadın. Bir ülkeyi çökertmek için bence ne hidrojene ne silaha ihtiyaç vardır. Yollayın bir ordu sarhoş kadını. Ülkenin içine ederler valla. 2 gün geçmeden ülke sallar beyaz bayrağı. Hayatımda hiç bu kadar gözü kara bir tür görmedim. "Gel seninle Başbakanın karşısında "zilleri taktı çıkı çıkı yaptı" yapıcaz deyin, siz cümleyi bitirmeden zilleri takmış olur. Bu türden baya baya çekiniyorum. Benimde zamanında zilleri takıp çıkı çıkı yaptığım olmadı mı? (anılar, anılarrrr şimdi gözümde canlandılarrr)


Öpüjeeeem


Konuşurken kilitleyen insanlardan da korkarım, aslında daha çok çekinirim. Hele bir de devamlı göz teması istiyorsa. Hipnotize ediyor resmen baka baka. Bahsettiği konuda o kadar umursamadığım bir konu mesela. Ama nezaketen "hı hı" diyorum. Çoştukça çoşuyor. Bende otomatiğe bağlıyorum bir süre sonra "hı hı"ları. Geliyorum her 2 dk.da bir "hıhı" moduna. Kaptırıp gidiyorum.

Şahıs: Gezdik geldik eve, herşey güzel
Nora: hı hı
Şahıs : Sonra adam bir koydu suratımın ortasına.
Nora: hı hı
Şahıs: Birden bir baktım kolbastıya başlamışız
Nora: hıhı (WTF)

Bir gün başıma şöyle bir olay gelecek, tüm foyam ortaya çıkacak, bu da bir başka korkumdur şu hayatta :))

Son olarak korkmaktan öte, fazlasıyla nefret ettiğim bir şey de "tuvalette gazete/dergi okuyan insanlar". Neden ya neden? O kokuların arasında daha mı iyi basıyor kafanız anlamıyorum ki. Bir de bu tipler okudugunu tuvalette bırakıp çıkar. Sevgilim Merhaba? İşte böyle insanların tüm dünyayı, ya da tüm dünyamı ele geçirmesi en korktuğum şeydi. Sevgilim Naber? (:>)

Şimdi aklıma geldi aslında. Benim sevgilim hem maç izleyen bir erkek, hem tuvalette dergi okuyan bir adam. İlişkimizi bir gözden geçirip geliyorum.

22 Ekim 2009 Perşembe

sepet sepet yumurta, sakın beni kudurtma

- Çarşamba gününü Perşembe gününden daha çok seviyorum. Aslında perşembeyi sevmem gerekiyor cumaya yakınlığından dolayı, ama sevmiyorum. Çarşamba rocks my world.

- Hesionka bana 2 tane cok cici hediye yollamış, en kısa zamanda takıp gösteririm, ÇOOOOOK teşekkürlerrrr Hesi'cim :)

- Ablam cumartesi sabah alışveriş gezimizin sabah 8'de başlayacağını, 6'da kalkmamız gerektiğini söylediğinden beri hayata küstüm.

- Annem'e börek, sarma siparişi verdim, "yapıyorum da ne oluyor yemiyorsun" diye çemkirdi. Haklıydı, susmak zorunda kaldım.

- Evde en küçük kardeş her zaman getir-götürcü olarak kullanılır. Eve küçük bir kız çocuğu almaya karar verdik bizde. Aklımızdaki tek isim "Zeynep" :))

- "Dağdan gelip bağdakini kovmak" diye bir laf var. Bir de " bir kız gelir dağdan döne döne" var. Nedense aklıma hep bunlar geliyor gazeteyi açınca.

- Twitter'da ünlülerin abuk sabuk tweetlerini görünce onlardan soğuyorum.

- Bir filin doğumunu izledim, hala kendime gelemedim.

- "Hayvanları sevmeyen insanları sevemez" gibi bir söylem var, anlamadım gitti.

- "Tonguç" ne kadar komik bir isim. "Tonguç gel yavrum yemek hazır.

- İsimlerin sonuna "can" eklenmesini hiç sevmem. Bu zamana kadar tek sevdiğim can'lı isim Mahmutcan'dı :) Mahmut ne ya.


Son olarak, -Silence, I'll kill you.


20 Ekim 2009 Salı

Hotel Rwanda

“you should spit on our face. ‘coz we - the west - think you are dirt. you are worthless because you are black. you are not even niggers. you are african…”

Dış güçlerin bir ülkeyi nasıl ikiye böldüğünün, insanları birbirine nasıl düşman ettiğinin, klişe ama kardeşe kardeşi öldürttüğünün en açık ve en acımasız hali aslında Hotel Rwanda.

Paul Rusesabagina Belçika menşeili bir otelin müdürüdür ve bir Hutu'dur. Ülke içinde Hutu'lar ve Tutsi'ler arasında gizliden gzliye yaşanan çekişme yavaş yavaş bir soykırıma döner. Ve Paul bu soykırımdan bir çok insanı kurtarmak için elinden geleni yapmaya çalışır.

Rwanda'da yaşananların bu kadar sarsıcı olmasının tek sebebi gerçekten yaşanmış olması. Bu çatışmadan geriye kalan korku dolu, nefretle bilenen insanlar ve 1.000.000 cesettir.

Ve filmde en açık verilen mesaj, bir ülkeyi bölmek için tek ihtiyacınız olan bir iç savaştır. Ne füze, ne bomba, hiçbir şeye ihtiyacınız yok aslında.

Filmde bir kaç karede Jean Reno da var. Çok severim kendisini :) Film biraz uzun aslında, ama hiç sıkmıyor sizi. Zeynep gibi her filmde ağlamam ama bu filmde tutamadım kendimi.

Ermeni soykırımı diye kendini yırtan Avrupa bunları hiç görmüyor mu çok merak ediyorum. Ellerimizde satırlarla insanları doğrasak, cesetlerinden asfalt yapsak ne olurdu acaba?

Filmin bir yerinde Rwanda'da yaşananları görüntülemek için gelen gazetecinin biri çok güzel bir şey söylüyor:

- sence bu görüntüleri aksam haberlerine yetistirebilir miyiz? - yetistirsek ne degisecek ki? insanlar “aman allahim ne kadar korkunç” diyerek baska bir kanala geçecekler…

Aynen bunu yapmıyor muyuz bu haberlere? Filmi izlerken kendime bu kadar büyük bir katliamı nasıl duymadım ben?

Çünkü kendi hayatımızla, kendi sorunlarımızla o kadar meşgulüz ki dış Dünya'ya kulaklarımızı kapatıyoruz. Yeri geliyor televizyonda Kürt açılımını bile duymak istemiyorum ki yaşananlar kilometrelerce uzağımızda değil, yanıbaşımızda.




Eğer hala izlemediyseniz, hiç durmayın derim. Belki keyifli vakit geçirmeyeceksiniz film boyunca ve sonrasında ama aynı oyunların farklı ülkeler üzerinde nasıl oynandığını, ve Paul gibi adamların hala bu Dünya'da varolduğunu göreceksiniz.


19 Ekim 2009 Pazartesi

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar



Uzun zamandır film yorumlarımı rafa kaldırmıştım. Film izlemediğimden mi? Pek değil aslında, sanırım üşendiğimden.

Pedro Almodovar benim en sevdiğim yönetmenlerden biridir. "Annem Hakkında Herşey", "Konuş Onunla", "Kötü Eğitim" izlediğim ve hayranı olduğum filmleridir.

"Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar" filmi ne zamandır merak edip izlemek istediğim bir filmdi. Sabah gazetesinin verdiği kuponlarla aldığım DVD setinde bu filme de yer vermişler. Bu arada dolapta film setini ve yanındaki tek dvd "Güneşli Pazartesiler"i gören sevgilimin yorumu:

"Bunları bedavaya aldım ( Sabah'ın verdiği set) param sadece buna yetti (Güneşli Pazartesiler) :)
Benden gelen cevap : Onu da yemeksepeti.com'dan aldım :)))

Neyse filmi ilk izleme denememde uykuya yenik düşmüştüm. Dün akşam tekrardan izledim.

Film 3-4 kadının farklı / aynı konular yüzünden geçirdikleri sinir krizleri. Film Pepa'nın etrafında dolanıp duruyor aslında. Pepa sevgilisi Ivan'dan yeni ayrılan ve sürekli telefonu ile problem yaşayan bir kadın :))

Film 1988 yapımı. Kıyafetleri ve çekim tekniklerini görünce anlıyorsunuz zaten :)

Almodovar'ın diğer filmlerine göre benim için sönük bir filmdi. Ama Almodovar kadınlarla ilgili o kadar güzel tespit yapıyor ki izlerken ona hak veriyorsunuz. Aramızda Pepa gibi elinden uçup giden ve bir başka kadına konan sevgilisini geri döndürmeye çalışan kadınlardan o kadar çok var ki, ya da Candela gibi gidip hiç olmadık bir adama aşık olan ve o adamın başına açtığı dertlere katlanmak zorunda olan...

Filmin en komik yanı Antonio Banderas'ın şu şekilde olmasıydı :=)


Almodovar filmleri ( en azından benim izlediklerim) insanı biraz sarsıyor, ama bu filmde o yok. Sadece sizi eğlendiriyor, nereye varacak bunun sonu diyorsunuz izlerken :)

Eğlencelik bir film arayanlara kesinlikle tavsiye ederim, ama benim gibi diğer filmlerini önce izlemiş olanlar için film beklentinizin baya altında kalıyor.

Ne olursa olsun ama Almodovar bebeğim oldu daha ilk günden.